• persembe@persembe.com

Tarihte Bugün Eylül 2019

30 Eylül

1720: Tarihin ilk dev spekülatif balonlarından biri olup biten yazda £1.000’e kadar yükselmiş olan Güney Denizi Şti. hisseleri patladı ve £180’e göçtü. Kraliyet adasının ileri gelenleri, politikacılar, toprak ağaları, lordlar ve zenginler donlarını yitirdiler. Kanun yapıcılardan birisi şirketin yöneticilerinin içinde maymun ve yılan olan bir çuvala tıkılıp nehre atılmalarını bile teklif etti.

1955: Ergenlerin hayal kırıklığının ve topluma yabancılaşmasının kültürel ikonu haline gelen Amerikalı aktör James Dean trafik kazasında 24 yaşındayken hayatını kaybetti.

1931’de ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Annesi o 9 yaşındayken kansere yakalanıp öldü. Metodist bir papazın rehberliğinde büyüdü, ondan çok etkilendi. Boğa güreşine, yarış arabalarına ve tiyatroya olan merakını ondan aldı ama papazla cinsel ilişkisi de oldu. Ünlü olunca çok kadınla kırıştırdı ama ona eşcinsel olup olmadığı sorulduğunda “değilim ama hayatımı bir elim arkada bağlı olarak da geçirmeyeceğim” diye yanıtladı. Kızlarla arası da fena değildi. Bir tanesiyle birbirlerine yazdıkları aşk mektupları 2011’de müzayedede $36 bine satıldı. Ursula Andress’le bile çıktı (Ursula o zaman Marlon Brando’yla da çıkıyordu). İçinde öldüğü Porsche’yi satın alırken yanında Ursula vardı.

Ölmeden 4 yıl önce hukuk okuduğu üniversiteyi terk edip aktör olmaya karar verdi. Birkaç sahne oyunu ve televizyon reklâmında yer aldı ama parasızlıktan CBS stüdyolarında arabaları park ediyordu. İlk işi Pepsi reklâmıydı, o işten $30 aldı (bugünün $300’ü).

Marlon Brando gibi devlerin de gittiği Actors Studio’ya kabul edildi ve sonunda 1953’te ilk önemli rolü kaptı. Kapadokyalı Rumların oğlu, bizim Fener’li Elia Kazan, John Steinbeck’in romanından uyarlanan “Cennetin Doğusu” filminde rolü ona verdi. Bu onun yıldızlığa adımı oldu. Hemen arkasında “Asi Gençlik” ve “Devlerin Aşkı” isimli filmleri çevirdi ama bu ikisini izleyemedi.

“Devlerin Aşkı” çekimlerinden birkaç gün sonra “Küçük Piç” isimli gümüş rengi Porsche’siyle sürat yaparken karşıdan gelen arabaya kafadan girdi ve gitti. Halbuki kazadan 2 saat önce de aşırı hız cezası yemişti. Öldükten sonra “Cennetin Doğusu” filmindeki rolü için Oscar verildi. Bu öbür dünyaya gönderilen ilk Oscar ödülü oldu.

29 Eylül

1908: İlk Ford Model T piyasaya çıktı. 15 milyonla satış rekorları kıracak o ilk araba tüm diğerleri gibi siyahtı ve $850’ye satılıyordu (bugünün $24 bini). İlk başlarda zengin işiydi ama Ford’un ham madde fiyatlarını kontrol edebilmesi ve seri üretim hattı gibi yenilikleri sayesinde fiyat 1925 yılında $260’a kadar düştü. Zaten 1927’de de üretimi sona erdi. 20 beygir gücündeki o ilk Model T saatte 45 km.’ye kadar çıkabiliyor, 100 km.’de 11-18 litre yakıt harcıyor, hem benzin hem gazla çalışıyordu. 1914’te Ford “müşterilerimiz arabalarını istediklere renge boyatabilirler, yeter ki siyah olsun” demişti.

 

2004: $10 milyonluk “X Ödülü”nü kazanmak için gereken ilk ayakta Mike Melville’in pilotluğunu yaptığı SpaceShipOne hava taşıtı 102,9 km. uzaya yükselip geri dünyaya döndü.

“X Ödülü” 1919 yılında New York’lu otel sahibi Raymond Orteig tarafından Atlas Okyanusu’nu geçecek pilotlar için yaratılan $25 binlik (bugünün $370 bini) Orteig Ödülü’nden esinlendi (o ödülü 1927’de ünlü havacı, mucit, yazar Charles Lindbergh kazanmıştı). Esinlenip “X Ödülü Vakfı”nı yaratan Yunan asıllı Amerikalı mühendis, doktor ve girişimci Peter Diamandis idi. Uzay yolculuğunu herekese mümkün kılmak istiyordu.

Vakıf finansmanı İran asıllı Amerikalı mühendis Anousheh Andari (uzaya giden ilk İranlı, uzaya kendi parasıyla giden dördüncü kişi ve Uluslararası Uzay İstasyonu’na kendi parasıyla giden ilk kadın astronot) ve mühendis/girişimci kayınbiraderi Amir Ansari’den buldu (on milyonlarca dolar) ve ödülün ismi de “Ansari X Ödülü” olarak değişti.

$10 milyonluk ödül için 26 ekip yarıştı. Kazanmak için tekrar kullanılabilir ve insanlı bir uzay aracıyla iki hafta içinde iki kez uzaya çıkıp geri gelmek gerekiyordu. Kazanan Microsoft’un kurucu ortağı Paul Allen ($20 milyon yatırdı) ve uzay mühendisi Burt Rutan’ın girişimi Mojave Aerospace Ventures oldu.

29 Eylül 2004’teki ilk uçuştan birkaç gün sonra, 4 Ekim’de, bu kez SpaceShipOne’ı pilot Brian Binnie uçurdu, 112 km. yükseldi ve sağ salim dünyaya döndü. SpaceShipOne bir devlet memurunun uçurmadığı tarihin ilk uzay aracı oldu. Şimdi St. Louis’deki Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi’nde Charles Lindbergh’in uçtuğu Spirit of St. Louis isimli uçağın yanında sergileniyor.

Mojave Aerospace Ventures 2004 yılında uzay turizmini başlatmak için İngiliz milyarder Charles Branson’un Virgin Galactic’i ile ortaklığa gitti. İlgileniyorsanız bugün “X Ödülü”ne benzer birçok yarışma ve ödül devrede. Örneğin, ayın yüzeyinde en az 500 metre hareket edebilecek ilk özel sermaye üretimi robotu $20 milyonluk ödül bekliyor. Haydi!

28 Eylül

1987: Fortune dergisinin kapağı “Hisseler çok mu çıktı?” diye sordu. Soros “değerlemeler yüksek ama daha gidecek çok yer var” diye yanıtladı. Nereden bilsinler ki 2 hafta sonra piyasanın kara pazartesinde %33 göçeceğini…

2009: Cristina Warthen California’da Stanford Üniversitesi’nden hukuk diplomasını alırken escortluk yaparak kazandığı paraların vergisini ödemediği için $243 bin ödemeye ve ev hapsine mahkum edildi.

Cristina 2001’de okulu bitirdi ama avukatlık yapacağına avukatlara escortluk yaptı. Kendine porno dünyasının sevilen “Brazil” lâkabını taktı, touchofbrazil.net diye bir internet sitesi yapıp oradan yürü kulum oldu. Yılda $135 bin yapıyordu. O yetmiyormuş gibi bir de zengin koca kafaladı (o zamanlar uçuşta olan AskJeeves.com’un kurucu ortağı David Warthen).

Arama motoru AskJeeves, Google gibileri karşısında ezilip paralar suyunu çekince boşandılar ama tam o sırada da vergicilere yakalandı. Hakim ilk duruşmada $313,134 (134’ü anladık 313 bin ne oluyor?) vergi cezası yazdı ama sonra kocası bir şey bırakmadığı için cezayı $243 bine indirdi. Bir de bir yıl boyunca ev hapsi ve 3 yıl boyunca gözetim. Ayak bileğine de elektronik kelepçe. Ev cezasında sefere çıkamaz ama ziyaretçileri olabilir. Kelepçe fantazisi de bonus.

Ev de fena değil. Maliyeciler bastığında dolapta $61 bin nakit ve o kalın hukuk ciltlerinin içinde bir sürü yüzlük bulmuştu (o kitaplar bir işe yarıyormuş). Herhalde başka zulalar da vardı.

AskJeeves.com’a gelince; önce isimden Jeeves sözcüğünü çıkardılar, sonra birkaç şirket satın aldılar ama işler istedikleri gibi gitmeyince 2010 yılında $20 milyar piyasa değeri, $800 milyon EBITDA’sı olan internet devi IAC onları satın aldı. IAC; About.com, Dictionary.com, Thesaurus.com, Reference.com, Match.com, Chemistry.com, Vimeo ve diğerlerinin de sahibi.

27 Eylül

1995: Genelevler patroniçesi, vergi rekortmeni, emlâk zengini Madam Matild Manukyan otomobilinde saldırıya uğradı ve ağır yaralandı, şöförü (aynı zamanda koruması) öldü. Saldırı aslında ona değil daha önce İstanbul Bankası’nda Özer Çiller’in kuryeliğini yaptığını söyleyen şöförüne yapılmıştı. Madam Manukyan da az kalsın ölüyordu. Daha sonra bacağından 7 kez ameliyet edildi, iyileşti ama hiçbir zaman eski haline kavuşamadı.

Manukyan İstanbul Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra sosyete terziliği yapmaya başladı. Babasından miras kalan binaları ise Karaköy genelevlerine kiralıyordu, sonra da çoğunun sahibi oldu. Çok para yaptı, beş kez İstanbul vergi rekortmeni oldu. Kazandığı paraları emlağa yatırdı.

1996’da küçük yaşta kız çalıştırdığı için tutuklanıp Şişli Adliyesi’ne sevk edildi ama dakikalar sonra elini kolunu sallaya sallaya oradan ayrıldı (buna herhalde Şişli Adliyesi’nin onun kiracısı olması etki etmiştir).

2001 yılında, 84 yaşında öldüğünde arkasında çok sayıda han, hamam, otel, villa, daire, iş yeri, 220 taksilik filo, BMW’ler, Mercedes’ler (ve hatta bir Rolls Royce), bir fabrika, Kalamış Marina’da demirli 18 metrelik yat, Büyükada’da bir köşk ve elbette bol bol mücevherat, döviz ve hisse senedi bıraktı. Bütün bunlar tek varisi, Amerika’da yaşayan oğlu Kerope Çilingir’e kaldı.

Hayatı film gibiydi. Zaten 2006’da çevrilen bir mini dizide Ahu Tuğba onu oynadı (Meçhule Gidenler). Film bitmedi. Tam 16 kişi dev miras için dava açtı, Kerome Çilingir’in oğlu olmadığını, kendilerinin gerçek akraba olduklarını iddia ettiler. Ardından davacı sayısı 36’ya çıktı. Son olarak bir dava da kızı Dora Çilingir’den geldi. Tüm mallara ihtiyati tedbir konuldu. Film devam ediyor.

26 Eylül

2012: California Üniversitesi bir yıl önce okul ücretlerinin artışını barışçıl bir şekilde protesto ederken kampüs polisinden şiddet görüp biber gazı yiyen öğrencilere $1 milyon tazminat ödemeye mahkum edildi.

18 Kasım 2011’de California Üniversitesi’nin Davis Kampüs’ündeki avluya daire şeklinde oturup sürekli artan okul ücretlerini, üniversitelerin özelleştirilmelerini ve daha önce okulun Berkeley Kampüs’ünde öğrencilerin maruz kaldığı polis şiddetini protesto etmeye başladılar. Sadece oturup sloganlar atan ve şarkılar söyleyen öğrenciler kısa bir süre sonra zırhlı kampüs polisinin şiddetiyle karşılaştı. Dağılmaları istendi, onlar oturmaya devam ettiler. Edince de itilip kakıldılar ve bol bol biber gazı yediler.

Ardından açtıkları dava 26 Eylül 2012’de sonuçlandı. Hakimin kararına göre; rektör şiddete maruz kalan her öğrenciden tek tek yazılı olarak özür dileyecek, üniversite davacı 21 öğrencinin her birine $30 bin tazminat ödeyecek, daha sonra gelebilecek şikayetçiler için $100 bin ayıracak, $250 bin tutan mahkeme ve avukat masraflarını ödeyecek, olaydan dolayı akademik performansı zarar görmüş öğrencilere yardım edecek ve bir daha böyle bir olay olmaması için yeni politikalar oluşturma sürecinde olan Amerikan İnsan Hakları Örgütü (ACLU) ile öğrenci protestoları, kalabalık yönetimi, ifade özgürlüğü ve kampüs polisi konularında birlikte çalışacak.

ACLU, her vatandaşın anayasa tarafından teminat altına alınan kişisel hak ve hürriyetlerini savunan ve kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütü. 100 yaşında, $234 milyon bütçesi, kadrosunda 300 avukatı (ama gönüllü olarak binlerce) ve 1,5 milyon üyesi var.

Bizim bibercilere duyurulur.

25 Eylül

2001: TEKEL’in Kübalı CATEC firmasıyla ortak olarak kurduğu Türkiye’nin ilk puro üreticisi TEKA Puro Fabrikası İstanbul’da açıldı.

Fidel Castro da davet edilmişti ama olmadı, açılışa Küba Yabancı Yatırımlar ve Ekonomik
İşbirliği Bakanı Marta Lomas Morales, Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu ve Tekel Genel Müdürü Mehmet Akbay katıldı. Tekel Cevizli Kampüsü’nün bitişiğinde yer alan fabrika için Tekel ile Catec’in %50’şer ortaklığının 2000 yılındaki kuruluş sermayesi $3 milyon idi.

42 Türk ve Kübalı personelin görev yaptığı 2.400m2 kapalı alana sahip fabrikada %100 Küba tütünü kullanılarak, Küba Habanos Şirketi’nin ünlü markalarından birisi olan Fonseca purosundan 10 milyon adet üretilecekti. Üçüncü yıldan itibaren ise Türk ve Küba tütünleri kullanılacaktı.

Üretilen 20 adetlik mini puroların paketi 16 TL’ye, 5’li paket de 6,25 TL’ye satışa çıktı. Üretimin %70’inin ihraç edileceği plânlandı. İşler öyle gitmedi. Mart 2002’ye gelindiğinde 3.4 milyon adet mini, 1.7 milyon adet de midi olmak üzere toplam 5.1 milyon adet puro üretildi. Üretilen purolardan 585 bini, TEKEL tarafından yurt içinde satılırken, TEKA yurt dışına yalnızca 124 bin adet puro satabildi. Satılamayan stoklar nedeniyle faaliyet durdu,  işçilerin sözleşmeleri feshedildi.

Üç yılda (YTL ile) 480 milyon zarar edildi, TEKEL’e olan borçlar 447 milyona ulaştı ve 2003 yılında tasfiye kararı alındı. Özelleştirme Yüksek Kurulu, şirketi 1 milyon 325 bin dolara Ali Kemal Türk ile Azmi Erdoğan’ın sahibi oldukları Che Tütün ve Tütün Mamulleri Alkollü İçecekler San. ve Tic. Ltd.’ye sattı.

Bugün dünya puro pazarının büyüklüğü $17 milyar (ABD $9,3 myr., Almanya $868 mn., Çin $630 mn., İspanya $542 mn., İngiltere $514 mn.). Yâni dünyadaki herkes yılda $2,30 puroya harcıyor. İrili ufaklı 41 milyar puro satılıyor. Ortalama fiyat 40¢. Yâni herkes yılda beş buçuk puro içiyor.

24 Eylül

2010: Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, tam onu pek de şeker göstermeyen Sosyal Ağ filmi vizyona girmek üzereyken New Jersey devlet okullarına $100 milyon bağış yaptı. Gönlünden kopmuş.

2007: Yıllık $1 milyar ciroyu yasal ekonominin içine çekmek isteyen Macar hükümeti seks işçiliğini yasal kılıp müracaat edenlere “girişimci ruhsatı” vereceğini açıkladı. Amaç vergi toplamaktı elbette.

Aslında seks işçiliği ülkede 1999’dan beri bir şekilde yasaldı ve regüle ediliyordu. Ancak yeteri kadar vergilendirilemediği için hükümet bu yolu seçti. Seks işçileri vergilerini ödeyip yasal evraklara (girişimci ruhsatı) sahip oldukları müddetçe artık tamamen yasallaşmış oldular.

Her ne kadar bugüne kadar çıkıp da “şurası” dememiş olsa da hükümetin bu işin yapılabileceği bölgeleri belirleme yetkisi var (ama okul ve kiliselerden uzak olmalı). Seks işçileri 18 yaşından büyük olmalı ve 3 ayda bir zührevi enfeksiyon ve HIV testlerini yaptırmalılar. Buraya kadar her şey yasal ama randevu evleri ve lokaller açmak, reklâm yapmak ve kadın tüccarlığı yapmak yasal değil.

Bir de SZEXE var (Seks İşçileri Derneği). Bir nevi sendika gibi çalışıyor, lobicilik yapıyor, sağlık kontrolleri yapıyor, rehberlik desteği veriyor. 2002’den sonra eşcinselleri ve cinsiyet değiştirenleri de desteklemeye başladı.

Bugün Macaristan’da 20 binden fazla lisanslı seks işçisi var ama ekonomik zorluklardan dolayı bu işi yapanların sayısının çok daha fazla olduğu biliniyor. Zaten Macaristan, Romanya ve Ukrayna kaynaklı seks işçilerini Hollanda, İngiltere, Danimarka, Almanya, Avusturya, İtalya, İsviçre, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ulaştıran kadın tarfiği merkezi.

23 Eylül

2008: Eşik altı konut kredilerinin yol açtığı küresel krizin en karanlık günlerinde, Goldman Sachs, Warren Buffett’tan $5 milyar yatırım alıp batmaktan kurtuldu. 5 yıl sonra Warren bu işten $3,1 milyar kârlı çıktı.

2017: Golden State Warriors ekibi Amerikan Basketbol Ligi’nde (NBA) şampiyon olduktan sonra takımın en iyi ve ünlü oyuncusu Stephen Curry gitmeyeceğini açıklayınca Başkan Trump Beyaz Saray davetini geri çekti.

Biraz istifa etmiş birisini kovmaya benziyor ama aslında Curry’nin takımı Beya Saray’a gidip gitmemeye karar vermek için toplanmayı plânlıyordu. Ne var ki Curry’nin çıkışından sonra onu desteklediler ve her vatandaşın kendini özgürce ifade etme hakkı olduğunu vurgulayıp sadece Washington’a eşitliği, farklılığı ve kaynaşmayı  (ki bunlar pek Trump’ın idelleri arasında sayılamaz) kutlamak için gideceklerini beyan ettiler.

Curry gitmeyeceğini söyledikten sonra Trump o ünlü tweetlerinden birini attı ve davetli değilsiniz dedi ama hemen arkasından başka bir ünlü basketbolcu LeBron James’den tokat gibi bir yanıt tweeti geldi: “Curry zaten gitmeyeceğim demişti, senin daveti geri çekiyorum demen boş. Sen oraya gelene kadar Beyaz Saray’a gitmek bir onurdu.”

Curry 3 kez NBA şampiyonu oldu, 2 kez en değerli oyuncu seçildi, 6 kez all-star takımında yer aldı, 5 kez en çok 3 sayılık şut atan oyuncusu oldu ve daha birçok rekoru var. 2017-18 sezonunda maaşı $34 milyondu (önceki 4 yıllık sözleşmesi $44 milyon). Sonra yeni 5 yıllık sözleşme yaptı ($201 milyon). 2021’e gelindiğinde maaşı $45,8 milyon olacak ama sponsrluklardan da $42 milyon kazanıyor (Under Armour, Nissan, JP Morgan Chase, vs.). Under Armour’un aynı zamanda hissedarı. Başka yatırımları da var.

Eşi de pek onun eline bakmıyor. Kanadalı bir şef, model, oyuncu, televizyon kişisi, yemek kitapları ve restoranları var. Net varlığı $16 milyon. Stephen Curry’nin net varlığı mı? Forbes $79,8 milyon diyor.

22 Eylül

2006: Forbes En Zengin 400 listesi tarihinde ilk kez sadece $ “milyarderler”inden oluştu. Bu 400’ün toplam serveti $1,3 trilyondu. Gelir dağılımı eşitsizliği amansızca artmaya devam ediyor.

2004: ABD’nin Federal İletişim Komisyonu FCC (bizim RTÜK’ün muadili) Amerikan Futbolu ligi final maçının devre arası gösterisi yayınında Janet Jackson’un memesi açıldığı için CBS televizyonuna $550 bin ceza kesti.

Final maçı 1 Şubat’ta Houston, Texas’ta oynandı ve devre arasında sahneye dansçılarla birlikte önce Janet Jackson çıktı, seksi danslar yaptı ve üç şarkısından oluşan bir dermeceyi söyledi. Sonra sahneye süpriz olarak Justin Timberlake çıktı ve beraber düet yaptılar. Tam söyledikleri “Rock your baby” isimli şarkının “bu şarkı bitmeden seni soymuş olacağım” diyen son güftesine geldiklerinde Justin Janet’in kostümünü çekip indirerek 144 milyon izleyiciye çıplak bir meme gösterdi. Yarım saniye içinde CBS televizyonu ekranı değiştirerek stadyumu havadan göstermeyi becerdi.

Olay sadece FCC cezasıyla kalmadı, bir sürü kişi ve kurum da CBS televizyonuna uygunsuzluk davası açtı. CBS’in cebinden bu davaların kapanması için 3,5 milyon çıktı ama herkesin namusundan sorumlu FCC’nin cezasını temyiz etti ve kazandı.

Tüm televizyoncu ve yapımcılar olayın bir kaza olduğunu ve koreografinin kostümün sadece sütyenin kırmızı dantellerini gösterecek kadar inmesi için tasarlandığı söylediler ama pek inandırıcı olmadı. Hem şarkının son sözleri hem de televizyona çıkan meme ucunun kocaman bir gümüş yıldızla kapalı olması tartışmaları beraberinde getirdi.

Olay Merriam-Webster sözlüğüne “gardrop hatası” diye geçti (bizdeki “frikik” gibi). Öte yandan, kurucu ortak Jawed Karim YouTube’un bu olay sayesinde doğduğunu söyledi. Zaten Janet Jackson da iki yıl boyunca internette en çok aranan isim oldu ve Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi.

Bir meme nelere kadir.

21 Eylül

2003: NASA’nın Jüpiter’i keşfe çıkan ve 14 yıl süren misyonu Galileo uzay aracı güneş sisteminin bu en büyük gezegenine bilerek düşürülerek sona erdi. 14 yıllık faturası $1.5 milyara patladı (günde $300 bin).

1915: İngiltere’nin o en ünlü tarihi eserinin yakınında oturan Cecil Chubb £6.600 ödeyip (bugünün £755 bini) Stonehenge’i satın aldı. Birisinin Göbeklitepe’yi alması gibi.

Cecil zaten anıtın çok yakınındaki bir köyde doğmuştu. Babası da dedesi de eyerci ve saraçtılar ama kendisi gidip Cambridge’te hukuk okudu, avukat oldu ve sıkı zengin oldu. Eşine amcasından miras kalan metruk akıl hastanesini alıp Avrupa’nın en büyüğü yaptı. Eşine bir hediye almak istiyordu, Stonehenge’i toprak ağası Antrobus ailesi açık artırmaya çıkarınca gidip onu aldı (eşi pek etkilenmedi).

Üç yıl sonra anıtı herkesin küçük bir ücret karşılığında serbestçe gezmesi (yerel halk için bedava), bakımlı ve temiz tutulması ve 400 metre yakınına kadar herhangi bir cisim inşa edilmemesi karşılığında devlete hibe etti. Orası şimdi kraliyete ait ama Cecil’e de baronetlik verildi.

Stonehenge İngiltere’nin en önemli, en ünlü anıtı. Beş bin yaşında. Ünlü olduğu kadar gizemli de, çünkü hâlâ kimin ne için yaptığı tam olarak bilinmiyor. Teoriler havada uçuşuyor. Kimi ibadet için Kelt rahipleri yaptı diyor, kimi Danimarkalı kralların taç giydiği yer diyor. Uzaylılar yaptı diyen bile var.

İsmi “asılı taşlar” anlamına geliyor. Bir daire şeklinde 25 tonluk, 4 metre yüksekliğindeki taşlar. Ne olduğu anlaşılmayan 56 tane de çukur var. Bölge bugün UNESCO dünya miras sit alanı. Ziyaret edebiliyorsunuz ama taşlara ancak 3 metre yaklaşabiliyorsunuz. Taşların bazıları yavaş yavaş toprağa batıyor. 1880’li yıllarda bizim Darwin solucanlar yüzünden olduğunu bulmuş.

20 Eylül

2005: İsveç menşeli uluslararası perakende giyim devi H&M (ve daha sonra diğerleri), uyuşturucu kullanımı dillere dolanan süpermodel Kate Moss ile olan sözleşmesini iptal etti.

Kate Moss 14 yaşındayken New York JFK Havaalanında keşfedilip moda dünyasına girer girmez bütün normları, kendinin ve başkalarının da hayatını alt üst etti. Pejmürde, bir deri bir kemik, sıfır beden, “eroin fıstığı” görümüyle zamanın Cindy Crawford, Elle Macpherson, Claudia Schiffer ve Naomi Campbell gibi uzun boylu, bol kıvrımlı figürlerinin karşısında bir anti-süpermodel oldu, Kalvin Clein sayesinde bir moda ikonu haline geldi.

Keşfedilmeden önce annesi barmenlik yapıyor, babası bir havayolu şirketinde çalışıyordu. 13 yaşındayken boşandılar, zaten kendisi de 14 yaşında ünlü oldu. Annesi ona birgün “her zaman eğlenemezsin” demiş, o da “neden olmasın” demişti. Dediğini yaptı. Tam bir parti canavarı oldu. Partilerle birlikte içki (bir ara lakabı “tank” idi) ve uyuşturucu da geldi ve işi abartınca çok iş kaybetti.

Sonra geri döndü. Moda dünyasının en çok kazanan modellerinden biri oldu. 30 yaşına geldiğinde (2004) yılda $5 milyon yapıyordu, bu rakam her yıl yükseldi ve 2007’de yaptığı $9 milyon ile Gisele Bündchen’den sonra en çok kazanan model oldu. Bugünkü serveti $80 milyon.

Sayesinde sanatçılar da köşeyi döndü. İngiliz ressam Lucian Freud, Moss’un hamileyken çıplak resmini yaptı, tablo 2005 yılında Christie’s müzayedesinde $7,2 milyona satıldı. İngiliz Ulusal Porte Müzesi’nde Kate Moss’un hâlâ yedi portresi var. Heykeltraş Marc Quinn eski Mısır’dan sonra yapılan en büyük altın heykeli için Kate Moss’u model aldı. “Siren” (deniz kızı) isimli 18 karatlık, 50 kiloluk, $2,8 milyon değerindeki kıvrılmış yoga pozu 2008’de İngiliz Müzesi’nde sergilendi.

Kate Moss mu? O şimdi günde 15 bardak çay içiyor (ama içkili sigaralı pozlarından vazgeçmedi).

19 Eylül

2014: Çinli e-ticaret, perakende, internet ve teknoloji devi Alibaba Wall Street’te beklenen halka arzını yaptı. $68 olarak belirlelene hisse arz fiyatı ilk işlem gününde $92.70’ten açıp $93.89’dan kapandı. Buna rağmen yükleniciler “yeşil ayakkabı opsiyon”unu bile kullandılar, yâni başta belirlenen miktardan daha fazla sattılar (bunu ilk yapan şirketin ismi Yeşil Ayakkabı İmalât imiş, onun için bu terim yapışmış kalmış). Bu halka arzla Alibaba $25 milyar topladı. Bu o zamana dek Wall Street tarihinin en büyük halka arzıydı (Google, Facebook ve Twitter’ın toplamından daha fazla). Halbuki Alibaba o zaman sadece 15 yaşındaydı. Bugün şirketin değeri $461 milyar (Haziran 2018’de hisse fiyatı $208 zirvesine geldiğinde $545 milyardı).

Şimdi kendini yeni emekli eden kurucu ortak Jack Ma’nın şirkette %11,7 hissesi var. Diğer kurucu ortak Joseph Tsai’nin payı ise %8,4. Yatırım ve varlık yönetimi şirketleri Blackrock’un ($6,5 trilyonu yönetiyor) %5,97, T. Rowe Price’ın ($1,1 trilyonu yönetiyor) %5,29, Baillie Gifford’un ($260 milyarı yönetiyor) %4,17 hisseleri var.

$38,5 milyar servetiyle Jack Ma bugün Çin’in en zengin kişisi. Erken İngilizce öğrenip turistlere rehberlik yapmış. Ayda $15 kazanırken 30 işe başvurup hepsinden ret cevabı almış. Bir zincir tavuk restoranına iş için müracaat eden 24 kişi arasında bir tek onu almamışlar. Harvard Üniversitesi’nde okumak istemiş, tam 10 kez reddedilmiş. Çin’de de üniversite sınavlarını ancak dördüncü denemesinde kazanmış.

30 yaşındayken (1994 yılında) bir ABD ziyaretinde internet diye bir şey duymuş ve ilk baktığı şey bira olmuş. Her memleketten bilgiye ulaşmış ama Çin hakkında bir şey bulamayınca Çinliler için web sitesi yapma işine soyunmuş. Hikâyenin gerisini biliyorsunuz.

İşinde de hep okulda karşılaşıp evlendiği eşiyle birlikte olmuş. Alibaba’yı kurduktan 2 yıl sonra eşi sormuş “şirket ne kadar para yaptı?”. Tek parmağını kaldırıp “1” diye işaret yapmış. “10 milyon yuan mı?” diye sormuş eşi. “Hayır”. “100 milyon mu?” “Hayır 1 milyon”. Eşinin bozulduğunu görünce hemen eklemiş Jack Ma “günde 1 milyon!”. Hiç fena değil ha, ayda $15’le başlayan biri için.

18 Eylül

1974: Dow Jones Sanayi Endeksi’nin son 12 yılın en düşüğüne (627) inmesinden 4 gün sonra, Benjamin Graham bir seminerde endeksin değerini 750 olarak hesapladığını söyledi. Halbuki biten Ağustos ayında Başkan Nixon’un istifasından bu yana endeks 169 puan kaybetmişti. Piyasa Graham’a kulak verdi. Ertesi gün gerçekleşen %3,4’lük ralliden sonra endeks 6 içinde 750’yi devirip geçti.

Onun hakkında çok şey biliyoruz (değer yatırımı kavramının babası olmasından Warren Buffet’ın hocası olmasına kadar). İngiltere’de Benjamin Grossbaum olarak doğup 1 yaşında ABD’ye göç ettikten sonra I. Dünya Savaşı sırasında Alman antipatisinden korkup soyadını değiştirdiği pek bilinmez. Daha 25 yaşında yılda $500 bin kazanırken 1929 krizinde batıp eşinin dans dersleri vermesi sayesinde ancak geçinebiliği de.

İngiltere’de doğup, ABD’de yaşayıp Fransa’da ölen Benjamin Graham’in ismi şimdi Warren Buffet’ın ilk oğlunda yaşıyor.

2017: Dünyanın en ünlü oyuncakçı zincir mağazası Toys “Я” Us iflâs korumasına başvurdu. Bir ara yarısı ABD dışında (38 ülkede) olmak üzere 1871 dükkanı, 65 bin çalışanı, $13,5 milyarlık satışı vardı yok oldu.

Kurucusu Charles Lazarus savaş sonrası herkesin eve dönük çocuk yapmak isteyeceğini öngörerek ilk dükkanı 1948’de açmıştı. Hızla büyüyen şirket ismini 1957’de aldı. Lazarus ortadaki R harfini ters çevirerek (Я) çocuklara daha şirin göründü. 1978’te halka açıldı ama 1994’ten sonra işler değişmeye başladı. Yüksek borçlar ve internetten gelen rekabetle gittikçe erimeye başladı.

1999’da Amazon’un tek oyuncak tedarikçisi olmak üzere 10 yıllık anlaşma yaptı ama Amazon daha sonra her oyuncak bulunmuyor diye başkalarından da satmaya başlayınca mahkemeye gitti ve 2009’da kazanarak $51 milyon tahsil edebildi. 2005 yılında özel sermaye şirketleri Bain Capital, KKR ve Vornado kaldıraçlı alım yaparak şirketi $6,6 milyara satın aldılar ama bu erimenin önüne geçemedi. 2010’da bir daha halka açılıp para toplamaya çalıştılar ama beceremediler. Şirket on yıldır $5 milyarlık borcun $400 milyon faizini ödüyordu (bu en iyi yılda bile işetme kârının yarısıydı). Bazı Asya ve Afrika lisans işletmeleri hâlâ duruyor, bazıları satıldı. Şirket Ocak 2019’da iflâstan Tru Kids ismiyle çıktı ve eski markayı tekrar canlandırmayı düşünüyor.

Toys “Я” Us’ın Türkiye haklarını sahibi  şirket de 2008’de lisans anlaşmasını sonlandırdı ve hayatına Toyiki ismiyle devam etti ve 2010’da battı.

17 Eylül

1952: Zamanın Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman serbest kura geçilmesini önerdi. Böylece döviz karaborsasının engellenebilceğini düşünüyordu.

Atatürk’ten 7 yıl sonra, o da Selanik’te doğmuştu. Columbia Üniversitesi’nde gazetecilik ve felsefe dallarında doktora yaptı. Yazıları yüzünden başına gelmedik kalmadı. Önce işgalci İngilizler tarafından Malta’ya, sonra İstiklâl Mahkemeleri tarafından Çorum’a sürüldü. Giderken yolda çektiği telgrafta Atatürk’e irticadan huzur diledi. Gazetesi Vatan kapatıldı. Demokrat Parti’ye muhalefetten hapse atıldı.

Necip Fazıl Kısakürek’in yazılarından gaz alan Hafız Abdülkadir’in azmettirdiği Hüseyin Üzmez’in kurşunlarına hedef oldu ama yaşadı. Üzmez hapis yatıp çıktı, Vakit gazetesinde ve televizyon programlarında radikal sağcı, aşırı dinci görüşleriyle savurup durdu, cinsel tacizden tutuklandı, öldü.

1911: Ağzından purosunu eksik etmeyen Calbraith “Cal” Perry Rogers $50 binlik ödülü kazanmak için New York’tan Wright kardeşlerin uçağıyla havalandı ve 84 günde California’ya vararak ABD’yi doğudan batıya uçan ilk insan oldu.

Yüzbaşı olan babası o doğmadan ölmüştü. Küçükken kızıl hastalağına yakalandığı için kulakları pek iyi duymuyordu. Onun için aile geleneğini sürdürüp donanmaya giremedi. Yatçılığa, motorsikletlere, arabalara merak sardı. Birgün Chicago’da Wright kardeşlerin şirketinde çalışan pilot kuzeni John’u ziyaret etti ve pilot olmaya karar verdi. Sonra da onla birlikte kardeşlerden bir uçak satın aldı (tarihte uçak alan ilk sivilllerden biri oldu). Eve dönmeyip Chicago Havacılık Fuarı’nda deneyimli pilotlarla yarışıp birkaç rekor kırdı ve $11.285 ödül kazandı (bugünün $300 bini).

Ekim 1910’da ünlü yayımcı William Randolph Hearst kıtayı baştan sona uçaka 30 günde geçecek ilk kişiye $50 bin vaat etti (bugünün $1,35 milyonu). Cal bir gıda firmasından sponsorluk buldu ve uçağının ismini firmanın üzüm suyu içeceği olan “Vin Fiz” koydu. Uçuş pek başarılı olmadı. Defalarca çakıldı, yaralandı ve California’ya 84 günde varınca ödülü kazanamadı ama ünlü oldu (inişini 50 bin kişi izledi).

Bir yıl sonra California’da yaptığı bir gösteri uçuşunda kuş sürüsüne girerek Hearst’ün ödülü için yaptığı o ilk uçuşta indiği plajın metreler ötesinde denize çakıldı ve öldü. Havacılık tarihinin 127. kaybı ve kuş sürüsü yüzünden çakılan ilk pilotu oldu. Uçağı beraber aldıkları kuzeni John ise 1925 yılında bir deniz uçağıyla yapılan en uzun aktarmasız uçuş rekorunu kırdı. San Fransisco’dan Honolulu’ya 3.206 km. uçtu.

16 Eylül

1992: Otoritenin inadı ve cehaletin verdiği sarsılmaz inancı yüzünden 1940’larda Nazilerin elinden düzmece belgelerle kurtulan ve sonra gece klübünde garsonluk yaparak eğitimini ödeyen bir Macar $2 milyar kazandı.

O Macar’ın ismi George Soros idi. $10 milyarlık sterlin shortladı, inadın İngilteresi kendi “kara çarşambasında” zortladı. Tarih dersleri verip duruyor. Kötü yönetimlerin vebalini hep halk çekiyor.

1920: Saat 12:01’de Wall Street 23 numaradaki J.P.Morgan binasının önünde içi 45 kg. dinamit dolu bir at arabası patlatıldı. 38 kişi anında, 8 kişi de sonra öldü, 143 kişi ciddi yaralandı. Arabada bulunan 230 kg. dökme demir parçalanarak havada uçuştu ve caddede bulunan ulakları, memurları, daktilocuları ve brokerleri öldürürken J.P.Morgan binasının içini de mahvetti.

Patlamadan 1 dakika sonra, panik satışlara sebebiyet vermemek için New York Borsası kapatıldı. Her ne kadar başta olaya bir kaza olarak bakılsa da, olay o zamana dek ABD topraklarında gerçekleştirilmiş en büyük terör saldırısıydı. Daha önceki 1910 yılındaki Los Angeles Times gazetesi bombalanmasıydı ama rekor 1 yıl sonra Tulsa’daki ırkçılık ayaklanmasında kırıldı.

Arabanın sürücüsü ölenler arasında çıkmayınca soruşturma iyice duvara çarptı. Polis bir ara zamanın ünlü tenisçisi Edwin Fischer’den şüphelendi, çünkü Edwin olay öncesi dostlarını o gün Wall Street’e gitmemeleri için uyaran notlar göndermişti. Daha sonra Edwin’in bunu devamlı yaptığı, sonunda akıl hastanesine düştüğü ve uzmanlarca zararsız bir deli olarak raporlandığı ortaya çıktı.

Daha sonra ortaya çıkan ama kesin ve yeterli olmayan ipuçlarına istinaden, bugün bile, olayın sorumlusunun İtalyan anarşist grup Galleanist’ler mensubu Mario Buda olduğu düşünülüyor. Mario bombalamayı zaten daha önce de ABD’de vukuatları bulunan bazı grup üyelerinin sınır dışı edilmeleri ve bazılarının da tutuklanmalarına karşı misilleme olarak yapmış olabilir. Üstelik patlayıcılar konusunda uzman olduğu da biliniyor. Ne var ki, olaydan sonra ne arandı ne de sorgulandı ve kendi ismiyle İtalyan Konsolosluğu’ndan pasaport alarak Napoli’ye tüydü ve bir daha ABD’ye hiç dönmedi.

15 Eylül

2008: $60 milyarlık batık emlâk varlıklarının yüküne dayanayaman Lehman Brothers iflâs etti. Sahip olduğu $639 milyarlık varlıkla Lehman ABD finans tarihinin en büyük ve en karmaşık batışı oldu.

Lehman’ın batışı en çok hukukçulara yaradı. Batışı takip eden 5 yıl süresinde avukatlara, muhasebecilere ve iflâs danışmanlarına ödenen miktar $2,2 milyarı geçti. İflâs danışmanı bir firma (Alvarez & Marsal) $650 milyon, avukatlık firması Weil, Gotshal & Manges $480 milyon götürdüler.

Diğer batışlar için harcanan paraları saymıyorum. Saysam sonunu getirmeyiz, çünkü 2008-2017 arasındaki 10 yıl içinde $712 milyarlık varlığa sahip 521 banka battı.

2016: Uganda’nın kendince örgütlenmiş “İşsiz Kardeşler” grubunun iki eylemcisi milletvekillerinin kendilerine $59 binlik dört çeker tahsis etmelerini protesto etmek için parlemento önüne on tane domuz bıraktılar.

Uganda’nın nüfusu 41 milyon ve hızla artıyor (kadın başına 5,8 çocuk düşüyor). Nüfus çok genç. Ortalama yaş 16 ve 56 yaşına kadar yaşıyorlar. Nüfusun %6’sı HIV/AIDS virüsü taşıyor, bebek ölüm oranı binde 55. Nedenler belli: kötü yönetim, eğitimsizlik, savaşlar, göç, kültürel engeller, hijyen sorunları, vs., vs..

Nüfusun %83’ü 18-30 yaş arasında ve bunların %62’si işsiz. Bu oran özellikle üniversite mezunları arasında çok daha fazla. İşte “İşsiz Kardeşler” örgütü bunların arasından çıkma. Haksızlıklara, işsizliğe, fukaralığa ve yolsuzluklara karşı eylem yapıp duruyorlar.

15 Eylül 2016’da parlementonun toplanma gününde gidip on tane domuzu sarıya boyayarak (sarı, çünkü iktidardaki Ulusal Direniş Hareketi Partisi’nin alametifarikası sarı) ve hatta bazılarının da üzerine milletvekillerinin adını yazarak binanın önüne salıverdiler. Mücadele ediyorlar. Açlık ve işsizlik kol gezerken altlarına dört çeker çeken milletvekillerine karşı.

İngilizce’de milletvekili sözcüğü MP (member of parliament) olarak kısaltılıyor. Bizim örgüt de onları “Mpigs” (M domuzlar) diye çağırıyor. Nenda na maisha marefu İşsiz Kardeşler!!!

14 Eylül

2006: Zamanın en büyük hedge fonlarından biri olan Amaranth Advisors doğal gaz piyasasında $560 milyon kaybettiğini açıkladı ama yatırımcılar fonun 1 hafta içinde batacağını tam anlayamadı.

Fonun yönettiği varlıkların miktarı daha bir ay önce $9,2 milyara ulaşmıştı. Hızır işlemcisi Kanadalı Brian Hunter agresif bir şekilde doğal gaz pozisyonları açıyordu ve 2005 yılının Katrina Fırtınası’ndan sonra yükselen enerji fiyatları sayesinde fon $1 milyar kazanılmıştı. Kayıp açıklamasından daha 3 gün önce fon getirisinin yıllık %25’e ulaştığı reklâm edilerek yeni yatırımcı aranıyordu.

Sonra piyasalar döndü. Doğal gaz fiyatları istedikleri gibi gitmedi fon bir hafta içinde varlıklarının üçte ikisini kaybetti. Ay sonunda da faaliyetleri durduruldu ve yatrımcılara (aralarında emeklilik fonları, bankalar, aracı kurumlar vardı) paralarını çekemeyecekleri duyuruldu. Dört ay sonra ödemeler başladı ve ancak 10 yılda tamamlandı. Daha hâlâ parasını alamayanlar var.

Fonun ismi Yunanca “amarantos” sözcüğünden türemiş ve “solmaz” anlamına geliyor ama muhteşem bir şekilde soldu. Fon, tanıtımlarında hep “multi-strateji” ve hep korunmalı (hedged) olduğunu vurguladı ama bu hafta ne multi-strateji ne de korunmalı olmadığı ortaya çıktı.

1960: İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela Bağdat’ta Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı’nı (OPEC) kurdular.

Bugün örgütün 14 üyesi var (kurucu beşliye ek olarak Angola, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Ekvator, Ekvator Ginesi, Gabon, Kongo, Libya, Nijerya). Aslında hemen 1961’de Katar da katılmıştı ama dünyanın en büyük ihracatçısı olarak doğal gaz işine odaklanmak için 1 Ocak 2019’da ayrıldı (Endonezya da üyeliğini askıya aldı).

OPEC bugün dünya petrolünün %42’sini üretiyor (günde 39,3 milyon varil) ve kanıtlanmış petrol rezervinin de %79,4’üne sahip (1,2 trilyon varil). Bunun da %25,5’i Venezuela, %22,4’ü Suudi Arabistan’da. Doğal gazda da OPEC rakamları etkileyici. Dünya rezervlerinin %36, üretiminin de %16’sı OPEC’te.

OPEC 2017’de petrol ihracatından $538 milyar kazandı. Sonra fiyatlar yükselince 2018 rakamları %32 arttı ($711 milyar). Bunun üçte biri ($237 milyar) Suudi Arabistan’a gitti. 2019’da kazançlar takriben $604 milyara düşecek (çünkü üretim günde 30 milyon varile düşecek). 2020 rakamlarının da aşağı doğru olacağı tahmin ediliyor.

OPEC yedi kız kardeş denilen büyük petrol şirketlerinin hegamonyasını kırmak için kurulmuştu (3 tane Standard Oil, Royal Dutch Shell, Anglo-Persian Oil, Gulf Oil, Texaco). 1965’te genel merkezi Viyana’ya taşıdılar. Bugün fiyatları belirleme gücünü bir ölçüde yitirmiş durumda ama etkisi hâlâ büyük. Diğer tarafta OECD (ABD, Kanada, Meksika ve Birleşik Krallık) dünya üretiminin %23’ünü gerçekleştiriyor. %15 de Rusya, Kazakistan ve Özbekistan’dan geliyor.

OPEC aslında bir kartel ve çoğu ülkenin antitröst yasalarına göre gayri yasal bir örgüt ama diplomatik dokunulmazlığı var Birleşmiş Milettler’e kayıtlı.

13 Eylül

2017: Hakim; Amerikalı-Arnavut iş adamı, hedge fonu yöneticisi, biyotek dahisi, sahtekâr Martin Shkreli’nin serbest kalması için konulan $5 milyonluk kefaleti iptal edip hapiste kalmasına hükmetti. Shkreli, Hillary Clinton’un bir tutam saçı için $5 bin ödül koymuştu.

Martin’in ailesi Arnavuttu, Karadağ’da kapıcılık yapıyorlardı. Kendisi 1983’te ABD’de doğup büyüdü. Üniversiteyi bitirip bitirmediği meçhul. Hedge fonu şirketlerinde çalıştı, sonra kendi hedge fonlarını kurdu (2). İkisini de batırdı, hem de yatırımcılarını da batırarak. Birinde Lehman parasını kurtarmak için Shkreli’ye $2,3 milyonluk dava açıp kazandı ama tahsilatı yapamadan kendisi battı. Diğerinde Merrill Lynch $7 milyon kaybetti.

Sonra kendi kurup CEO’luğunu yaptığı ilk biyotek şirketinden hisse senedi sahtekârlığı yaptığı için kovuldu (şirket ona $65 milyonluk dava açtı). Biyotek işini iyi biliyordu. Gidip bir şirket daha açtı ve şirket şahane bir AIDS ilacı geliştirdi, hayatlar kurtarmaya başladı. Martin ilaç lisans alır almaz fiyatını $13,50’den $750’ye çıkardı (hapın tanesi) ve “Amerika’nın en nefret edilen adamı” unvanını aldı. Trump’çıydı. Hillary fiyat artışını eleştirince saçına ödül koydu.

Rahat durmadı, borsada dolaplar çevirmeye devam etti ve yakalandı. 7 yıl yedi, 2025’te çıkacak. Çıkacak da, bir de $7,3 milyon tazminatı ödemesi gerek. Daha önce vergi dairesi de mallarına el koymuştu. 2017’de Reuters Martin’in servetinin $70 milyon olduğunu yazmıştı ama çoğu artık buhar oldu.

12 Eylül

1895: Dünyayı bisikletle dolaşan ilk kadın olan Annie Cohen Kopchovsky yola çıktıktan 15 ay sonra turunu tamamlayıp Chicago’ya geri döndü ve $10 binlik (bugünün $340 bini) ödülün sahibi oldu.

Annie son derece zeki, özgür düşünceli, maceraperest bir girişimciydi. Letonyalı Yahudi bir ailenin kızı olarak beş yaşındayken ABD’ye göç ettiler. 17 yaşında öksüz kalıp bir yıl sonra bir işportacıyla evlenerek 3 çocuk yaptı. Kocası günü sinagogda geçirirken o Boston gazeteleri için ilân yeri sattı. İki zengin Boston’lu adamın girdiği bahis ve koydukları ödül üzerine dünyayı bisikletle turlamaya karar verdi. Bisiklet imal eden bir Boston firması sponsorluk olarak ona bir bisiklet hediye etti. Aslında niye başkasına değil de ona verdi bilinmez, çünkü Annie bir yandan Yahudi (o zamanlar Boston’da pek sevilmiyorlardı), öte yandan 3 çocuklu ufak tefek bir kadındı (1.60 m. ve 50 kg.).

Annie’de sıkı bir girişimci kafası vardı. Londonderry Lithia isimli bir menba suyu firmasının logosunu plâkası yapıp (karşılığında $100 aldı) Yahudi ismini de Annie Londonderry diye değiştirdi. 27 Haziran 1794’te uzun eteği, korsesi ve bir tabanca ile yola çıktı ve 3 ay sonra Chicago’ya vardığında hem 10 kg. hem de isteğini kaybetmişti. Orada başka bir bisiklet firması ona daha hafif bir bisiklet verdi ve pantolon giymeye başladı. Yeni sponsorluklar bulup geri döndü ve New York’dan gemiye binerek Fransa’ya gitti. Oradan da Avustralya’ya.

Sri Lanka, Mısır, Singapur, Çin, Japonya’yı kesip yine gemiyle San Fransisco’ya sonra da karadan Chicago’ya dönerek turunu tamamladı ve kadınların özgürlüğü açısından önemli bir sembol haline geldi. Çok zekiydi ve müthiş bir girişimciydi, sponsorluklardan iyi para kazandı ama aslında yalancının tekiydi. Daha sonra bir bahis falan olmadığı ortaya çıktı, o sadece kocasını ve çocukları bırakıp gezmek istiyordu. Gittiği yerlerde kendisini öksüz, hukuk öğrencisi, tıp öğrencisi, zengin bir mirasyedi, vs. olarak tanıttı. Döndüğünde Marco Polo’dan daha beter üfürerek paralar kazandı. Aslında dünya turunun %95’i de bisikletin üstünde değil yanında (gemilerde, trendlerde) geçti ama yaptı işte, hem de kadınların böyle bir şeye cesaret edemeyeceği yer ve zamanda.

11 Eylül

2018: Putin’in eski koruması ve milli muhafız teşkilatının başı Viktor Zolotov, teşkilatın $29 milyon lüplediğini ortaya çıkaran muhalefet lideri Navalny’yi düelloya davet etti. 2 yıl sonra da adamcağızı zehirlediler.

1941: El Kaide’nin kaçırdığı Boeing 757’nin batı kenarına çakılmasından 60 yıl önce, aynı gün, Amerikan Savunma Bakanlığı’nın genel merkezi Pentagon’un inşaatına başlandı. İnşaat 16 ay sürdü ve $83 milyona (bugünün $1,5 milyarı) mal oldu.

600 bin m2’lik alanıyla Pentagon bugün dünyanın en büyük ofis binası. Oraya hergün 26 bin kişi işe gidiyor (metro istasyonu var). İçinde spor salonları, ibadethaneler, avm, kütüphaneler, lokantalar var. Beş kenarlı binanın yer üstünde 5, yer altında 2 katı var. Her katta 5 koridor var. Gideceğiniz odayı iyi plânlamanız gerek, çünkü koridorların uzunluğu 28,2 km.. Eskiden gezilebiliyordu ama 11 Eylül 2001’den sonra yasaklandı.

O gün kaçırılıp Pentagon’a giren Amerikan Havayolları jeti 189 kişiyi öldürdü (5 El Kaide teröristi, 59 yolcu ve 125 Pentagon çalışanı). Olay günü bina bakımdaydı ve çoğu ofis boştu (orada bulunması gereken 4.500 kişiden sadece 800’ü vardı). Aksi takdirde kayıp çok daha büyük olacaktı. Kentin 1812’de İngilizler tarafından yakılmasından sonra, bu yabancı bir gücün başkente ilk saldırısıydı. Ancak, Pentagon’un ilk bombalanması değildi. 1972 yılında, Nixon’un Vietnam Savaşı sonlarına doğru Hanoi’yi bombalatmasına misilleme olsun diye solcu bir militan örgüt dördüncü kattaki bir kadınlar tuvaletini bombalamıştı.

Pentagon yapıldığında eyalette hâlâ siyah-beyaz ayrımcılığı yasaları geçerliydi. Binada zencilerin tuvaletleri yerin altında, lokantaları ayrıydı. Başkan Roosevelt binayı ziyaret ettiğinde üzerinde “sadece beyazlar içindir” yazan tabelaların hepsini indirtti. Pentagon, 1965’e kadar ayrımcılık yasalarının yürürlükte kaldığı Virginia eyaletinde yasaların uygulanmadığı tek bina oldu.

10 Eylül

1897: Tarihin ilk bilinen alkollü araç kullanma cezası verildi. 25 yaşındaki taksi şöförü George Smith kendi ifadesiyle “birkaç” bira içtikten sonra Londra’da ağaca toslayıp suçunu kabul etti ve 25 şilin cezaya çarptırıldı (bugünün £165’i).

2007: İngiliz iş kadını, insan hakları savunucusu, çevre dostu, etik tüketim kavramının anası ve The Body Shop’un kurucusu Anita Roddick öldü.

1970’te bir California gezisinde Body Shop isimli bir kozmetik dükkanını görüp çok etkilendi. 1976’da eşi Güney Amerika’dayken iki çocuğuyla geçinebilmek için California’daki dükkanın ürünlerini ve broşürlerini harfi harfine kopyalayarak bildiğimiz Body Shop’u açtı. Ürünlerini satabilmek için yerel bir hastaneden idrar örneği tüpleri satın aldı. Fazla olmadığı için tekrar tekrar doldurup sattı. İş böyle geri dönüşümden, hayvanlar üzerinde test edilmemiş çevre dostu ürünler satmaya evrildi ve etik tüketim kavramı doğdu.

6 ay sonra işin %50’sini bir tamirhaneciye satarak orada ikinci dükkanı açtı. Kocası dönünce işi büyütmeye karar verdiler. Başta 25 ürün satıyordu, 1984’e gelindiğinde 138 dükkanları oldu (87’si İngiltere dışında). O yıl Londra Borsası’nda halka açıldı. Halka açıldığında hisselerin %27,6’sı Roddick’indi. 95 pence’lik açılış fiyatı 8 yılda %11bin  yükseldi. 1987’de California’daki dükkan sahibinden isim hakkını $3,5 milyona satın aldı.

2006’da L’Oreal işi $1,1 milyara satın aldı. Böyle idealist bir şirketin Nestlé gibi üçüncü dünya üreticilerini ezen bir şirketin hissedarı olduğu L’Oreal gibi testlerinde hayvanları kullanan bir şirkete satılması biraz garip oldu. The Body Shop satıldığında 65 ülkede bin ürünün satıldığı 3 bin dükkanı vardı. 2017’de Natura isimli bir Brezilya kozmetik şirketi The Body Shop’u L’Oreal’den aynı fiyata satın aldı.

Anita’ya 1971 yılında ilk kızını doğururken kan nakli yapılmıştı. Oradan hepatit c kaptı, siröz oldu ve ömrü boyunca onla yaşadı ama 2007 yılında beyin kanamasından öldü. İşi L’Oreal’e satmadan önce yaptığı $90 milyonun tamamını hayır kurumlarına vasiyet etti.

9 Eylül

2003: New York Hisse Senedi Borsası’nın (NYSE) CEO’su Dick Grasso’nun işten ayrılma tazminatı ve emeklilik paketinin $140 milyon olduğu ortaya çıktı. Borsada işe 22 yaşındayken (1968) borsa salonu yazmanı olarak işe başlamış hızla yükselmişti. 2001 yılında baz maaşı $1,4 milyonken ikramiyelerle birlikte $30 milyon yapmıştı. İşten ayrılmadan önce, üzerlerinde kendisinin düzenleyici otorite gücünün olduğu NYSE üyeleri arasından, yine kendisinin cımbızla seçtiği üyelerden oluşan borsa ücret komitesi $140 milyonluk paketini onaylamakla kalmadı, bir de üzerine $48 milyonluk bir hediye daha vermeye kalktı (onu alamadı). Üstelik, o yıllarda NYSE kâr amacı gütmeyen bir işletmeydi.

2016: DEA (Amerikan Narkotik Bürosu) için muhbirlik yapan ve CS-1 ve CS-2 olarak bilinen Meksikalı baba-oğul Manhattan’daki duruşmada yıllardır çift taraflı çalıştıklarını, ABD’ye bolca uyuşturucu getirdiklerini ve polise devamlı yalan söylediklerini itiraf ettiler.

2003 yılından bugüne dek DEA muhbirlikleri karşılığında 34 yaşındaki oğlana (CS-2) $400 bin, 55 yaşındaki babaya da (CS-1) $1 milyon ödeme yapmıştı. Yetinmediler, Kolombiya’daki baskıdan kaçarak meydanı boş bulup geldikleri Venezuela’da yerleşen uyuşturucu kartelleriyle beraber çalışarak ABD’ye giden uyuşturcu trafiğinin göbeğinde yer aldılar.

Yakalandılar tabi. Duruşmadan bir yıl önce DEA’nın yıllardır peşinde olduğu iki uyuşturucu patronuyla Meksikalı Sinaloa kartelinin patronuymuşlar gibi buluştular ve o ikilinin küçük Cessna Citation 500 tipi uçakta New York’a 800 kg. kokain götürürken yakalanmalarını sağladılar.

İki kaçakçının diplomatik pasaportları vardı, onlara Venezuela askerleri ve cumhurbaşkanlığı onur muhafızları eşlik ediyordu ve uçak da Hugo Chavez’in projelerinde sık sık yer alan Lübnan asıllı Venezuela’lı iş adamları Macit ve Halit Macun’a aitti. İkili zaten hep Caracas Simon Bolivar Havaalanı’nda sadece Maduro’nun kullandığı 4. terminalden uçuyorlardı. Aslında o ikili, halkı açlıktan ölürken bizim Nusret’te ağzında purosuyla kiloluk etleri lüplerken resim çektiren Maduro’nun eşi Cilia Flores’in yeğenlerinden başka biri değillerdi. 18 yıl yediler. O sırada Caracas savcısı ve Cilia’nın oğlu olan Jacobo Gavidia ve diğer üst düzey Venezuela bürokratları da kovuşturma altındaydılar. Uyuşturucu gelirleri seçimler kazandırıyor, ailenin iktidarda kalmasına yardım ediyordu.

Olay tarihe “Narcosobrinos Olayı” diye geçti (uyuşturucu yeğenleri) ve Venezuela televizyonlarında sansürlendi. Hükümet de olayı elbette ABD’nin Venezuela’yı alt edip Maduro’yu düşürmek için tasarladığı bir düzmece olarak lanse etti.

8 Eylül

1960: Alfred Hitchcock’un efsane gerilim filmi Psycho (Türkçeye “Sapık” olarak çevrildi) vizyona girdi. Bu Hitchcock’un finansal olarak en başarılı filmiydi. Sadece $800 bin bütçeyle çevrildi, $32 milyon kazandı (bugünün parasıyla $7 milyon ve $280 milyon).

Paramount filmi çekmeye pek hevesli değildi, onun için yapımı Hithcock finanse etti. Tasarruf etmek için filmi bir televizyon stüdyosunda siyah beyaz çekti. O meşhur duş sahnesinde deliğe doğru süzülüp akan kan için çikolata şurubu kullanıldı. Amerikan sinemasında bir tuvalet sifonunun çekiliş sahnesi ilk kez bu filmde gerçekleşti.

Hitchcock filmin uyarlandığı romanın yazarına (Robert Bloch) film hakları için sadece $9 bin ödemişti (bugünün $78.750’si), hem de sırf The New York Times gazetesinde olumlu bir eleştiri okudu diye.

1975: Vietnam gazisi astsubay kıdemli üstçavuş Leonard Matlovich ordudayken dolaptan çıkıp eşcinsel olduğunu ilân etti ve üniformasıyla Time dergisinin kapağına çıktı. Hemen ardından ordudan atıldı.

Babası da askerdi, çocukluğu askeri üslerde geçti. 19 yaşında askere yazıldı ve Vietnam’da savaştı. Mayına basıp ağır yaralanınca geri döndü. Ona iki madalya verdiler. Biri üstün hizmet diğeri gazilik madalyası. Yaşamının en zor anı annesine açıldığı gündü. Kadın kocasına söyleyemedi ve oğlunun kilisede yeteri kadar dua etmediğini düşündü. Tanrı onları cezalandırıyordu. Baba daha sonra gazeteden öğrendi ve iki saat ağladı.

Matlovich orduda başka eşcinsellerin de olduğunu biliyordu ve ayrımcılığı görünce kendini eğiterek orduda ırkçılık ve ayrımcılığa karşı eğitimler verdi. Çok başarılı olduğu için ABD’nin her üssünü gezdi. O zaman ordu eşcinsel asker istemiyor, olanları da bazı koşullarda affediyordu (meselâ çok sarhoştun, veya bir kere deneyeyim dedin – buna “1 günlük kraliçe kuralı” deniliyordu). Matlovich dolaptan çıkınca onu ordudan attılar. Hatta bir daha hiç eşcinsel olmayacağına söz verirse geri alacaklarını bile söylediler.

Matlovich mahkemeye gitti ve kazandı. Nasıl olsa onu atacak başka bir sebep bulurlar diye göreve iadeyi kabul etmeyip $160,000 (bugünün yarım milyonu) tazminatı alarak eşcinsel hakların savunucusu aktivist oldu. 1970’li yılların en ünlü eşcinseliydi. Ayrımcılığa karşı mücadelesiyle eşcinsel dünyanın ikonu haline geldi.

45 yaşında AIDS’den öldü. Tüm eşcinsel erkeklere bir anıt olması için tasarlanan mezar taşında ismi yazmıyor. Sadece şu cümle var: “Askerdeyken iki adam öldürdüm diye bana madalya verdiler, bir adamı sevdim diye de attılar.”

7 Eylül

1999: Başkan Clinton’un İskân ve Şehircilik Bakanı Henry Cisneros metresine yaptığı $250 binlik ödeme hakkında FBI’ya yalan söylediği suçunu kabul etti. Savcının olayı araştırması 4 yıl sürdü ve $10 milyona patladı. Olay göründüğünden de pis.

Hikâye, 1992’de Clinton’un seçim kampanyasında başladı. Clinton, Cisneros’u bakan olarak atayacağını ilân edince medya adamın geçmiş çapkınlıklarını ortaya çıkardı (zaten zamanın Hazine Bakanı Clinton ve Cisneros’a “bir çift karı kovalayıcı” diye hitap ediyordu). O sırada Cisneros rutin olarak yapılan sabıka sicil sorgulamasında idi ve yaptığı ödemeler hakkında FBI’ya yalan söyledi. Metresi Linda Medlar’a ödediği $250 bin bir sus payı idi. Üstelik Linda da bu parayla bir ev alıp paranın kaynağını saklamak için kız kardeşi ve kayınbiraderi ile bir bankacılık dalaveresi bile yapmıştı.

Ülkenin başsavcısı Janet Reno 1995 Mart’ında olayı soruşturması için bağımsız müşavir David Barrett’i atadı. Soruşturma üç buçuk yıl sürdü. Linda bankacılık suçu işlemek ve adaleti engellemekten 4 yıl hapis cezası yedi. Cisneros ise mahkemeyle anlaşıp $10 bin cezayla kurtuldu (sonra Clinton affıyla onu da ödemedi).

Bağımsız müşavir 2006’ya kadar soruşturmasına devam etti ama sonunda senato soruşturma için ayrılan ödeneği kesince pes etti. Soruşturma mecburen durdurulunca bir basın bildirisi yayınladı ve “Clinton hükümetinden büyük bir baskı gördüğünü, olayın boyutlarının çok daha büyük olduğunu, raporundan 120 sayfanın zorla çıkarıldığını ve olayın örtbas edildiğini” söyledi. İşin altında nelerin yattığı da bir daha hiç araştırılmadı ve konu bir daha hiç aydınlığa kavuşturulmamak üzere kapandı.

1996: Tüm zamanların en başarılı ve aynı zamanda en simgesel rapçilerinden biri olan Tupac Shakur Las Vegas’ta Myke Tyson’un maçından dönerken yanına yaklaşan bir Cadillac’tan dört kurşun yedi.

6 gün sonra da hastanede kan kaybından öldü. Daha 25 yaşındaydı. Anne ve babası Kara Panterler Partisi ve Siyah Özgürlük Ordusu gibi siyahların davalarına sahip çıkan ama aynı zamanda şiddet ve gayri yasal yollara başvuran örgütlerin üyeleriydiler. İsimleri yüzlerce kanlı olaya karışmış, defalarca polisle çatışmış, içeri girip çıkmışlardı. Tupac 1971’de Harlem’de sefilliğin, ezilmişliğin, uyuşturucunun, çetelerin kucağında doğdu.

Sonra Los Angeles’a gidip yaptığı 11 albüm (5’i öldükten sonra çıktı) $70 milyon kazandırdı ama çoğu kendi cebine gitmedi. 1994’te tecavüz suçlamasıyla hapse girdi, kefalete parası yetmedi, 1,4 milyon kefaleti ödeyen plak şirketi Death Row’a bedavaya 3 albüm yapmak zorunda kaldı.

Kısa ömründe insanların kafasındaki rapçi imajını değiştirdi. Evet çeteciydi, şiddetsever, kavgacı, haydutun tekiydi ve polisle başı dertten hiç kurtulmadı ama şarkıcılığının yanında hem bir şair hem de aktördü. Madonna’dan Whitney Houston’a birçok ünlü kadını tavladı. Şarkı sözleri ve yazdıklarıyla polis şiddetine, eşitsizliğe, siyahların ezilmişliğine, fukaralığa karşı durdu. Grubu Outlawz’ın üyelerine Kaddafi, Mussolini, Ayatollah, Kastro, Idi Amin gibi isimler koyarak ABD’ye muhalefet ilân etti.

O gece maçtan çıkarken otel lobisinde bir çete mensubunu patakladı. Sonra o çete (hiç yakalanmadılar) onu kırmızı ışıkta yakalayıp 4 kurşun yağdırdı. Polis bir ara aynı kendisi gibi başarılı bir rapçi olan amansız rakibi Notorious B.I.G.’den şüphelendi ama sonra vazgeçti. Notorious B.I.G. de bir yıl sonra onun gibi 25 yaşındayken, bu sefer Los Angeles’ta bir partiden dönerken kırmızı ışıkta kıstırılıp göğsüne dört kurşun yiyerek öldü.

İkisi de idoldüler ama ikisinin de rapçi imajına faydası olmadı.

6 Ağustos

2007: Ticari olarak tüm zamanların en başarılı tenoru Luciano Pavarotti 71 yaşında pankreas kanserine yenik düştü. Arkasında bıraktığı $275 milyon değerindeki gayrimülkleri için kızları ve eşleri kıyasıya savaştılar.

Babası fırıncıydı, annesi ise puro fabrikasında çalışıyordu. Fakirlerdi, tek odalı bir çiftlik evinde oturdular. Kaleci olmak istedi ama annesi vazgeçirdi. Müziğe 19 yaşında girdi ve 7 yıl eğitim gördü. O sürede geçinebilmek için yarı zamanlı işlerde çalıştı, ilkokul öğretmenliği yaptı. Sonra da tüm zamanların en çok satan tenoru oldu. 100 milyon albüm sattı. Plácido Domingo ve José Carreras ile çıkardıkları ilk “Üç Tenor” hâlâ tüm zamanların en çok satan klasik müzik albümü. Londra’da Hyde Park’ta verdiği konseri 150 bin kişi izledi. Öte yandan tam bir konser iptal etme kralıydı, opera müdürlerini deli ederdi.

37 yıllık karsını boşayıp kendinden 34 yaş küçük asistanıyla evlendi. İlk karısından üç, ikincisinden de bir kızı oldu. Son kızının ikiz erkek kardeşi ölü doğdu.

Çok para kazandı, çok harcadı, çok borçlandı. Az vergi ödesin diye Monaco’da oturuyordu ama İtalyan maliyesi birikmiş vergi borçlarından $7,6 milyonun almayı başardı. Öldüğünde Bolonya’daki banka hesabından $14 milyon fazla çektiği ve $10 milyon da konut kredisi borçları olduğu ortaya çıktı ama başka bankalarda $28 milyonluk nakdi ve hisse senetleri vardı. Arkasında $275 milyon değerindeki Modena’daki malikanesini, Pesaro’daki villasını, Monte Carlo’daki dairesini ve NewYork’ta üç daireyi bıraktı.

Boşanırken ilk karısına zaten yüklü bir meblağ vermişti. Yazdığı iki vasiyet mahkemelerde çok tartışıldı. Modena’daki malikenin yarısını ikinci karısına, diğer yarısı da dört kızına kaldı. Amerika’daki gayrimenkullerinin hepsini ikinci karısına vasiyet etti ama sıkı hukuk savaşlarından sonra dul eşler ve kızları anlaşıp paylaştılar.

Cenazesine Başbakan Romano Prodi ve Kofi Annan katıldılar. Katedralin üzerinde İtalyan hava kuvvetleri uçakları uçup yeşil-beyaz-kırmızı duman bıraktılar. CNN tüm gün canlı yayın yaptı. Dünyanın çeşitli yerlerindeki operalar siyah bayrak çekti.

5 Eylül

2018: $1 trilyonluk Norveç Ulusal Fonu artık sadece sürdürülebilirlik esaslarını gözeten şirketlere yatırım yapacağını duyurdu. Tamamen petrol gelirlerine dayalı bir fon için biraz ironi ama hiç yoktan iyidir.

Aslında 2000’li yılların başından beri fon kurumsal yönetim, sürdürülebilirlik ve etik konulara odaklanarak portföyünden kömür, silah, plastik üreticileri gibi bu esaslara tamamen uymayan şirketlerin hisse senetlerini çıkarmaya çalışıyor ama elbette bu o kadar kolay olmuyor. Fon en son Haziran 2019’da fosil yakıt işinde olan şirket hisselerini satacağını açıkladı ($13 milyar değerinde).

Fon 1990 yılında Norveç’in petrol sayesinde kazandığı paraları değerlendirmek için kuruldu. Başta ismi Norveç Petrol Fonu idi ama 2006’da Norveç Hükümeti Emeklilik Fonu olarak değişti (hâlâ herkes “petrol fonu” diyor). Fon hazine bakanlığını temsilen merkez bankasının bir kuruluşu olan Norges Bank Investment Management tarafından yönetiliyor.

Fon $1,06 trilyon varlık değeriyle bugün dünyanın en büyüğü (her bir Norveç vatandaşına $200 bin düşüyor). Yasaya göre fondan her yıl sadece %3 çekilebilir (enflasyon yaratmamak ve petrol bitince ülkenin geleceğini garanti altına almak istiyorlar) ve 2016’ya dek hiç para çekmediler. 2030’a gelindiğinde fonun değerinin en kötü ihtimalle $455 milyara inmesi, en iyi ihtimalle $3,3 trilyona çıkması bekleniyor.

Fon bugün dünya hisse senetlerinin %1,4’üne sahip. Paranın en fazla %70’ini hisse senetlerine, %7’sini sabit getirili kıymetlere ve %30’unu gayrimenkule koyabiliyorlar. Türkiye’de 58 şirketin hissesine sahipler ama azar azar ($707 milyon). En büyük yatırımları Garanti Bankası ($80,7 milyon – %1,28), Akbank ($74,4 milyon – %1,44) ve Tüpraş’ta ($63,6 milyon – %1,16). $342 milyonluk TC hazine bonosu ile $47,7 milyonluk Vakıfbank tahvilleri var (2018 sonu itibariyle).

4 Eylül

1957: Ford Motor Co. büyük bir patırtıyla yeni harika arabası “Edsel”i tüketicilere tanıttı. Araba 3 yılda hedeflenenin yarısı kadar satabildi ve şirket bu işten $350 milyon (bugünün $3,2 milyarı) kaybetti.

Şirket çoktan halka açılmış ve ailenin %100 kontrolünden çıkmıştı ama bir otomobile verilebilecek en kötü isim (kurucu dedenin oğlunun ismi) verildiğinde ailenin bazı fertleri bile itiraz etmişti. Ne var ki, burnundan kıl aldırmayan yönetim o güne dek ABD’de görülmemiş bir çapta bir piyasa araştırması yaptığını ve yeni otomobilin tam da halkın istediği gibi tasarladığını iddia etmeye devam etti.

Ford $3.500’e (bugünün $32 bini) ancak 116 bin adet sattı ve 3 yıl sonra tüm fabrikayı ve markayı kapadı (2 bin adet de ellerinde kaldı).

Bugün Edsel ismi artık büyük bir fiyaskoyu anlatmak için kullanılıyor. Bir şirketi veya markayı batırana “Edsel yaptı” deniliyor.

Edsel’in tasarımı da bir başkaydı. O garip ön ızgarası için “Limon emen bir Oldsmobile” denirdi.

Hanoi’nin Ho Çi Minh Müzesi’nde ABD’nin Vietnam Savaşı’nda çuvallamasını simgeleyen duvara çarpmış bir Edsel var.

2018: İtalyan turizm cenneti Floransa kenti sokakta atıştırmayı yasakladı. “Panino Polis”e yakalanırsanız €500’e kadar cezalar ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Evet, artık kaldırımda, sokaklarda, yolun ortasında, dükkan ve ev kapılarının, mağaza vitrinlerinin önünde, Arno nehrinin eşsiz manzarasında o leziz fındık ezmeli Floransa gelato’sunu yalamak yasak. Ama merak etmeyin, yasaklar sadece o yasaklara neden olan trafik sıkışıklığı ve kalabalığın yoğun olduğu tarihi kent merkezinin dört sokağı için kondu.

Via dei Neri, Piazzale degli Uffizi, Piazza del Grano ve Via della Ninna – ve yine sadece yoğun yemek sattleri için geçerli: 12:00 – 15:00 ve 18:00 – 22:00 arası.

Hele o Via dei Neri yok mu! O delicesine güzel sandviççi All’antico Vinaio, o parmağınızı yedirtecek dondurmacı Gelateria dei Neri orada.

Floransa’ya yılda 16 milyon turist geliyor ve €3 milyar bırakıyor. Kentin ekonomik verileri İtalya ortalamalarının iki misli büyüklüğünde. Ne var ki, kent sakinleri Mikelanj’ın “Davut”unun ve Vecchio Köprüsü’nün önünde hayranlıkla fotoğraf çektiren turistlere artık eskisi kadar hoşgörüyle bakmıyor. Sebep: kalabalık ve pislik.

Yeni yasakların çıkmasında etkili olan belediye başkanı Dario Nardella evvelki yaz da rahat durmamış, turistlerin oturup piknik yapmalarını önlemek için kent kiliselerinin merdivenlerinin devamlı hortumla yıkanmasını emretmişti.

Aslında bu tür yollara başvuran sadece Floransa değil. 2017’de Roma da Trevi Çeşmesi önünde ve İspanyol Merdivenleri’nde yemek yemeyi yasaklamıştı. Yine geçen yıl Venedik ziyaretçi sayısının patladığı 1 Mayıs gününde ada-kentin bazı yerlerine sadece yerlilerin girmesine izin vermişti. Venedik o kadar kalabalık oldu ki, artık €10 giriş parası almayı düşünüyorlar.

3 Eylül

1993: İsveç’te bir gazetenin düzenlediği yarışmada bir şempanze 5 hisse analistini yendi. Gazete her birine $1.250 ve 1 ay verdi. Hisse listesine dart atarak seçim yapan şempanze $190, ikinci gelen analist ise $130 kazandı.

1967: İsveç tarihinin en önemli günlerinden biri gerçekleşti ve İsveçliler artık arabalarını yolun sağ tarafından kullanmaya başladılar (“Dagen H”).

Günün resmi ismi Högertrafikomläggningen (trafiğin sağ tarafa geçirilmesi) idi ve halk arasında Dagen H (H Günü) olarak popülarize oldu. Dagen H logosu süt kutularından donlara kadar her şeyin üzerine konuldu. Logosu bir arı, sloganı da “sokar” olan Expressen gazetesi (İsveç’in iki büyük akşam gazetesinden biri) şarkı yarışması düzenledi. Kazanan şarkı “Sağda kal Bay Svensson” listelerde beşinciliğe kadar çıktı. O zaman 10 yaşında olan Stockholm’lü trafik müşaviri Peter Krononborg 2017’de aynı isimle bir kitap yazdı ve çok satanlar listesine girdi. Değişimin sorunsuz olması için yürütülen kampanya dört yıl önce başlatılmıştı.

İsveç’in bütün komşularında trafik sağdan akıyordu ve üstelik trafiğin soldan aktığı İsveç’te otomobillerin %90’ının direksiyonu soldaydı (bu da devamlı kazalara yol açıyordu) ama İsveçliler bu değişimi uzun süre istemediler (1955 referandumunda %83 “hayır” dedi).

Değişimden bir gün önce 360 bin trafik işareti değiştirildi. O sabah saat 04:50’de tüm trafik durduruldu. Tüm araçlar yavaşça sağa geçtiler, herkesin geçmesi için 10 dk. daha beklediler ve saat 05:00’te artık sağdan gitmeye başladılar. O gün sadece 157 kaza oldu.

Değişimin (bugünün parasıyla) $316 milyon gibi küçük bir maliyeti oldu. Değişim bugün yapılsaydı en az 10 misli harcanırdı. Bugün İsveç Ulaşım İdaresi’nin bütçesi $3 milyar dolar.

O gün İsveç’in nüfusu 7,8 milyondu, bugün 10 milyon. O gün trafikte 2 milyondan az araç vardı, bugün 6,25 milyon var. Zaten bugün referandumda halkın %83’ünün hayır dediği bir değişimi hiçbir politikacı yapmaya cesaret edemezdi.

İsveç’ten 1 yıl sonra da İzlanda sağa geçti. Onlar da o güne “H-dagurinn” ismini taktılar.

2 Eylül

1776: Thomas Jefferson’un liderliğinde bir komite, meclise bir ABD parası yaratılması için teklif verdi. Paranın ismi, başlangıcı Bohemya’da bir gümüş madeni kasabası olan Joachimsthal’e dayanan bir İspanyol/Avusturya sikkesi “taler”den türetilecekti: Dolar!

2 Eylül: Bugün uyuşturucu kaçakçıları, zimmetçiler ve kendi milletini soyan devlet erkanı için hiç de iyi bir gün olmadı. Şili’den Afganistan’a, Orta Amerika’dan Cezayir’e kadar dünyanın birçok yerinde nasıl soyulduğumuzu gördük.

2 Eylül 2009’da General Pinochet ve ailesinin servetinin ölmeden önce $25.978.602’ye yükseldiği açıklandı. Bu paranın $20 milyonunun kaynağı hiçbir zaman bulunamadı.

2 Eylül 2010’da Afgan finansal otoriteleri başlayan bankaya hücumla $500 milyonluk likit rezervinin yarısı eriyen ülkenin en büyüğü olan Kabul Bankası’nın sağlam olduğunu açıkladı. Sonra banka hakim ortaklarının mallarının satımını yasakladı ama Başkan Karzai’nin kardeşi Mahmut’un (%7 ile bankanın üçüncü büyük ortağı tabi ki) bankadan aldığı kredi ile Dubai’de aldığı $5,5 milyonluk malikaneyi bu yasağa dahil etmedi.

Aynı gün, El Salvador çete üyeliğine 10 yıl hapis getirdi, çünkü başkente 62 km. uzaklıktaki bir çiftlikte bulunan bidondan $9 milyon çıktı. $100, $50 ve $20’lik desteleri saymak 3 gün sürdü. Daha sonra içinde $4,2 milyon olan başka bidonlar da bulundu.

2 Eylül 2011’de ABD ve Kolombiya polisinin yaptığı ortak baskınlarda Orta Amerika’ya kokain taşıyan 30 kişi tutuklanıp 21 küçük uçağa el kondu. Kaçakçı başı Daniel “Loco” Barrera’nın başına da $2,7 milyonluk ödül.

Aynı gün, Meksika’da, Teksas sınırının hemen yanı başında “el Metro 3” lâkaplı çete başı Borrego arabasında bir polis memuruyla birlikte ölü bulundu. Onları kendi karteli öldürdü. ABD polisi Borrego’nun başına $5 milyon ödül koymuştu. Kısa süre sonra 31 kartel mensubu ve onlarla birlikte çalışan 16 polis tutuklandı.

Aynı gün, Porto Riko’da uyuşturucu kaçakçılığından kazandığı $7 milyonu sahibi olduğu yerel kamyon nakliye şirketinde aklayan Raymar Rivera yakalandı.

2 Eylül 2012’de Cezayir polisi Fas sınırında sokak değeri $2 milyonu geçen 4 ton kanabise el koydu.

Liste uzayıp gidiyor, ama sanki bunlar sadece 2 Eylül’lerde mi oluyor…

1 Eylül

2004: Philadelphia belediye başkanı John Street, kentin tüm 350 m2’sinin de $10 milyonluk bir projeyle dünyanın en büyük internet hot spotu haline getirileceğini açıkladı.

Yer yerinden oynadı. Kent sakinleri bayram ettiler. Kentin her köşesinde istedikleri gibi internete bağlanabileceklerdi. Dünya haberi ağzı açık izledi. EarthLink isimli bir servis sağlayıcı ile sözleşme yapıldı. Şirket cihazları için kentin 4 bin elektrik direğini kiralayacaktı. Hizmet bedava olmayacaktı ama çok ucuz olacaktı ve üstelik vergi mükelleflerinin de cebinden bir kuruş çıkmayacaktı. Kentin ismi de “hot city” olacaktı. İnternet bağlantısının böyle yaygın olmadığı erken 2000’li yıllar için bu büyük bir haberdi.

Proje 2007’de tamamlanacaktı. Tamamlanmadı. İki kez ertelendi, sonra da buhar oldu.

1972: Soğuk savaş nedeniyle yılın maçı olarak nitelendirilen ve ilk kez dünya çapında ilgi gören mücadelede Amerikan satranç ustası Bobby Fischer Rus şampiyon Boris Spassky’yi yenerek 11. dünya şampiyonu oldu.

İzlanda’nın başkenti Reykavik’te yapılan maç iki ay sürdü. Fischer neredeyse maça çıkmayacaktı. Ödül $250 bine çıkarılınca kabul etti (bugünün $1,5 milyonu). İlk iki oyunu kaybettikten sonraki 19 oyunun 7’sini kazandı, birini kaybetti, diğerlerinde de berabere kalarak maçı 12½-8½ kazandı. Ruslar’ın çeyrek asırdır domine ettiği satranç dünyasının ilk Amerikalı dünya şampiyonu oldu. Maçtan sonra kız kardeşi “Bobby bunu hiç satranç kültürü olmayan bir ülkede başardı, bu karlı kortta tenis şampiyonu olan Eskimo’ya benziyor” dedi.

Fischer ABD’ye döndükten sonra toplamı $5 milyonu (bugünün $29,9 milyonu) bulan sponsorluk tekliflerini reddetti. 1975 yılında Dünya Satranç Federasyonu unvanını koruması için Rus usta Anatoly Karpov ile maç yapmasını talep etti. Fischer yine bazı koşullar sürdü ve kabul edilmeyince unvanını kaybetti ve inzivaya çekildi.

1992’de tekrar ortaya çıktı ve şampiyonluğu kazandığı günden 20 yıl sonra, yine 1 Eylül’de Yugoslavya’da Spassky ile bir rövanş maçı yapacağını duyurdu. Ne var ki, ülke o zaman Birleşmiş Milletler ve ABD ambargosu altındaydı ve ABD hükümeti maçı orada yaparsa kanunları çiğnemiş olacağını söyledi. Fischer dinlemedi, maçı kazandı, cebine $3,35 milyonu (bugünün $6 milyonu) attı ama hakkında yakalama kararı çıkınca kaçtı.

Macaristan’da, Filipinler’de, Japonya’da yaşadıktan sonra İzlanda vatandaşlığını aldı ve 2008 yılında ölene kadar orada yaşadı. $2 milyon değerindeki evi için Filipinli kızı (sonra onun kızı olmadığı ortaya çıktı), annesi, 2 Amerikalı yeğeni ve ABD hükümeti hak iddia ettiler ama ev mahkeme kararıyla Japon eşine kaldı.

6 yaşındayken bir şekerleme dükkanından alınan satranç setiyle başlayıp liseyi bile bitiremeyen Fischer hâlâ dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olarak kabul ediliyor. Biraz kendine has özellikleri de vardı. Annesi Yahudi olmasına rağmen hem ateist hem de bir Hitler hayranıydı. Yahudi soykırımını reddediyor, yıllardır Filistinlileri katlettikleri için ABD-İsrail yönetimlerinden nefret ediyor, 11 Eylül’de ikiz kulelere yapılanı haklı buluyordu.