• persembe@persembe.com

Tarihte Bugün Şubat 2020

20 Şubat 2020

3 yıl önce (2017) bugün (20 Şubat), 2010 yılında Modern Sanat Müzesi’nden €104 milyon değerindeki 5 tabloyu çalan ve Paris’te ismi “Örümcek Adam”a çıkan Vjeran Tomic (49) 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Çalınan tablolar (Fernand Léger’in Mumlu Natürmort’u, Pablo Picasso’nun Güvercin ve Yeşil Bezelyeler’i, Henri Matisse’in Kırsal’ı, 1905, George Braque’ın Esraque Yakınlarındaki Zeytin Ağacı ve Amedeo Modigliani’nin Yelpazeli Kadın’ı) hiçbir zaman bulunamadı.

Örümcek Adam 2010 Mayıs’ında 3 güvenlik görevlisini, kilitli kapı ve pencereleri ve hareket detektörlerini alt ederek müzeye girdi ve plâna göre sadece Léger’in Mumlu Natürmort’unu çalacaktı ama o bir sanatseverdi. Diğer tablolara aşık oldu ve onları da almaya karar verdi. Hepsini çerçevelerinden kesip çıkartarak yuvarladı ve tüydü.

Polis 6 ay sonra soygun sırasında oralarda dolaşan bir evsizin yardımıyla Tomic’in kimliğini tespit etti ve onu bir 6 ay daha takip edip telefonlarını dinledikten sonra tutukladı. Onunla birlikte tabloları ondan alıp satacak olan sanat tüccarı Corvez ve tabloları saklayan bir saat tamircisi Birn de sırasıyla 7 ve 6 yıl hapis cezası yediler.

Bizim Örümcek Adam neredeyse bir halk kahramanı haline geldi, çünkü kibardı, atletikti, yakışıklıydı, bir sanatseverdi ve 20 yıldır yaptığı hırsızlıklarda asla ne bir silah kullanmış ne de şiddete başvurmuştu. Çocukluğunu Bosna’nın Osmanlı kenti Mostar’daki köprüye tırmanarak geçirmişti. Paris’e geldikten sonra Chopin, Proust, Wilde, Jim Morrison gibilerinin gömülü olduğu mezarlık taşlarında örümcek adam becerilerini geliştirip lüks semtlerin lüks binalarındaki apartmanlara tırmanıp soyarak hayatını kazanıyordu.

19 Şubat 2020

6 yıl önce (2014) bugün (19 Şubat), Facebook 2009 yılında kurulan mobil mesajlaşma şirketi WhatsApp’ı $19,3 milyara satın alacağını duyurdu. Bu girişim sermayesiyle yürüyen bir şirkete verilen en yüksek mablağ oldu.

WhatsApp’ı Yahoo’daki işlerini bırakıp Güney Amerika’ya gezmeye giden Brian Acton ve Jan Koum kurdular. Kurmadan önce Facebook’ta işe başvurup reddedilmişlerdi. 2009’un Ocak ayında birer iPhone aldıktan sonra akıllı telefon uygulamaları için büyük bir pazar olduğunu öngördüler (Koum daha sonra spor yaparken gelen telefonları kaçırmaktan bıktığı için arayış içinde olduğunu anlattı).

Şubat ayında şirketi kurduktan sonra sistem devamlı çöktüğü için Koum iş aramaya karar verdi ama Acton birkaç ay daha sabır etmesini istedi. Haziran’a geldiklerinde 250 bin kullanıcıya çıkınca Yahoo’da çalışan beş eski arkadaştan $250 bin topladılar. Kullanıcı sayısı gittikçe arttı ve 2011’de girişim sermayesi şirketi Sequoia Capital işin %15’i için $8 milyon koydu. 2013’te kullanıcı sayısı 200 milyona çıkınca $50 milyon daha yatırdı.

Bir yıl sonra Google $10 milyar teklif etti, satmadılar. İyi ki satmamışlar, Facebook’tan iki mislini aldılar. Sequoia Capital de yatırdığının 50 mislini almış oldu.

WhatsApp’ı bugün 180 ülkede 1,5 milyar kişi kullanıyor. Günde 65 milyar yazılı, 100 milyon sesli, 55 milyon görüntülü mesaj gidip geliyor. Günde 1 milyon yeni kullanıcı geliyor. Bazı ülkelerde ana haberleşme aracı, bazılarında tek haber kaynağı olmuş durumda. 12 ülkede yasak (İran, Kuzey Kore, Suriye gibi olağan şüpheliler). 2016’da Rus elçi öldürülünce bizde de 7 saat boyunca kapatılmıştı.

18 Şubat 2020

10 yıl önce (2010) bugün (18 Şubat), Bibliothèque Nationale de France (Fransa Ulusal Kütüphanesi) ünlü maceraperest, yazar ve aşık Giacomo Casananova’nın yazdığı hatıralarını €7 milyona satın aldı.

12 cilt ve 3.700 sayfadan (1,2 milyon sözcük) oluşan hatıralar Casanova’nın doğuştan (1725) 1774 yılına dek görüp geçirdiklerini kapsıyor. Her ne kadar Casanova Venedik doğumlu olsa da hatıralar zamanın sosyetesinin konuştuğu Fransızca dilinde yazılmış.

Casanova tam bir skandallar kralı, arlanmaz bir zampara ve kurnaz bir sahtekârdı. “Hayatımın Hikâyesi” olarak bilinen otobiyografisinde baştan çıkardığı 120 kadıınla neler yaptığını anlattı. Avrupa’nın her kentindeki maceralarıyla (1742’de İstanbul’a da geldi), Voltaire, Mozart, Prusya’nın II. Frederik’i ve Rusya’nın Katerina’sı gibi ünlülerle yaşadıkları da orada.

Zaten sahne dünyasından geliyordu. Babası da annesi de artistlerdi. Zamparalık hayatına daha 11 yaşındayken öğretmeninin kızkardeşiyle başladı. Bekâretini 17 yaşında kardeş iki kızla kaybetti. Dolandırıcılıktan, kumarbazlıktan, borçlardan içeri girip çıktı.

Hatıralarında müthiş ağzı sulandırıcı anekdotlar var ama en ilginci 1761’de Leonilda ile yaşadıkları. Casanova olmak kolay değil, bir sürü gayrimeşru çocuğu oldu. Leonilda’yı yatağa attığında konuşmalardan kendi kızı olduğunu anladı ve geri çekildi ama bu hikâyenin sonu olmadı. Yıllar sonra kızın annesi Lucrezia (o da eski sevgilisi) onu evine davet etti. Evlenmiş olan Leonilda da ordaydı ama kocası kısırdı. Düşünceli anne Casanova’dan Leonilda’yı gebe bırakmasını istedi. O da hayır demedi elbette. Sonuçta torununun babası olmuş oldu!

Şimdi Venedik’in Palazzo Pesaro’sundaki müzesinde onun hakkında başka şeyler de öğrenebilirsiniz. Erkekler öğrensin diye bir sürü inci de döktürdü. Bir tanesi: “Evlilik aşkın mezarıdır”.

17 Şubat 2020

13 yıl önce (2007) bugün (17 Şubat), Nikaragua Cumhurbaşkanı Arnoldo Alemán, ülkeyi 1998’de vuran Mitch kasırgasının yarattığı hasar için yardım aramaya çıktığı seyahatlerde zevki için devletin kasasından $1,8 milyon harcadığını kabul etti (önce paranın kendi kahve çiftliklerinden yaptığı servetinden geldiğini söylemişti).

Bu paranın içinde; Bali Ritz Carlton ($13.755), Hindistan’da hediyelik eşya ($68.506), Hindistan Taj Mahal Oteli ($30.878), Kahire’de halıcı dükkanı ($22.350), Florida Biltmore Oteli’nde nişan daveti ($3.867), İtalya’da balayı ($25.955) gibi faturalar vardı. Ülkede insanlar yılda ortalama $430 kazanırken o, kendisini 2004 yılında dünyanın en yozlaşmış dokuzuncu kişisi seçen Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün tahminine göre $100 milyon lüpledi.

Seçimleri Sandinista Partisi’nin başı Daniel Ortega’ya karşı (%38’e karşı %51) kazanıp 1997 başında koltuğuna oturmuştu, ancak 2002 başına kadar kalabildi. Aralık 2007’de mahkemesi sonuçlandı ve para aklama, zimmet ve yolsuzluk suçlamalarıyla 20 yıl hapis cezası aldı. Onunla beraber 14 bakanı ve yakını da ceza aldılar ama bazıları yurt dışına tüydüler.

Sağlığı yüzünden cezasını evde çekiyordu ama 2009 başında yargıtay cezayı iptal etti, çünkü kolları uzundu ve seçimlerde yendiği ve yargıyı eline tutan Ortega’ya millet meclisini kurban ederek karşılığında bu kararı çıkarttı.

16 Şubat 2020

361 yıl önce (1659) bugün (16 Şubat), tarihin ilk bilinen çeki yazıldı. £400’lük (bugünün £56 bini) çek İngiltere ile Osmanlı arasında ticaret yapan Levant şirketinin tüccarı Vanacker tarafından (bu tüccarlara Türkiye Tüccarı denilirdi) Bay Delboe’ya el yazısıyla yazıldı. Banka, Londra’da faaliyet gösteren Morris & Clayton’du.

Aslında Hindistan’da MÖ 321-185 yılları arasında hüküm süren Maurya İmparatorluğu’nda adeşa isimli benzer bir çek kullanıldığı biliniyor. MS 57 yılında Romalılar da tahta levhalara Latince yazılan ve balmumuyla cilalanan preskripsiyon denen bir tür çek kullandılar. Persler de üçüncü yüzyılda akreditif kullanmaya başladılar. Bunlara evrak veya sözleşme anlamına gelen čak denirdi. Sonra Abbasiler’de sakk halini aldılar.

13. yüzyılda da Venedik’te kambiyo senetleri belirdi. Ülkeler arası seyahatlerde para taşıma külfetini bertaraf eden bu senetler daha sonra bütün Avrupa’ya yayıldı. 1500’li yıllarda ise Hollanda’da kazandıkları paraları evde tutmak istemeyen tüccarlar paraları veznecilere yatırıp karşılığında çeke benzer ve başka harcamalarda kullanılabilir depozit notları aldılar.

1659’un ilk el yazması çeklerini İngiltere Merkez Bankası’nın 1717’de ilk kez matbu çekler basması takip etti. Üzerinde hesap sahibinin ismi yazan ilk kişisel çekler de 1811’de İngiltere’de piyasaya çıktı. ABD’nin çekle tanışması 1784 yılında Alexander Hamilton’un New York Bankası’nı kurmasıyla gerçekleşti.

Evet 1659’da yazılan o çek bugün 361 yaşında ama 400üncü yaşını görüp görmeyeceği şüpheli, çünkü artık online bankacılık ve otomatik ödemeler çeklerin yerini alıyor. Zaten küresel çek kullanımı 1990’dan itibaren azalmaya başladı. Bugün 25 yaşının altındaki nüfusun %70’i hayatında çek kullanmadı.

15 Şubat 2020

15 yıl önce (2005) bugün (15 Şubat), bir gün önce, Sevgililer Günü’nde açılan internet sitesinde dünyanın en büyük video paylaşım platformu YuoTube hayata geçti.

Aslında sitenin Sevgililer Günü’nde açılmasının arkasında bariz bir neden var. O zaman Tesla ve SpaceX’in kurucusu Elon Musk’ın online ödeme sistemleri şirketi PayPal’de çalışan Chen, Hurley ve Karim bir video flört sitesi kurmak istediler ve ismini de “Tune In, Hook Up” (Siteye Gir, İlişki Kur) koydular ama tutmadı.

Sonra bir yıl önceki final maçı gösterisinde Janet Jackson’un açılan memesinin görüldüğü çekimleri arayıp bulamayınca akıllarına bu işi yapmak geldi ve sitenin ismi de YouTube olarak değiştirildi. İlk videoyu kendileri yüklediler, dayandılar ve bekledikleri şans Kasım 2005’te geldi. Ronaldinho’nun oynadığı Nike reklâmı 1 milyon kez izlenince $19,5 milyon girişim sermayesi topladılar.

Daha 2 yıl dolmadan Google $1,65 milyar ödeyip YouTube’un sahibi oldu (bugün $160 milyar değer biçiliyor).

YouTube’da bugün günde 1 milyar saat video izleniyor, dakikada 500 saatlik video yükleniyor. Dünya nüfusunun üçte biri YouTube kullanıyor, Google’dan sonra dünyanın ikinci en büyük arama motoru. Genel Müdür Susan Wojcicki. Başka kim olacaktı ki. Susan, 1998’de Sergey Brin ile Larry Page Google’ı kurmaya çalışırlarken garajını onlara kiralayan kadın.

YouTube’daki eğitici videolarından istediğiniz zanaati öğrenebilirsiniz. En çok izlenen eğitim vidosu “Nasıl Öpüşülür”. Haydi! Aydınlanalım…

14 Şubat 2020

Bugün (14 Şubat) Sevgililer Günü. Bizde nispeten yeni ve istatistikler yok ama Sevgililer Günü’nün ABD’deki ekonomik katkısı dudak uçuklatıyor.

2019 yılında Sevgililer Günü alışverişi ekonomiye $20,7 milyar katkıda bulundu (bu rakam 2018’de $19,2, 2017’de $18,2 milyardı). 2019 harcaması 2016 yılındaki rekoru da ($19,7 milyar) geçti.

Bu alışveriş sadece mağaza sahiplerini memnun etmekle kalmıyor, aynı zamanda tüketici güven endekslerini de yükseltiyor. Bu ABD için çok önemli, çünkü orada gayri safi milli hasılanın neredeyse %70’i tüketici harcamalarından oluşuyor.

Orada nüfusun %51’i Sevgililer Günü’nü bir şekilde kutluyor. 2007 rekorundan (%63) düşüş var. Herhalde nüfus gittikçe yaşlanıyor diye. Gençler karşı cinsi etkilemek için yarışırken yaşlılar pek ilgilenmiyor.

2019’da kutlayanlar adam başı $162 harcadılar (2016 rekoru $147 idi). Erkekler kadınlardan iki misli daha fazla harcadılar (erkekler $230, kadınlar $98). Erkeklerin harcaması %20 yükselirken kadınlarınki %1 düştü.

Kutlayanların %52’si şekerleme ($1,8 milyar), %44’ü tebrik kartı ($0,9 milyar), %34’ü akşam çıkma ($3,5 milyar), %35’i çiçek ($1,9 milyar), %18’i de mücevher ($3,9 milyar) için para döktü.

Kutlamayanların bazıları da inadına “anti” hediyeler alıyor. Kadın kocasına rüyasında ondan kocaman bir elmas yüzük aldığını gördüğünü anlatıp bunun ne anlama geldiğini söylüyor. “Akşama anlarsın” yanıtını alıyor. Kocası akşam eve geldiğinde hediye paketini veriyor. Paketi heyecanla açan kadın “Rüyaların Anlamı” isimli kitabı buluyor.

Bir başka koca eşine “sana kayış ve çanta” aldım diyor. Paketten elektrikli süpürgenin parçaları çıkıyor.

13 Şubat 2020

8 yıl önce (2012) bugün (13 Şubat), ABD başkanlığına oynayan New York valisi Eliot Spitzer’in hayatı Washington DC’de ayarladığı bir otel odasına çağırdığı escorta $4.300 ödeyince alt üst oldu.

Spitzer, Osmanlı devrinin Filistin’inden göç edenlerinden olan varlıklı bir Musevi aileden geliyordu. Harvard’da hukuk okuyup New York eyalet başsavcısı oldu. Kenti Gambino sülalesi gibi organize suç örgütlerinden temizleyince yıldızı parladı ve vali oldu. Ona “Wall Street Şerifi” deniliyordu. Daha Obama’nın ismi bile duyulmamışken başkanlığın en büyük adayı olarak gösteriliyordu ama kendi kendini yedi.

Sadece birkaç yıl içinde escortlara $80 bin ödediği ortaya çıkınca şerif lâkabı gitti, yerine ona “Luv Guv” (Aşk Valisi) denmeye başladı. Valiyken suç örgütleri ve gayri yasal escort servislerle olan ilişkileri sırasında bankalardan yaptığı havaleler bankacılık kanunu çerçevesinde gizli takibe takıldı. Federal ajanlar aslında suç örgütlerinin para aklama faaliyetlerini takip ediyorlardı ama bizim valinin uçkuru soruşturmaların göbeğinde yer alıyordu.

O gün Emperors Club VIP’de çalışan 22 yaşındaki Kristen’le $4.300’e anlaştı. Buna kızın New York’tan Washington’a tren ve taksi gidiş gelişleri, mini bar ve diğer hizmetleri dahildi. Mayflower Otel’nin 871 numaralı odasında buluştular. Odayı arkadaşının ismine tutmuştu ama yakalandı, gazetelere çıktı, istifa etti, başkanlık hayalinden oldu, sonra da boşandı. Amerikan siyasetinde zirveden dibe düşüş hiç bu kadar muhteşem olmamıştı.

Bu iş Kristen’e yaradı. Gazeteler resimlerini yayınlamak için birbirleriyle yarıştı. MySpace.com’daki profilini 12 milyon kişi ziyaret etti. Hustler dergisi çıplak pozları için $1 milyon teklif etti. Sonunda Penthouse dergisinin Mayıs 2010 sayısında yer aldı (kaç para aldığı bilinmiyor).

12 Şubat 2020

8 yıl önce (2012) bugün (12 Şubat), Köpekler hakkında değil, köpekler için kurulmuş olan DogTV kanalı, kablolu TV devleri Time Warner Cable ve Cox Media’da San Diego’lu köpek sahipleri için görücüye çıktı.

California’nın San Diego kenti test bölge olarak seçildi ve DogTV yörenin köpek sahiplerine 1 yıl boyunca ücretsiz sunuldu ve tuttu. DogTV’yi iki İsrailli arkadaş kurdular. Biri daha sonra kendi payını sattı. Şimdi DogTV’nin sahibi yine İsrailli özel bir şirket olan PTV Media Ltd., ama 2014’te uluslararası medya şirketi Discovery startejik bir yatırım yaparak azınlık hisselerini satın aldı. Şimdi DogTV’nin Animal Planet ve Discovery Digital’de programları var.

24/7 yayın yapan DogTV’yi sadece kablolu TV’de ya da dijital platformlarda değil, aynı zamanda Apple TV, Roku ve Amazon Fire TV’de, bilgisayarınızda (ister PC, ister Mac olsun) ve hem iOS hem de Android işletimli cep telefonlarınızda izleyebilirsiniz (cep telefonunuzda köpeğiniz izler mi, bilmem). TV kısmı şimdilik ABD, Brezilya, Fransa, Güney Kore, Çin, İngiltere, İrlanda ve Portekiz’de var. 14 gün ücretsiz deneme süresinden sonra ayda $9,99 ödemeniz gerek.

DogTV programların uzmanlar ve bilim adamlarının yardımıyla yapıldığını; amacın köpeği eğlendirmek, sakinleştirmek ve stimüle etmek olduğunu; programların köpeklerin duyularına ve hayatlarına göre tasarlandığını söylüyor.

Köpekler gerçekten TV izliyorlar mı? DogTV’ciler “hem de nasıl” diyorlar. Kritikler koku alma duygusu olmadan TV’nin köpeğe hitap etmediğini söylüyorlar. Sizinki izleyecek mi? Bir ay $9,99’la vedalaşırsanız denersiniz. Telefon uygulaması bedava. Kanalın bir sürü üyesi var, para kazanıp kazanamadıkları hakkında bir bilgi bulamadım ama Discovery oradaysa kan koklamıştır.

11 Şubat 2020

1 yıl önce (2019) bugün (11 Şubat), 1972’de Vietnam Savaşı sırasında çekilen o efsane resimde “Napalm Kız” diye tanıdığımız Güney Vietnamlı Pahn Thi Kim Phúc’a (57) savaşa ve nefrete karşı yaptığı çalışmalardan ötürü €10 binlik Dresden Barış Ödülü verildi.

Kim Phúc o zaman 9 yaşındaydı. Kuzey Vietnamlıların işgali altındaki köyü Güney Hava Kuvvetleri tarafından bombalandı. Yanındaki iki kuzeni ve iki diğer köylü olünce kaçışmaya başladılar. Giysileri tamamen yandı, derisi yanıklar içerisindeydi. O anı Associated Press fotoğrafçısı Nick Ut yakaladı ve resim savaşın acımasız yüzünün en etkileyici kanıtı haline geldi. Bir yıl sonra da Pulitzer Ödülü’ni kazanıp Dünya En İyi Basın Fotoğrafı seçildi.

Nick akabinde Kim Phúc’u Saygon’a hastaneye görürdü. Doktorlar üçüncü derece yanıkları görüp yaşama şansının çok az olduğunu söylediler. Hastanede geçirdiği 14 ay ve 17 ameliyattan sonra eve döndü. Deri nakli yapıldı, ünlü Fin doktor Aarne Rintala tarafından bakıldı, Almanya’da tedavi gördü. Tekrar doğru dürüst hareket etmesi 10 yıl aldı. Hükümet Küba’da üniversiteye gitmesine izin verdi. Orada bir vatandaşıyla evlendi ve balayı için Moskova’ya uçarken uçağın yakıt ikmali için durduğu Kanada’ya iltica etti.

Şimdi Toronto yakınlarında oturuyor. Savaş mağduru çocuklara tıbbi ve psikolojik yardım veren bir vakıf kurdu. UNESCO İyi Niyet Elçisi. Barış ve hoşgörü için çalışıyor ve şöyle diyor: “Affedebilmek beni nefretten özgür kıldı. Her yanım yanık ve acı içindeyim ama yüreğim temiz. Napalm çok güçlü ama affedebilmek ve sevgi daha güçlü. Eğer herkes affedebilip sevgi ve umutla yaşamayı öğrenirse savaş olmaz. O küçük kız yapabildiyse, kendinize ben de yapabilir miyim diye sorun.”

Son olarak, Nixon’un genel kurmay başkanına resmin düzmece olabileceğini söylediği tapelerin de açıklandığını ekleyelim.

10 Şubat 2020

13 yıl önce (2007) bugün (10 Şubat), Uzay mekiği Atlantis astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) $1,4 milyara mal olan Destiny isimli (kader) laboratuvar modülünü taktılar. Destiny, ABD’nin ISS’teki bilimsel araştırma ünitesi.

Boeing’in alüminyum ve paslanmaz çelikten inşa ettiği Destiny 14,5 ton ağırlığında, 8,4 m. uzunluğunda, 4,2 m. çapında ve 105 m3 hacmi var. Üç silindir bölümden oluşan basınçlı modülün içinde astronotlar tıptan, mühendisliğe, biyoteknolojiden, fiziğe kadar çeşitli alanlarda bilimsel araştırmalar yapıyorlar. Yarım metrelik optik saflıkta teleskop kalitesindeki pencereden taşkınları, çığları, yangınları, deniz hareketlerini, fırtınaları inceliyorlar.

Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) yapımında ise 16 ülkenin imzası var (hayır, Türk imzası yok). ISS saniyede 8 km. hızla her 90 dakikada bir dünyanın etrafını dönüyor. 109 m. uzunluğuyla aslında astronotlar için hayli yer var. Yaşam alanı bir Boeing 747’ye eşit. Bugüne kadar uzaya yollanmış en büyük insan yapımı obje. Aynı zamanda bugüne dek dek yapılmış en pahalı obje ($120 milyar). ISS ay ve Venüs’ten sonra bugün gece göğünde görebileceğiniz en parlak şey.

Sadece 2 tuvaleti var ama mürettebat ve laboratuvar hayvanlarının çişi filtre edilip içme suyu olarak kullanılıyor. Uzayda olmanız bilgisayarlara virüs girmeyecek anlamına gelmiyor. İstasyondaki 52 bilgisayara bugüne kadar defalarca virüs bulaştı.

Astronotlar orada günde üç öğün yemek yiyorlar ama oturarak değil elbette. Ağırlıksız ortamda süzülüyorlar. Yediklerini ellerinden kaçırırlarsa modülün içinde uçuşabilirler. Öyle “dolaba gidip kemirecek bir şeyler alayım” da yok. Her gıda konserve veya suyu çıkarılmış paket. Uzayda gıda yetmiyor. Sıfır yer çekiminde adele ve kemik kütlesi eridiğinden günde en az iki saat idman yapmalılar. Tellere takılmadan tabi (13 km. tel var istasyonda).

9 Şubat 2020

13 yıl önce (2007) bugün (9 Şubat), Fransız temyiz mahkemesi, geçen yıl ünlü kübist/dadaist Fransız/Amerikan Marcel Duchamp’ın porselen pisuvarına çekiçle saldıran Pierre Pinoncelli’nin $260 bin tazminat ödemesi gerekmediğine hükmetti.

Kendini performans sanatçısı olarak tanıtan Pinoncelli sanatı bir züppelik, hizipçilik ve ticaret haline getiren galeri ve müzelere takmıştı. Özellikle basmakalıp sanat kavramını yıkmayı amaçlayan dadaizm gibi akımların Duchamp gibi temsilcilerine bu şekilde davranılmasına çok içerliyordu.

9 Ocak 2006’da Paris’in Pompidu Merkezi’nde sergilenen pisuvarı çekiçle çatlattı. Duchamp’ın 1917 imzalı orijinali kaybolunca 8 adet reprodüksiyona imzasını atmış, bunlar dünyanın çeşitli müzelerinde sergileniyor, tanesine $2,8 milyon değer biçiliyordu. Bu Pinoncelli’nin kafasını çok bozuyordu. Zaten 1993’te Nimes’de sergilenen pisuvarın da önce içine işemiş sonra kırmıştı. Protestolarına hiç ara vermedi. Zamanın kültür bakanı Andre Malraux’a kırmızı boya fırlattı, Nice’i ırkçı Cape Town ile ikiz kent yaptılar diye sahte tüfekle banka soydu (sadece 10 Frank aldı), adam kaçıran Kolombiya gerillalarına kızdı diye Cali’de parmağının ucunu kesip sergi duvarına kanıyla FARC yazdı, Noel’in ticarileştirilmesine kızdı diye Noel Baba kıyafetiye AVM’nin önünde çuvalından döktüğü oyuncakları ağlayan çocukların önünde ayaklarıyla ezdi.

Sanat işte. Herkes başka tanımlar. 1999’da Tate’de içinde boş şişeler, kullanılmış kondomlar ve pis iç çamaşırı bulunan dağınık bir yatak sergilenmişti. 2001’de Mayfair’de Hirst’ün yarı dolu kahve kartonları, izmarit dolu küllükler ve ezilmiş bira kutularından oluşan çöp instalasyonunu çöpçüler yanlışlıka atmışlardı. Duchamp Mona Lisa’ya bıyık yapıp ismini “güzel kıçı var, azmış” koymuştu. Bu arada Pompidu’nun pisuvarı €14.352’ye tamir ettirdiğini de unutmayalım. Hangi tesisatçıydı kullandılar acaba, Gucci mi?

8 Şubat 2020

37 yıl önce (1983) bugün (8 Şubat), Ağa Han ve ortaklarının efsanevi şampiyon safkan atı Shergar İrlanda’da bulunduğu haradan çalındı ve bir daha da bulunamadı. Değeri $10 milyondu, sigortacı Lloyds of London yarısını karşıladı.

Ağa Han Shergar’ı 1979’da eğitilsin diye göndermişti. 1980’de yarışmaya başladı. O yıl koştuğu iki yarışın birini kazanıp diğerinde ikinci oldu. 1981’de 6 kez koşup 5 kez kazanarak fark rekorları kırdı. Son yarışında dördüncü olunca emekliye ayrıldı.

Ağa Han, her yarış kazanılırken $10 milyon değer biçilen Shergar’ın 40 hissesinin 6’sını tutarak geri kalanı 34 kişiye sattı. 8 Şubat akşamı harayı maskeli altı kişi basıp seyis başını alıkoyarak atı ve seyis başını kaçırdılar. Seyis başını bir saat sonra yolda serbest bırakırlarken polisi ararsa ailesinin öldürüleceğini söylediler. Seyis başı gece yarısı Fransa’da bulunan Ağa Han’a haber verdikten sonra polis de bilgilendirildi ama iş işten geçmişti.

8 saat sonra kaçıranlarla ilk temas kuruldu ve görüşmeler birkaç gün sürdü. Fidye olarak $2 milyon istendi. Ağa Han ve ortakları atın hayatta olduğuna dair kanıt istediler ama gönderilen resimden pek ikna olmayınca görüşmeler kesildi ve bir daha da temas kurulmadı.

16 yıl sonra (1999), eski İRA’lı (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) bir muhbir atın kaçırıldıktan 4 gün sonra öldürülüp gömüldüğünü söyledi ama gömü hiçbir zaman bulunamadığı gibi kaçıranlar da asla yakalanmadılar. Shergar’ı silah alımlarını finanse etmek için IRA’nın kaçırdığı en yaygın kanıydı.

Sigortacılar poliçeler hırsızlık ve gaspı içermediği için gayet güzel yan çizebildiler ve sadece yarısı tazmin edilebildi. Aralarında Ağa Han’ın da bulunduğu bazıları zaten sigorta yaptırmamıştı.

7 Şubat 2020

175 yıl önce (1845) bugün (7 Şubat), iki bin yıllık, eşi benzeri olmayan ve paha biçilmez Portland Vazosu sarhoş bir ziyaretçi tarafından İngiliz Müzesi’nde parçalandı.

Herhalde MS. 1-25 yıllarına ait Roma devri kabartma camdan yapılan şaheserin üzerindeki 6 kişi, büyük bir yılan ve iki sakallı ve boynuzlu kafanın anlattığı hikâyeler hakkında uzmanlar henüz fikir birliğinde değiller. Tarihi yorumlar imparator Augustus, mitolojik yorumlar deniz tanrıları Peleus ve Tetis üzerinde yoğunlaşıyor.

1601 yılında Roma’da bulunuyor, 200 yıl Barberini ailesinin koleksiyonunda kalıyor. 1780’de Napoli’deki İngiliz konsolos tarafından bir galericiden satın alınıp birkaç kez el değiştirdikten sonra Portland dükü ve ailesine geçiyor. O da ünlü çömlekçi Wedgewood’lara ödünç veriyor. 1810’dan beri müzede (müze 1945’te satın aldı).

O gün okulunu terk etmiş, fakir ve ailevi sorunları olan 19 yaşındaki İrlandalı Mulcahy içip içip müzeye girdi ve cam bölmenin arkasındaki vazoya orada bulduğu bir taş heykeli fırlatarak hem camı kırdı hem de vazoyu 80 parçaya ayırdı. Anında tutuklandı elbette.

Uzmanların vazoyu tamir etmesi 7 ay sürdü ve müzede tekrar yerini aldı ama zaman içinde zamk tekrar gözükmeye başlayınca kırıp tekrar yapmak zorunda kaldılar. Bugün hâlâ orada.

“Mala bilerek zarar vermek”ten suçlanınca akıllı avukatı yasaların bu suçun ederi £5’ten az olan objeleri kapsadığını yakalayarak müvekkilinin o paha biçilmez vazoyu değil sadece cam bölmeyi kırma suçundan £3 (bugünün £350’si) veya 2 ay hapis cezası almasını sağladı. Mulcahy parası olmadığı için hapsi seçti ama daha sonra bir akrabası cezayı ödeyip çıkardı.

6 Şubat 2020

16 yıl önce (2004) bugün (6 Şubat), Londra’nın azılı ve deneyimli 5 hırsızı içerden de yardım görerek kentin Heathrow Havaalanı’nda Menzies kargo firmasının deposuna girip 16 çalışanı kelepçeyerek £1 milyon ve £700 bin değerinde farklı ülkelerin paralarıyla kayıplara karıştılar.

Aslında polise 6 ay önce bunun olacağına dair ihbar gelmişti ve depo devamlı gözaltındaydı. Baskının tam hangi gün yapılacağın bilmediklerinden biraz gevşediler. O gün 6 hırsız (havaalanında çalışan çete üyesiyle birlikte) silahlarıyla depoya girip çalışan 16 kişiyi biraz hırpalayıp bileklerine plastik kelepçeler takarak etkisiz hale getirdiler. Bir kişi kaçmaya çalışırken üzerine ateş açıldı, yaralanmadı, hatta geri dönüp kendisine ateş açanla güreşmeye başladı. Bir ara tabancayı bile kaptı ama bir şey yapamadan diğer hırsızların da yardımıyla yere indirildi.

6 hırsız hemen akabinde paraları alıp tüydüler (paralar hiçbir zaman geri alınamadı). Sonra çok akıllı bir şey yapıp o gece havaalanındaki bir otelde kutlama yaparlarken kapalı devre televizyon kameralarına yakalandılar. Polis bu bantları kullanarak iki yıl içinde hepsini yakaladı. Yakalanmalarında erken enselenip muhbirlik yapan havaalanında çalışan çete üyesinin de büyük rolü oldu.

İlk yargılama daha birinci ayda yakalanan elebaşının davasıyla (Mart 2005) başladı ve sayısız oturumla 2010 Mart’ına kadar sürdü. Jüri çete üyelerinin dışarda olan işbirlikçilerinden korkmaya ve dolayısıyla mahkemeyi asmaya başladı. Önce jüriyi korumak için £1,5 milyon harcanarak güvenlik önlemleri getirildi. Sonra sadece jüriyi korumanın yetmeyeceği, aile üyelerinin de korunması gerektirdiği ortaya çıkınca jüri serbest bırakıldı ve tüm teamüller çiğnererek jürisiz yargılama yapıldı. Hırsızlar 15 yıldan müebette kadar ceza alılar. Muhbir 6 yıl aldı. İşin komiği £2 milyonluk hırsızlık için mahkeme £25 milyon harcadı. Hırsızlık yapmak mı iyi, yakalamak mı, yoksa yargılamak mı?

5 Şubat 2020

38 yıl önce (1982) bugün (5 Şubat), Sir Freddy Laker’ın 1966’da kurduğu ucuzcu Laker Havayolları £270 milyon borçla ($500 milyon) battı.

Freddy (1922 doğumlu) daha 14 yaşında havacılık sektörüne girmeye kararlıydı ve yerel bir deniz uçağı imalathanesinde çalışmaya başladı. 2. Dünya Savaşı sırasında orduda uçuş mühendisliği yapıp hem pilot oldu hem de hava taşımacılığı hakkında çok şey öğrendi. Savaş sonrasında arabasının bagajından uçak yedek parçaları satmaya başladı. Atılgan ve taşkın bir kişiliği vardı.

Beklediği patlama 26 yaşındayken gerçekleşti (1948). Sovyetler Doğu Berlin’i bloke ettiklerinde Batı Berlin’e giden tüm levazım Freddy’nin ordudan ucuza kapattığı uçaklarla yapıldı (2.577 uçuş) ve onu zengin etti. Birkaç girişim sonra Freddy’nin artık bir Rolls Royce’u, Surrey’de golf sahasına bakan bir evi ve yarış atları vardı.

1996 yılında Laker Havayolları’nı kurarak havacılık sektöründe devrim yaptı. Uçuş maliyetlerini düşüren bir dizi uçuş tekniği geliştirirken son dakika bilet alma, uçakta parayla yiyecek içecek satma, bagaj ağırlıklarını düşürme, vs. gibi birçok yeniliğe imza atarak yolculara ucuz uçuş seçeneğini getirdi. Markası Skytrain bir ara Londra’dan New York £32,50’ye yolcu uçurdu (tek yön).

Böyle olunca da büyük havayollarının kafasını bozdu elbette. Büyükler onu batırmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Şirketi zaten pek sağlam finanse edilmemişti, bir de 1980’li yılların şiddetli resesyonu gelince dayanamayıp battı. Son uçuşu da iflâs ilân ettiği 5 Şubat günü yapıldı. Büyüklere karşı açtığı davaların çoğunu kazandı ama tazminatların çoğu borçlara gitti. Yatını demirlediği Bahamalar’daki malikanesinde otururken 83 yaşında bitti ve Florida’da bir hastanede öldü.

4 Şubat 2020

49 yıl önce (1971) bugün (4 Şubat), piyasa değeri bazında bugün dünyanın en büyük ikinci hisse senedi borsası olan NASDAQ kuruldu.

Bugün dünyada faaliyet gösteren hisse senedi borsalarınıın toplam piyasa değeri 89 trilyon (53.827 şirket). Borsalara bazında başı iki ABD borsası çekiyor. Birincilikte New York Hisse Senedi Borsası oturuyor ($23,8 trilyon). NASDAQ $12,6 trilyonla ikinci sırada. Borsa İstanbul’un piyasa değeri $184 milyar (44üncü).

NASDAQ’ta 3.106 şirketin hisse senedi işlem görüyor. New York Borsası’ndan (2.373) daha fazla ama BSE Hindistan (5.527) ve Japonya Borsa Grubu’ndan (3.690) dünyada 3. sırada.  Borsa İstanbul’da 380 şirket var.

NASDAQ hayli genç, çünkü ABD’nin ilk borsası 1790’da Philadelphia’da açıldı (NASDAQ şimdi oranın sahibi). O bile genç, çünkü dünyanın en eski borsası Amsterdam (1602). Aslında ondan eskisi de var: Antwerp, Belçika. Antwerp Borsası daha hisse senetleri yokken (onun için sıralamaya girmiyor, zaten artık yok) 1460’ta faaliyete geçmişti (Kristof Kolomb Amerika kıtasına ayak basmadan 32 yıl önce).

Aslında hiç uyumayan NASDAQ (hep açık) sadece tezgâh üstünde işlem gören ucuz hisselerle işe başlamıştı ama bugün Facebook, Amazon, Google, Apple, Micrsoft, Alibaba gibi dünyanın en değerli şirketlerinin hisse senetleri orada işlem görüyor. NASDAQ’ın kendi hisse senetleri de NASDAQ’ta işlem görüyor. $18 milyar piyasa değeri var. 2002’de $15’ten halka açıldı. 2005 sonunda fiyatı $7’lere düştü. 2012 sonunda $25 dolardı, sonra roketledi. 2019’u rekorlarla $108’de kapattı ve yükselmeye devam ediyor..

3 Şubat 2020

10 yıl önce (2010) bugün (3 Şubat), Yeni Zelanda polisi üniversite parasını çıkartmak için internet üzerinde bekâretini açık artırmaya çıkaran 19 yaşındaki bir kızın yasal olmayan bir şey yapmadığını açıkladı.

Fuhuş Yeni Zelanda’nın liberal yasalarına aykırı değil. Karşılıklı rıza gösteren yetişkinler oranın sokaklarında, reklâmlarında, randevu evlerinde ve internette yasal olarak bu faaliyette bulunabilirler. İşte kendini ineed.co.nz adresli bir internet sitesinde “unigirl” olarak tanıtan bu ergen de “ne yaptığımı ve sonuçlarının neler olabileceğini gayet iyi biliyorum” diyerek açık artırmayı başlattı (2009).

Güzel, fit, sağlıklı olduğunu ve o güne kadar hiç cinsel ilişkiye girmediğini anlattığı profilini 30 bin kişi ziyaret etti ve 1.200 teklif aldı. NZ$46 binlik ($28 bin) teklifi kabul ettikten sonra da her birine tek tek teşekkür mesajı yolladı.

Aynı yıl ABD’de de bu kez 22 yaşındaki öğrenci Natalie Dylan kendini açık artırmaya çıkarmıştı. Ona 10 bin teklif geldi, rakam $3,7 milyona kadar yükseldi ama iş sonuçlanmadı, çünkü kazanan Avustralya’lı işadamının eşi izin vermedi. Adam da saf saf $250 bin depoziti geri istedi ama alamadı.

Bu işten $250 bin kârlı çıkıp bekâretini koruyan Natalie de fikri 3 hafta fahişelik yapıp üniversite ücretlerini ödeyen ablasından aldığını söyledi. Ne ironidir ki, Natalie üniversitede Aile ve Evlilik Terapisi konusunda master yapıyor ve “Bekâretin Değeri” başlıklı bir tez yazıyordu. Kim demiş akademi dünyası gerçek iş hayatından kopuk diye!

2 Şubat 2020

62 yıl önce (1958) bugün (2 Şubat), ünlü ABD doğumlu Yunan soprano Maria Callas, Roma’da Bellini’nin Norma operasının galasında hastalığını ileri sürerek konser bitmeden sahneyi terk etti. Seyirciler arasında İtalya Cumhurbaşkanı Giovanni Gronchi de vardı.

Maria’nın mutsuz bir çocukluğu oldu. Geçinemeyen anne babasının kavga gürültü dolu evinde büyüdü. Hırslı annesi onu 5 yaşından itibaren müziğe çalıştırdı, çocukluğunu yaşayamadı. Annesi sonunda eşini terk edip çocukları alarak Atina’ya döndü. Maria’yı çalıştırırken kız kardeşini hep el üstünde tuttu. Maria zaten şişman ve gözlüklüydü. 2. Dünya Savaşı’nda Yunanistan’ın mihver orduları tarafından işgali sırasında annesi eve para getirsin diye onu askerlerle yatıp kalkmaya bile zorladı (kendi de yatıp kalktı). 27 yaşına kadar annesine dayanabildi, bir daha hiç görüşmediler.

Atina’da konservatuvarlarla başlayan kariyeri daha sonra İtalya ve ABD’de iyice parıldadı. Müthiş sesi ve performansıyla dünyanın en ünlü sopranosu oldu. 30 yaşına geldiğinde 91 kiloydu ve zayıflamaya karar verip bir yılda 36 kilo verdi. 42 yaşına kadar sahneye çıktı ama son yıllarda sesi iyice bozulmuştu.

1957’de (34 yaşında) hâlâ ilk kocasıyla evliyken bizim İzmir doğumlu milyarder armatör Onassis’le tanışıp 2 yıl boyunca onla aşk yaşadı. Onassis dul Kennedy ile evliyken bile Maria ile Paris’te buluşurdu. Maria hayatı boyunca mutsuz, geçimsiz, huysuz ve talihsiz oldu ve 54 yaşında yalnız başına öldü. Külleri şimdi Ege sularında yüzüyor. $8 milyonluk serveti annesi ve kızkardeşine kaldı ama ilk kocası dava açınca mahkeme dışında 50/50 paylaştılar.

1 Şubat 2020

15 yıl önce (2005) bugün (1 Şubat), California’lı bir anaokul öğretmeni olan Russell Christoff, 29 yıl önce mankenlik yaparken çekildiği bir fotoğraf sayesinde $15,6 milyon tazminat kazandığını öğrendi.

Russell 1986 yılında mankenlik yapıyordu. Nestlé’nin Taster’s Choice kahve markası için 2 saat boyunca fotoğrafları çekildi. Sözleşmesine göre, eğer fotoğraflar kullanılırsa $2 bin alacaktı. Sonuçta ona $250 ödeme yapıldı. Böyle olunca da fotoğrafların hiç kullanılmadığını düşündü ve konuyu kapattı.

Aradan 29 yıl geçti ve birisi ona içtiği kahvenin etiketindeki adama benzediğini söyledi ama pek dikkate almadı. 2 hafta sonra bir Bloody Mary karışımı almak için alışverişe çıktı ve bir Taster’s Choice paketinin üzerinde resmini görünce hemen mahkemeye gitti.

Gitti, çünkü Nestlé ona resminin 1997 – 2003 arasında kullanıldığını hiçbir zaman söylememişti. Nestlé işi mahkeme dışında halletmek için Russell’a $100 bin teklif etti ama Russell kabul etmedi ve $8,5 milyon için dava açtı.

Mahkeme 1 Şubat 2005’te Russell’a $15,6 milyon tazminat ödenmesine karar verdi. $330 bin resminin kullanımı için, $15,3 milyon da tazminat olarak (Nestlé’nin o markasının söz konusu 6 yılda kazandığı paranın %5’i).

29 yıl sonra aniden zengin olduğunu düşündü ama yanılıyordu. Nestlé temyize gitti ve 2007 Haziran’ında davasını kazandı. Russell’ın rüyası sadece 2 yıl sürdü. Belki de hırs yapmayıp o $100 bini kabul etmeliydi.