• persembe@persembe.com

Tarihte Bugün Mayıs 2019

22 Mayıs 2019

42 yıl önce (1977) bugün (22 Mayıs), o zaman 94 yaşında olan Doğu Ekspresi son seferini yaptı. Doğu Ekspresi 1883 yılında Belçikalı Georges Nackelmackers’in kurduğu Compagnie Internationale des Wagons-Lits (Uluslararası Yataklı Tren Şirketi) isimli şirketin en önemli ve prestijli seferi haline heldi ve en şaşalı günlerini 1920’li 30’lu yıllarda yaşadı.

İlk sefer sadece Paris’ten Viyana’ya kadardı. Sonra birçok sefer eklendi. Doğu Ekspresi aslında normal tarifeli bir tren servisiydi ama bu isim zaman içinde en ünlü seferi olan Paris-İstanbul arasında yapılan lüks ve entrika dolu romantik yolculukla eş anlamlı hale geldi. Yine zaman içinde rotası da defalarca değişti.

1889’da doğudaki son varış Viyana’dan Varna’ya uzadı. İstanbul’a gidecekler oradan vapura biniyorlardı. Sirkeci’ye ilk sefer 1 Haziran 1889’da yapıldı. 1930’lu yıllarda Doğu Ekspresi diye anılan başka şirket ve seferler de pazara geldi. Bunların en ünlüsü Simplon Doğu Ekspesi idi. Aslında 1977 yılında İstanbul seferini sonlandıran Simplon idi. Daha önce İstanbul seferini kaldırmış olan özgün Doğu Ekspresi 2009 yılına kadar çalıştı. Agatha Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet isimli kitabının sahnesi de aslında özgün Doğu Ekspresi değil Simplon Doğu Ekspresi’dir. Graham Greene’in İstanbul Treni isimli kitabındaki olaylar ise ikisinde de değil, bir başka doğu ekspresi şirketi olan Oostend-Viyana Doğu Ekspres’inde geçer.

Bugün Viyana-Simplon Doğu Ekspresi şirketi hâlâ faaliyette. Londra, Paris, Berlin, Budapeşte, Verona gibi varış noktalarına lüks ve romantik seferler düzenlemeye devam ediyor. Lüks tarifelerinden bir tanesi de 5 gecelik İstanbul-Bükreş-Budapeşte-Paris seferi (bu seferde otel konaklaması da var). Her şey dahil en ucuz bilet 15 bin Sterlin. Eğer Grand Suite’te sefahat yaşamak isterseniz 40 bin Sterlin’inizle vedalaşmanız gerek.

Agatha Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet isimli kitabının sahnesi olan lüks vagonu bugün Selanik Demiryolları Müzesi’nde görebilirsiniz.

21 Mayıs 2019

1 yıl önce (2018) bugün (21 Mayıs), Oregon mahkemesi eyaletteki Columbia nehri vadisinde yangına sebep olan 15 yaşındaki ergeni 36,6 milyon $ ödemeye mahkum etti. Çocuk arkadaşlarıyla partilediği tepeden vadiye havai fişekler atmış ve 200 km. karelik bir alanın kül olmasına (yangının tam kontrol altına alınması iki ay sürdü), ana otobanın 10 gün kapalı kalmasına, onlarca evin yanmasına ve bir sürü ailenin evlerinden tahliye edilmesine yol açmıştı.

Artık ödemek zorunda olduğu 36,6 milyon $’ın yanında 1.920 saat kamu hizmeti verecek ve beş yıl boyunca gözaltında tutulacak. Zarar gören 152 kurum ve kişiye de özür mektubu yazacak. 36,6 milyon $’ın 21 milyon $’ı Orman Bakanlığı’na, 12,5 milyon $’ı Oregon Ulaşım Müdürlüğü’ne, 1,6 milyon $’ı itfaiyeye, 1 milyon $’ı Union Pacific demiryolu şirketine gidecek. Vadide evi yanan İris’e de 5 bin $ ödeyecek.

Ödeyecek de nasıl ödeyecek. Eyalet mahkemesi bir ödeme plânı çıkarmış. Eğer 10 yıl boyunca ödemelerini aksatmaz, gözaltı süresini uslu geçirip bir suç işlemez ve kamu hizmetini tamamlarsa mahkemenin tamamen veya kısman af yetkisi var.

Mahkemede tercüman yardımıyla ifade veren Ukraynalı anne ve babası 2000 yılında Odesa’dan neden Amerika’ya göç ettiklerini düşünüyorlardır herhalde.

20 Mayıs 2019

146 yıl önce (1873) bugün (20 Mayıs), San Fransisco’lu işadamı Levi Strauss ve Nevada’lı terzi Jacob Davis bakır perçinli ilk kot pantolonun patentini aldılar. İkisi de göçmendiler. Levi Almanya’dan, Jacob da Letonya’dan göç etmişlerdi. Levi altına hücumu fırsat bilip California’da manifaturacılık yapmaya başladı. Terzi Jacob onun müşterisiydi. 1872 yılında Levi’ye bir mektup yazıp metal perçinler kullanarak iş pantolonlarının ceplerini daha kuvvetli yapabileceği buluşunu anlattı. Parası yoktu. Eğer Levi işi finanse ederse patenti beraber alacaklarını söyledi. Levi de kabul etti tabi.

Başta kanvas kullanıyorlardı ama daha sonra indigo ile yıkanan kot kumaşına döndüler. Bu yeni ürüne iş tulumu deniyordu, 1950’li yıllara dek kimse “kot” sözcüğünü kullanmadı. James Dean’in oynadığı Asi Gençlik filminden sonra kot evlere girdi. Yoksa sadece işçiler ve mahkumlar giyiyordu. Onun için de Levi hiçbir zaman kot giymedi. O bir işadamıydı, kot ise ırgatlar içindi.

1922’ye kadar kotlarda kemer köprüleri yoktu, pantolon askısı kullanılıyordu. 1954 yılında da ortaya fermuar çıktı. Başta kimse beğenmedi. “Timsahın ağzına işemek gibi bir şey bu,” diye şirkete mektuplar geldi.

Şirket merkezi 1906 San Fransisco depreminde tamamen yıkıldı. Bugünkü şirket merkezi binasının yalıtım maddesi paçavraya ayrılmış kot kumaşı parçaları, siz de yapabilirsiniz.

Kot kapıların tamamen kapalı olduğu Sovyetler Birliği’nde ve doğu blokunda bir ara para kadar değerliydi. Bugün dünyanın bilinen en eski kot pantolonu San Fransisco’da yangına dayanıklı bir kasada duruyor, tahmini değeri 150.000 $.

Levi Strauss hiç evlenmedi ve işini yeğenlerine bıraktı.

19 Mayıs 2019

483 yıl önce (1536) bugün (19 Mayıs), İngiltere Kralı VIII. Henry’nin ikinci eşi, skandallar melikesi, saray entrikalarının patroniçesi, güzeller güzeli Kraliçe Anne Boleyn, her zamanki gibi bir celladın baltasıyla değil, bir Fransız silahşörün tek kılıç darbesiyle kafası kesilerek Londra Kulesi’nde idam edildi.

Hem kralın uçkurunun freni boşaldığı için (Jane Seymour ile evlenmek istiyordu – altı eşinden üçüncüsü) hem de Anne Boleyn bir erkek varis doğuramadığından) çoğu uydurma suçla yargılandı (ihanet, zina, ensest) ve suçlu bulundu. Kralın altı eşinden biri öldü, ikisiyle boşandı, ikisinin de kafası kesildi.

Anee Boleyn de kralı çok süründürdü. Saraydaki herkes gibi peşinden çok koşturdu. Kral da az değildi. Daha ilk karısıyla evliyken hem Anne Boleyn’e sarkıyor hem de büyük kız kardeşiyle yatıyordu. Hatta annesiyle bile yattı. Hatta Anne Boleyn’in kralın kızı olduğu söylentileri bile var.

Herkesle yattı yatmasına ama Anne Boleyn’i de öldürtene dek iyi besledi. Onu altınlara, mücevherlere, hediyelere boğdu. Anne Boleyn’in hiç paraya ihtiyacı olmadı, zaten zenginlik ve ihtişam içinde yaşıyordu, ama çok bağış yaptı. Cin gibiydi. Ondan bize şu destur kaldı: “Ainsi sera, groigne qui groigne,” – “İstediğin kadar homurdan, benim dediğim olacak.”

18 Mayıs 2019

107 yıl önce (1912) bugün (18 Mayıs), İlk Hindistan yapımı film olan 22 dakikalık sessiz Shree Pundalik’in vizyona girmesiyle dünyanın en büyük film endüstrisi Bollywood doğdu. Aslında bazı eleştirmenler 1899’da çekilen iki filmle Pundalik’ten bir yıl sonra çekilen bir film arasında anlaşamasalar da bu ilk Bollywood filmi olma onur Shree Pundalik’e verilmiş.

Hollywood ile Bombay (artık Mumbai) sözcüklerinin birleştirilmesinden doğan Bollywood yakıştırmasıyla anılan Hindistan film endüstrisi bugün dünyanın en büyüğü (aslında Hindistan film endüstrisi sadece Bollywood’dan oluşmuyor. Bollywood Hindistan’ın %43’ü). Her neyse, Hindistan’da bugün Hollywood’un 3 misli daha fazla film çevriliyor (yılda 1800’ün üzerinde). Film sayısı sıralamasında, yaklaşık bin filmle Nijerya ikinci, Çin üçüncü, ABD dördüncü. Yılda yaklaşık 150 filmle Türkiye bu sıralamada on beşinci.

Satılan sinema bileti sıralamasında da Hindistan birinci. Orada yılda 2 buçuk milyar kişi bilet alıp film izliyor. İkinci sırada Çin (1,62 myr.), üçüncülükte ABD (1,24 myr.) var. Halbuki ABD’de Hindistan’ın üç misli sinema salonu var.

Hasılata bakarsanız, elbette ABD öne çıkıyor (11 milyar doların üzerinde – bu rakam dünya hasılatının dörtte biri). Hindistan (2,44 myr. $) ile Çin’den (9,15 myr. $) sonra üçüncü.

17 Mayıs 2019

76 yıl önce (1943) bugün (17 Mayıs), Amerikalı milyoner işadamı, yatırımcı, pilot, film yönetmeni, mühendis ve yardımsever Howard Hughes uçağıyla Las Vegas yakınlarındaki Mead Gölü’ne çakıldı.

Howard Hughes 18 yaşındayken babası öldüğünde kendisine kalan petrol hanedanıyla milyoner oldu. Üniversiteyi terk etti, işi profesyonellere bıraktı, evlendi ve film yapmak için Los Angeles’a taşındı. Müthiş başarılı bir işadamıydı, önce önemli bir film yapımcı ve yönetmeni oldu, sonra havacılık sektörünün önemli bir ismi haline geldi. Bir sürü havacılık rekoruna imza attı, 4 uçak kazasından canlı çıktı. Eksantrik, tuhaf ve münzevi bir yaşamı vardı.

1943 baharında Sikorsky S-43 amfibi uçağın test uçuşlarını yapıyordu. California’dan kalkan uçakta 2 Sivil Havacılık Dairesi müfettişi, iki çalışanı bir de güzel oyuncu Ava Gardner vardı. Ava’yı Las Vegas’ta bırakıp Mead Gölü üzerinde manevra yapmaya başladılar. Uçak çakıldı. Bir müfettiş ve bir çalışanı öldü. Kendisi kafasını yarıp canlı çıktı.

Bütün hayatı maceraydı. 1927’de yapımcısı olduğu İki Arap Şövalyesi isimli filmi en iyi yönetmen Oscar’ını kazandı. Sonra zamanın en pahalı filmlerinden biri olan Cehennem Melekleri’ni çevirip Hollywood’un en başarılı yönetmenlerinden biri oldu. Uçuş rekorları arasında dünya turu da var. 1938’de New York’tan havalandı, Connecticut’ta kız arkadaşı Katharine Hepburn’un evi üzerinde pike yaptı, Paris, Moskova ve Sibirya’da yakıt alıp dört günden kısa bir sürede geri döndü. Kaldığı bir Las Vegas oteli kumar oynamadığı için onu atmaya kalkınca oteli satın aldı. Bette Davis, Olivia de Havilland, Ginger Rogers, Rita Hayworth yatağından geçtiler.

16 Mayıs 2019

23 yıl önce (1996) bugün (16 Mayıs), Birleşmiş Milletler ve Irak yetkilileri gıda ve ilaç alımları için yılda 4 milyar $’lık petrol satışı konusunda anlaştılar. Bu “Petrol Karşılığı Gıda Programı” Birleşmiş Milletler’in kaynaklarının %13’ünün kuzeydeki Kürt bölgelere aktarılması anlamına geliyordu. Program, Birinci Körfez Savaşı sonucunda getirilen yaptırımlar altında yaşam müzadelesi veren nüfusa gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin alımı için Irak’ın yeteri kadar petrol satmasına izin verilmesini amaçlıyordu.

Ne var ki Saddam programı kendi çıkarları için kullanmayı becerdi ve kendi cebine rüşvet ve avantalardan 1,7 milyar $, petrol kaçakçılığından da 10,9 milyar $ aktardı. Avantalar, lavantalar, yan cebime koylar, rüşvetler sadece Saddam’ın tekelinde değildi. Kofi temiz çıktı ama Kofi Annan’ın oğlundan tutun da Program’ın yöneticilerine kadar birçok BM yetkilisinin de lavantalardan nasibini aldığı ortaya çıktı. Bu süreçte tedarikçi firmalar da ceplerini kontrolsüz cömert ödemeler sayesinde doldurdular.

Cepleri dolanlar arasında; Rusya Demokrat Parti Lideri Zhirinovsky, Yeltsin’in Özel Kalem Müdürü Voloshin, Irak tarihi kabarık olan Teksas enerji yatırımcısı Wyatt, Birleşmiş Milletler Petrol Karşılığı Gıda Programı Başkanı Sevan, eski Endonezya Cumhurbaşkanı Sukarnoputri gibi isimler de vardı.

Saddam’dan geri kalan paralara ne mi oldu? Onlarla da füzeler alındı. Gıda ve ilacı kimse görmedi. Olan bitenleri bir süre BM’de Program için çalışan ve sürece şahit olan Daninmarkalı gazeteci Michael Soussan “Backstabbing for Beginners: My Crash Course in International Diplomacy,” (Yeni Başlayanlar İçin Arkadan Bıçaklama) isimli kitabında çok iyi anlattı. Kitabın filmi de çevrildi, ülkemizde “Komplo” ismiyle gösterildi (Ben Kingsley oynadı).

15 Mayıs 2019

68 yıl önce bugün, 15 Mayıs 1951:Genç otomobil satıcısı Brady Denton 1.078 $ harcayıp 7 hisse alınca AT&T bir milyon hissedara sahip ilk Amerikan şirketi oldu.

Bugün şirketin %54 hissesi kurumsal yatırımcıların elinde. Bireysel hissedarlar arasında ise en fazla hisseye sahip olan kişiler şirketin en üst 4 yöneticisi (biri emekli oldu). Ellerinde toplamda 130 milyon $’lık şirket hissesi var. 223 milyar $ piyasa değeri olan bir şirkette bu çok küçük bir meblağ ama bu adamların yıllık maaş ve yan ödemeleri 4 milyon dolara yaklaşıyor.

Yaklaşır tabi. AT&T yılda 170 milyar dolar yapıyor (Fortune 500 listesinde dokuzuncu). Bunun 20 milyar $’ı net kâr. Marka değeri 107 milyar $. 268 bin kişiye istihdam sağlıyor. Her iş gününde 5 patent alıyor, 2 milyon km. fiber kablo döşemiş.

AT&T dünyanın en büyük uluslararası telekomünikasyon, medya ve teknoloji şirketlerinden biri. ABD’nin en büyük sabit telefon ve ikinci büyük mobil telefon hizmetleri sağlayıcısı. Medyada da dev. HBO, CNN, Warner Brothers da onun. 400 milyon mobil telefon, 40 milyon video, 3,5 milyon kurumsal müşterisi var.

Bir de büyük birader sizi izliyor tarafı var AT&T’nin. Mobil ve sabit hatlar ağında 1987 yılından beri yapılan tüm konuşmaların, yazışmaların, Skype, video ve diğer tür iletişimin kayıtlarına sahipler ve bunu gerektiğinde DEA (Narkotik Büro) ile paylaşıyorlar. Zaten kayıt, muhafaza ve bakım masraflarının bir kısmını Amerikan hükümeti ödüyor.

14 Mayıs 2019

35 yıl önce bugün, 14 Mayıs 1984: 23 yaşında ilk milyarını yaptıktan sonra bugün 70 milyar $ servetiyle dünyanın en varlıklı sekizinci kişisi olan Mark Zuckerberg doğdu. 1 milyar kullanıcıya ulaşan Facebook’u 2012 yılında halka açtı. %15’i hâlâ onda ve CEO olarak yılda 1$ maaş alıyor. Maaş az ama Facebook Zuckerberg’in güvenliği ve özel uçağıyla yaptığı geziler için yılda 7 milyon $’dan fazla harcama yapıyor.

Okuldaki bir partide tuvalet kuyruğunda tanıştığı eşi Priscilla Chan ile birlikte bugüne dek 1 milyar $’ın üzerinde bağış yaptı. İçlerinde Bill Gates, Warren Buffett, Elon Musk (ve bizim yoğurtçu Hamdi Ulukaya) gibilerinin bulunduğu 183 milyarderle birlikte zaman içinde servetinin %50’sini bağışlayacağını taahhüt etti.

Facebook’ta herkesi engelleyeilirsiniz ama onu engelleyemezsiniz (eşini de, öyle bir seçenek yok). Sayfasını 12 çalışanı idare ediyor. Boyu aslında 1.72 ama resimlerde kendisini daha uzun göstermekte usta. Fransızca, Latince, Mandarin, Eski Yunanca ve biraz da Almanca biliyor. Spor manyağı, ateist ve vejetaryan. Harvard Üniversitesi’nde üçüncü sınıftan terk ama üniversite sonra ona onursal diploma veriyor.

50 patent sahibi ve bir o kadar da biten/süregelen mahkeme davası var. Fikri çaldı/çalmadı, şanslıydı/değildi, “Sosyal Ağ” filmi yarı doğru yarı hikâyeydi, sonuçta kolay kolay özel insan olunmuyor.

13 Mayıs 2019

61 yıl önce bugün, 13 Mayıs 1958: Velcro markası tescillendi. Bugün sadece ayakkabı bağcıklarını bağlamayacak kadar küçük olan çocuklar değil otomotiv endüstrisi, NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu, ordular, tanklar, kalp operatörleri, sörfçüler ve nükleer reaktörler kullanıyor. Velcro spor ayakkabılarını, sırt çantalarını, evrak çantalarını, cüzdanları, defter/kitapları, cepleri, bebek bezlerini, ortopedik atelleri kapatıyor, tescil sahibi şirkete milyonlar kazandırmaya devam ediyor.

İsviçreli mucidi Georges de Mestral 1941 yılında Alp Dağları’nda ava çıkıyor. Dağ yürüyüşlerinde devamlı giysilerine ve köpeğine yapışan ve çıkarması zor olan dulavratotu kozalaklarına kafayı takıyor. Mikroskopun altında yüzlerce kancadan oluştuklarını ve bunların nasıl kolayca kumaşlar, hayvan kılı veya saç gibi ilmekli satıhlara yapıştığını görüyor.

Hikâyenin gerisi Velcro işte. Bu buluşunu çalışır hale getirmesi 14 yıl sürüyor. Patenti 1955 yılında alabiliyor. İşler asıl 1960 yılında velcroyu NASA kullanmaya başlayınca patlıyor. Amerika’da “fermuarsız fermuar” diye pazarlanmaya başlıyor. Patentin vadesi 1978 yılında doldu ve bir sürü ucuz Tayvan, Çin, Kore taklidi artık piyasada ama velcro hem mucidini zengin etti hem de bugün tescilli markayla birlikte 400 benzer patenti elinde bulunduran ve 35 bin ürünlük portföyü bulunan Velcro şirketine para kazandırmaya devam ediyor.

Georges de Mestral velcro ismini kafadan atmamış. Fransızcada kadife anlamına gelen “velours” ve kanca (kroşe) anlamına gelen “crochet” sözcüklerini birleştirmiş.

12 Mayıs 2019

3 yıl önce (2016) bugün (12 Mayıs), Fransız savcılar Tokyo’nun 2020 kampanyasını kazanmasında diğer üyeleri ikna etmesi için Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) üyesi Senegalli Papa Massata Diack’a oylama öncesi ve sonrasındaki aylarda 2 milyon $ ödendiğini söylediler.

Olimpiyatların ter kokması gerekir ama maalesef çoğu zaman leş kokuyorlar. Bu Diack ailesi zaten genetik olarak sabıkalı. Papa Massata Diack’ın babası Lamine Diack 16 yıl Uluslararası Atletizm Federasyonu’nun (IAAF) başkanlığını ve yine yıllarca IOC üyeliğini yaptı ve 2015 yılında Paris’te Rusların pozitif doping sonuçlarını yıllarca sümen altı ettiği ve etmesi için 1 milyon Avro rüşvet aldığı için tutuklandı.

Tutuklandı ama oğlunu da kokuşmuş IOC üyesi yapmayı ihmal etmedi. Oğul Papa Massata Diack’ın rüşvet kolları 2016 Rio de Janeiro Yaz Olimpiyatları’ndan 2018 Pyeongchang (Güney Kore) Kış Olimpiyatları’na oradan da Türkiye’nin de finale kaldığı 2020 Tokyo oyunlarına kadar uzanıyor. Bu arada, Katar gibi yarışmaya katılıp kazanamayanlardan da paralar aldığı biliniyor. Fransa mahkemeleri istiyor ama Senegal teslim etmiyor, şimdi Dakar’da lüks içinde yaşıyor.

11 Mayıs 2019

12 yıl önce (2007) bugün (11 Mayıs), Avrupa menşeli özel sermaye şirketi Terra Firma, büyük uçak filo kiralama şirketi Pegasus Aviation’ı 5,2 milyar $’a satın alıp portföyünde bulunan diğer filo şirketi AWAS ile birleştirerek sektörün üçüncü büyük şirketini oluşturdu (AWAS’ı da bir yıl önce Morgan Stanley’den 2,5 milyar $’a almıştı). On yıl sonra da hepsini Dublin menşeli Dubai Aerospace Enterprise’a sattı.

1976 yılında havayolları şirketleri filolarının sadece %2’sini kiralıyorlardı. Bugün bu oran %50’lere ulaşmış durumda. Filo kiralama şirketleri portföylerinde yüzlerce uçak bulunduruyorlar ve Boeing ve Airbus gibi imalatçıların en büyük müşterisiler. Bu sayede havayolu şirketleri de hem daha yeni uçakları uçuruyor hem de büyük sermaye harcamaları yapmadıkları için finansman maliyetlerini düşürebiliyorlar.

Bugün dünyanın en büyük filo kiralama şirketi yine Dublin menşeli olan AerCap. 42 milyar $ varlıkları, 9 milyar $ öz kaynakları, 400’ün üzerinde uçağı ile 80 ülkeye uçak kiralıyor ve yılda 2 milyar $ net para kazanıyor.

Dubai Aerospace Enterprise ise artık dünyanın ikinci büyüğü. 15 milyar $’lık portföyü, 371 uçağıyla 109 havayolu şirketine kiralama yapıyor.

Bugün bir yerden bir yere uçuyorsanız, %50 olasılıkla bu filo kiralama şirketlerinin birinden kiralanmış bir uçağın içinde oturuyorsunuz.

10 Mayıs 2019

117 yıl önce (1902) bugün (10 Mayıs), Portekiz iflâs etti. Bir zamanların o küresel sömürgeci imparatorluğu tarihinde dört kez temerrüde gitti.

Portekiz 15 ve 16. yüzyıllarda 4 kıtadaki topraklarıyla küresel bir imparatorluk ve dünya gücü idi. Sonra ekonomisi yavaş yavaş gerilemeye başladı. Diğer Avrupa ülkelerinin gerçekleştirdiği sanayi devrimini ıskaladı. Köhne ve eskimiş yerel ekonomisini adam edemedi. Sömürgelerini muhafaza edebilmek için fazla açıldı, saçıldı. Diğer sömürgeci devletlerden gelen rekabete dayanamadı, isyanları durduramadı ve sonunda borçlarını ödeyemeyip temerrüde gitti. Halbuki hem Lizbon hem de Porto Borsaları daha o zamanlar açılmıştı. Bu temerrüt ilk değil. Portekiz tarihinde dört kez temerrüde gitti.

Ülke temerrütlerinden korkuyorsanız, Güney ve Orta Amerika’dan uzak durun. Venezuela ve Ekvator onar kez temerrüde gitmişlerdi ama Venezuela 2017’de tahvilleri itfa edemeyerek öne geçti. Brezilya, Kosta Rika ve Uruguay yabancı yatırımcılarını bugüne dek dokuzar kez hüsrana uğrattılar.

ABD bile o kadar temiz değil. 1930’lardan önce ihraç ettiği devlet tahvillerinde bir altın ibaresi vardı, yâni yatırımcılar isterlerse para yerine altınla ödeme isteme hakkına sahiptiler. Çok isteyen olmadı ama isteselerdi devletin ödeyecek o kadar altını yoktu, yâni teknik olarak temerrütteydi. Zaten kriz sonrası riski görüp bu altın klozunu kaldırdılar. ABD hükümeti 1979 yılında teknik bir arızadan dolayı vadesi gelen 3 tahvilin de bazı ödemelerini zamanında yapamamıştı!

Bugünün devi Çin bile tarihinde iki kez temerrüde gitti. Tarih bize temerrüde düşen ülkelere karşı savaş açıldığını bile gösterdi. Portekiz’in temerrüt ilân ettiği 1902 yılında aynı şeyi yine Venezuela yaptı. Akabinde alacaklı İngiltere, Almanya ve İtalya savaş açtılar. Venezuela gemilerini batırıp, limanları ablukaya alıp sahilleri bombaladılar. Sonra araya ABD girdi de anlaştılar. Venezuela yeni bir tahville yeniden yapılandırmaya giderek onun borçlarını 1930’a kadar ödedi.

Bazen de ülkeler bilerek temerrüde gidiyorlar. Mesela 1918’de Rusya’nın yeni devrim hükümeti Çarlık zamanı borçları kabul etmedi. Bu temerrüt durumu ta 1986 yılına kadar devam etti. Sonra Rusya o çarlık tahvillerinin İngiliz ve Fransız sahiplerine ödeme yapmayı kabul etti.

9 Mayıs 2019

69 yıl önce (1950) bugün (9 Mayıs), Sam Walton Arkansas’ta “Five and Dime” isimli ucuz mal satan dükkanını açtı. Bu dükkan sonra 500 milyar $’lık satış geliriyle dünyanın en büyük şirketi haline geldi. Wal-Mart oldu. Wal-Mart istihdam açısından da dünyanın en büyük şirketi. 2,2 milyon kişiye iş veriyor.

Sam Walton 1940 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra J.C. Penney’de çalışmaya başladı. Ayda 75 $ alırken iki yıl sonra istifa edip askere gitti, yüzbaşılığa kadar yükseldi. 1945’te babasından aldığı 20 bin ve kendi tasarruf ettiği 5 bin $’la bir Ben Franklin mağazaları bayiliği aldı. Hep ucuza satıp sürümden kazanmayı hedefledi. İşleri iyi gitti ama dükkan sahibi ile anlaşamayınca beş yıl sonra “Five and Dime” isimli ilk dükkanını açtı. O dükkan şimdi Wal-Mart Müzesi. Şirket 1962 yılında Wal-Mart ismini aldı ve bugünkü dev haline geldi.

27 ülkede 11 binin üzerinde mağazası var, ama her yerde tutmadı. Örneğin, İngiltere’de, Çin’de ve Güney Amerika’da çok başarılı ama Almanya’da ve Güney Kore’de kapattı. Wal-Mart halka açık bir şirket (New York Borsası’nda işlem görüyor) ama %50’den fazla hisseye sahip Walton ailesinin kontrolü altında. Hâlâ büyüyor.

Geçen yıl (2018), Sam Walton’un “Five and Dime”ı açtığı aynı gün, 9 Mayıs’ta Hindistan’ın en büyük e-ticaret platformu Flipkart’ın çoğunluk hisselerini 16 milyar $’a (evet milyar) satın alma anlaşması yaptı. Artık orada Amazon’la doğrudan rekabete girişecek. Piyasa lideri hâlâ Flipkart ama nispeten yeni olan Amazon farkı hızla kapatıyor.

Wal-Mart iki ay önce (26 Şubat 2019) hem dükkanlarda hem de internette müşteri davranış biçimlerine göre ürün öneren yapay zekâ bazlı teknolojiyi üreten Tel Aviv bazlı Aspectiva’yı da satın alarak artık e-ticarette de büyük oynayacağını gösterdi. Hatta akan video film işinde Netflix ve Amazon’la rekabete de girecek.

8 Mayıs 2019

11 yıl önce (2008) bugün (8 Mayıs), Nikaragua Başkanı Ortega’nın Venezuela Başkanı Chavez’den Sandinista kampanyalarını desteklemek için 2007 yılında 2,2 milyar $ ve 2008’de de 500 milyon $’lık petrol yardımı daha alacağı ABD diplomatik yazışmalarında (WikiLeaks’den sızdı) ortaya çıktı.

Ortega, 50 yıl süren yozlaşmış Somoza ailesi iktidarını (aile o zamana dek ülkenin 1,5 milyar $’ını lüplemişti) 1979 yılında deviren Sandinista hareketinin lideriydi. O zaman ülkede bir umut doğmuştu. Başkan Carter, Ortega’ya (komşu ülkelerdeki silahlı hareketleri desteklememek şartıyla) 75 milyon $ yardım verdi. Ortega işe iyi başladı. Somoza pisliklerini temizledi, eğitim ve sağlık alanlarında yapısal iyileştirmelere gitti ama sonunda o da kokmaya başladı. Bölgede etnik temizliğe gidip yerlileri doğradı. Küba’yla bir olup komşu ülkelerde Sandinista’yı destekleyen silahlı gerillaları desteklemeye başladı.

Bunu duyan CIA de tüm anti-Sandinista gruplara silah, para ve eğitim yardımı yapmaya başladı tabi. Bu gruplara Kontra ismi veriliyordu. ABD tarihinin en büyük skandallarından biri patladı. Reagan hükümeti uluslararası anlaşmaları çiğneyip Albay Oliver North vasıtasıyla İran’a silah satıp paraları Kontra’ları desteklemek için kullandı (İran-Kontra Olayı).

1982’de Sandinista cuntası ülkedeki tüm demokratik hakları yerle bir etti (hoş Kontra’lar da onlardan daha demokratik değillerdi). Ortega 1984’te Sovyet usulü bir seçimle oyların %67’sini alarak ülkenin “demokratik” başkanı oldu. Daha sonra 1990 ve 2001 seçimlerini kaybetti ama 2006’da tekrar başa geçti. İşte bu süreçte Venezuela dolarları akmaya başladı. 2011 seçimlerini de kazandı. Sonra anayasayı değiştirip 2016’da üçüncü kez başkan oldu. Bu seçimlerde yandaş kaynaklar Ortega’nın %72, karşıt kaynaklar da %30 oy aldığını söylüyor (??). Bugün ona karşı çıkan öğrencileri öldürüyor, hapse atıyor.

Bugünün trajedi sahnesi Venezuela 2000’li yıllarda Latin Amerika’nın en zengin ülkesiydi. Chavez 2007-2016 arasında Ortega’ya 3,7 milyar $ değerinde petrolü yarı fiyatından gönderdi. O da içerde piyasa fiyatından satıp paranın %40’ını iddialı sosyal yardım programlarına harcadı ve Nikaragua 2007-2017 arasında yılda %4,1 büyüdü. Yoksulluk azaldı ve Ortega Sandinista Partisi müthiş popüler oldu.

Paranın büyük bir kısmı da (2,4 milyar $), gelini tarafından yönetilen ve devletin tek petrol dağıtıcısı olan DNP ve oğlu tarafından yönetilen ve bir Venezuela-Nikaragua ortak girişimi olan karanlık Albanisa şirketi vasıtasıyla Ortega’nın cebine gitti tabi. Hikâyeler değişmiyor. Sadece roller ve yerler eğişip duruyor.

Ortega, Chavez, CIA, katliam, etnik temizlik, yolsuzluk, diktatörlük, rüşvet, akraba kayırma, popülizm, düzmece seçimler, baskı… Hep aynı. Leş kokuyor.

7 Mayıs 2019

1461 yıl önce (558) bugün (7 Mayıs), İstanbul depreminde Ayasofya’nın kubbesi tamamen çöktü. Ayasofya bugün dünyanın en pahalı yapılarından biri. İmparator 1. Jüstinyen inşaatı için 145 ton altın harcadı. Bugünün parasıyla 3 milyar dolar eder.

Ayasofya 1659 yıldır ayakta ama çok badire atlattı. İlk bina 360 yılında tahtadan yapıldı. 404 isyanlarında yandı. 415 yılında İmparator 2. Teodosyus tekrar yaptırdı. Hipodrom’da 30 bin kişinin katledildiği 532 yılının Nika Ayaklanması’nda bir daha yıkıldı. Akabinde 1. Jüstinyen bir daha yaptırdı. 553 Ağustos ve 557 Aralık aylarındaki depremlerde kubbede çatlaklar oluşmuştu. Nitekim 558 yılının 7 Mayıs’ındaki artçı sarsıntıda tamamen çöktü.

Bir keresinde de 90 yaşındaki kör bir adam tarafından fethedildi. 1203 yılında 90 yaşındaki kör Venedik Dükü Enrico Dandolo liderliğindeki “Latin Hristiyanlar” Ayasofya’yı talan ettiler. Dük 1205’te öldü, Ayasofya’da gömülü.

Böyle bir yer işte, tanrılardan hükümdarlara, liderlerden cumhurbaşkanlarına, herkesin odak noktasında oldu. Yangın, deprem, ayaklanma, haçlı seferleri, kilise, cami, müze, yine cami… Bir türlü bitmiyor.

Şimdiki mega proje caminin minarelerinin yüksekliği Malazgirt Zaferi’ni simgeliyormuş. Önemli bir tarih, önemli bir zafer, ama unutmayalım, Anadolu’nun tarihi 1071’de başlamadı. Biz 13 bin yıldır burada oturuyoruz. Hitit’iz biz. Romalı, Asurlu, Galat, Bizanslı’yız biz. Filistinli, Suriyeli, Trakyalı, Giritli, Kimmer, Acem. Selçuklu’yuz, Osmanlı’yız, Kapadokyalı, Mezopotamyalı Sümer’iz. Levanten’iz, Rum’uz, Ermeni’yiz, Kürt’üz, Makedon’uz. Soyumuz Kilikyalı, Frigyalı, Truvalı, Lidyalı, Fenikeli,  Süryani. Camilerimiz, kiliselerimiz, cemevlerimiz, sinagoglarımız, tapınaklarımız var. Say say bitmez. Başka kimsede de yok bu hazine. Bozmayalım.

Not: Sonsöz “Dünya Küçük”ün önsözünden. Okuyunuz lütfen, o hazineyi takdir etmek ve homofobi körü olmamak için…

6 Mayıs 2019

22 yıl önce (1997) bugün (6 Mayıs), İngiltere Merkez Bankası 300 yıllık tarihinde ilk kez siyasi kontrolden kurtularak bağımsızlığını kazandı.

İşçi Partisi’nin 18 yıl sonra ilk kez iktidara geldiği 1997 genel seçimlerinin tamamlanmasından dört gün sonra, İngiltere tarihinin en uzun süre görevde kalan Maliye Bakanı olacak olan Gordon Brown Hazine Bakanlığı görevlilerini haftasonu çalıştırıp gerekli evrağı hazırlatarak bu bağımsızlığı tanıdı.

Bağımsızlık, Merkez Bankası’nın (Bank of England) para politikasını belirlemede siyasi baskılara maruz kalmayacağı ve dolayısıyla faiz oranlarını belirleyeceği anlamına geliyor. Banka, enflasyon oranının hükümetin hedefinin belli oranlarda üzerine çıkması veya altına düşmsi halinde Maliye Bakanı’na bir mektup yazarak bunun neden olduğunu ve durumu düzeltmek için ne yapacağını açıklayan (yâni faiz oranlarını belirleme) bir mektup yazacak. Daha önce bu iş Maliye Bakanı’nın Avam Kamarası’yla görüşmelerinden sonra Merkez Bankası’na direktifleri doğrultusunda yapılıyordu. Bu şekilde siyasilerin artık kısa vadeli çıkarlarıyla ekonomik çıkarlar çelişmeyecek.

Birleşik Krallık’ta bu enflasyon hedeflemesinin başarıya ulaşmasının ana nedeni de Merkez Bankası’nın uyguladığı muhteşem şeffaflık politikası oldu. Banka bu şeffaflığı büyük ölçüde aylık enflasyon raporlamasıyla yürüttü. Bu raporlama daha sonra birçok ülkenin merkez bankalarınca uygulanmaya başladı.

Bank of England dünyanın en eski sekizinci bankası. Bugün 325 yaşında. Bankayı 1694 yılında bir İskoç kurdu. O zaman özel bir bankaydı ve hükümete borç veriyordu. Bankaya 1844 yılında kraliyet fermanıyla para basma yetkisi verildi. 1946 yılında da devletleştirildi. Şimdi para politikasını belirleme yetki ve bağımsızlığı var ama bankacılık sektörünü düzenleme ve gözetme yetkisi 1998 yılında elinden alınıp Finansal Hizmetler Otorite’sine verildi.

5 Mayıs 2019

126 yıl önce (1893) bugün (5 Mayıs), “1893 paniği” adı verilen bu karmaşada New York Borsası çöktü ve ABD 4 yıl sürecek büyük bir ekonomik krizin içine düştü.

Bu süreçte 500 banka kapandı, 1.500 şirket battı, çiftlikler ve madenler kapılarına kilit vurdular, işsizlik oranı bazı kuzey eyaletlerinde %43’lere fırladı. Kentliler açılan aşevlerinde karınlarını doyurabildiler. Eve ekmek görürebilmek için eskiden kentli işleri olan erkekler taş, kömür taşıdılar, kadınlar da fahişelik yaptı. Yabancı yatırımcılar ellerindeki tüm Amerikan hisse senetlerini sattılar. Bankalara hücum oldu, ülkenin altın rezervleri çok tehlikeli seviyelere düştü. Orta sınıf konut kredilerini ödeyemeyip evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Kabak bir demokrat olan başkan Cleveland’ın başında patladı. O da iflâsın eşiğinde olan hazineyi, kurtarmak için kurtlar gibi bekleyen J.P. Morgan’dan ve Rothschild ailesinden 65 milyon $ borç aldı. Sonra onlara 7 milyon $ faiz ödedi (bugünün 200 milyon doları). Sonuçta Cleveland önündeki seçimi kaybetti tabi.

Cumhuriyetçi McKinley’nin başkanlığa oturmasından (1896) bir yıl sonra güven piyasalara döndü. Klondike altınına hücum başladı ve ABD 10 yıllık hızlı bir büyüme sürecine girdi. Ta ki 1907 paniğine kadar.

4 Mayıs 2019

1 yıl önce (2018) bugün (4 Mayıs), California Büyük Britanya’yı geçerek dünyanın en büyük beşinci ekonomisi oldu. California’nın gayri safi yurt (eyalet) içi hasılası 2.935 milyar dolara erişti.

California’dan önce, sırasıyla, ABD, Çin, Japonya ve Almanya var. California gibi Avrupa Birliği’ni de bir bölge olarak sayarsak ikinci sırada AB, altıncı sırada California olacak.

İMF verilerine göre, GSYİH sıralamasında Türkiye 19. Sırada (766.428 milyon $). Listeye ABD eyaletlerini alırsak Türkiye 25’inciliğe düşüyor, çünkü California’nın yanında Texas, New York, Florida, İllinois ve Pennsylvania’nın ekonomileri de Türkiye’ninkinden daha büyük.

Kişi başı gelire bakacak olursak Türkiye 50 ABD eyaletinin hiçbirini geçemiyor. Kişi başı gelirimiz ABD’nin en fakir eyaletinin üçte birinden daha az.

3 Mayıs 2019

27 yıl önce bugün, 3 Mayıs 1992: Exxon Başkan Yardımcısı Sidney Reso, evinin önünden kaçırıldıktan dört gün sonra bugün, tahta bir sandığın içinde can çekişerek öldü. Kaçıranlar Reso’yu kolundan vurup, bağlayıp, ağzını tıkayıp havasız bir tahta sandığın içine tıktılar.

Ertesi gün telefonda polise Reso’yu kendisinin kaçırdığını söyleyen bir kadın bir caddeden bıraktığı notu almalarını söyledi. Notta kaçıranların Exxon Valdez kazasına kafası bozulmuş olan Greenpeace grubu olduğu yazıyor ve kullanılmış 100 dolarlık banknotlar halinde 18,5 milyon dolar fidye isteniyordu.

Kaçıranlar 6 hafta boyunca polisle kedi fare oynayıp yeni notlar gönderdiler. Bir görgü tanığı, birkaç DNA örneği, notların birine yapışmış köpeklerinin kılı ve bir kadının sokak telefonundan eldivenleriyle arama yaptığının görülmesi ve neredeyse 100 kişilik bir FBI ekibinin çalışmasıyla kaçıranların karı koca Arthur ve Irene Seale olduğu anlaşıldı ve enselendiler.

Arthur Seale Exxon’dan kovulmuş olan eski bir güvenlik çalışanıydı. Hem Exxon’dan nefret ettiğinden hem de lüks yaşamlarının biriktirdiği borçlarını ödeyebilmek için bu cinayeti işledikleri ortaya çıktı. Irene suçlarını itiraf etti, kocasına karşı ifade verdi ve cesedin yerini gösterdi.

Arthur 95 yıl yedi. Cezaevinde psikoloji diploması aldı ve mahpusların rehabilitasyonu konusunda çalışmalar yaparak övgüler aldı ama herhalde ölene dek içerde kalacak. Irene ise 20 yıl yedi ve 2009 yılında serbest bırakıldı (şimdi 72 yaşında ve hayatta).

2 Mayıs 2019

90 yıl önce bugün, 2 Mayıs 1929: Tüm zamanların en önemli caz şarkıcılarından biri olan Billie Holiday annesiyle birlikte Harlem’de çalıştıkları bir randevu evinde tutuklandı. O zaman 14 yaşındaydı.

Doğduğunda da babası 16, annesi 13 yaşındaydı. Doğduktan hemen sonra babası evi terk etti. Zaten evli değillerdi. Sonra Billie’nin de iki çocuğu oldu ama babaları bilinmiyor. Cezaevinden çıktıktan sonra yerel bir gece klübüne gidip dansçı olmak istediğini söyledi. Provaya aldılar ama berbat dans ettiği için kapı dışarı edilirken “Bir dakika, şarkı da söyleyebilirim” dedi. Hikâyenin gerisi malum. Müthiş bir caz efsanesi haline geldi.

Eroinle de başı derde girdi. İçkisiz de durmazdı. 44 yaşında ciğeri iflâs etti. Sirozdan öldü. Bugünün parasıyla 8 milyon dolar kazanmıştı ama öldüğünde banka hesabındaki 70 cent ve hastaneye getirdiği çantasındaki 750 dolar haricinde bir parası kalmamıştı.

Ne ilginçtir ki, yine 2 Mayıs’ta (bu sefer 1997) Eddie Murphy de Hollywood’da arabasında Shalimar takma isimli bilinen bir transseksüel fahişe ile yakalanmıştı. Kanunsuz bir şey yapmadıkları için Eddie Murphy serbest bırakıldı (Shalimar ise daha önceki bir suçu yüzünden alıkonuldu) ama hasar kontrolünü pek iyi yapamadı. Halkla ilişkiler elemanı basına şu açıklamayı yaptı: “Shalimar bir yere gitmek için otostop yapıyordu, Eddie Murphy de yardımsever birisi olarak onu arabasına aldı”.

1 Mayıs 2019

22 yıl önce bugün, 1 Mayıs 1997: California’nın Oakland kentinin göbeğinde, güpegündüz karşısından gelen 1991 model bir Buick Regal ile çarpışan zırhlı banka aracı havalanıp bir iki takla attıktan sonra yere inip parçalanınca ortalığa 27 çanta dolusu, yarım milyon dolardan fazla para saçıldı.

Havada uçuşan paraları gören ahali üşüştü ve delicesine paraları toplamaya başladılar. Kimisi tomarları ceplerine istiflediler, kimileri de çantaları arabalarının arka koltuğuna atıp sıvıştılar. Sadece birkaç kişi topladığı paraları gelen polislere teslim etti. Birisi de daha sonra birkaç doları bir papaz vasıtasıyla iade etti.

Zırhlı araçta sıkışıp kalan şöför ve yanındaki görevlinin çıkmalarına sadece bir kadın yardım etti. Polis, aralarında 14 yaşında bir kız çocuğu olan birkaç kişiyi sorguladı ama pek bir şey toplayamadı. Sorgulananlar, “Ben almadım, ama bulsaydım alırdım”, “Halimizi görmüyor musun? Kirayı ödeyemediğim için evden atılmak üzereyim, elbette alırdım”, “Hiçbir şeyin yokken gökten para yağarsa, tanrıya şükredersin” gibi yanıtlar verdiler.

Ortalık yatışıp ortalıkta para kalmayınca polis televizyonlarda 48 içinde buldukları paraları geri getirenlerin sorgulanmayacağını ilân etti. İki kişi yanıt verdi. Altı çocuklu bir anne ve 11 yaşında bir öğrenci. Ne mi geri geldi? 20 dolar. Polisin topladıklarıyla beraber 106 bin dolar telafi edildi. Kalan 445 bin dolar kaçanlarda kaldı.

Bir yıl sonra benzer bir kaza da New York da oldu. Yola 311 bin dolar saçıldı. Polis sadece 3.500 dolar toplayabildi.

Buyrun 1 Mayıs sorusu: Siz olsaydınız ne yapardınız?