• persembe@persembe.com

Tarihte Bugün Ekim 2019

17 Ekim 2019

Biradan kim ölmüş demeyin. 205 yıl önce (1814) bugün (17 Ekim), Londra’daki bir bira fabrikasının fıçıları patladı, 1 milyon litrelik bira dalgalarının yarattığı tsunami 4’ü çocuk 8 kişinin hayatına mal oldu.

Meux Bira Fabrikası Londra’nın iki büyüğünden biriydi ve tam da Oxford Caddesi ile Tottenham Court Road’un kesiştiği kavşakta 9.600 m2’lik alanı kaplıyordu (arka tarafı da kanun kaçakları ve fahişelerle dolu St. Giles varoşuydu). Fabrikadaki devasa fıçıları bir arada tutan tonlarca ağırlıktaki demir halkalardı.

O gün, saat 16:30 depo sorumlusu George Crick 7 metre yüksekliğindeki fıçıların halkalarından birinin gevşediğini görünce müdürüne haber verdi. Gevşeme olağan bir olaydı. Müdür de ona patrona not yazıp tamirini istemesini söyledi. Bir saat sonra, tam da Crick fıçının önünde patrona notu verirken fıçı patladı, bira dalgalarının gücü diğer fıçıları da patlattı. Oluşan tsunami fabrikanın 8 metre yüksekliğindeki duvarını parçalayıp caddeye çıkarak 4 evi yıktı.

Ölen çocuklardan biri olan 4 yaşındaki Hannah evde annesiyle çay içiyordu. Bir diğer evde daha önce ölmüş iki yaşındaki çocuğunu cenazesi vardı. Tabutun etrafındaki (biri 3 yaşındaki erkek çocuk) 4 kişi öldü. 14 yaşındaki Eleanor yıkılan duvarın altında kalarak hayatını kaybetti. Bir başka 3 yaşındaki kız çocuğı bir sokak ötede ölü bulundu. Fabrikadaki işçiler sağ kurtuldular (biri molozların altından çıkarıldı).

Daha sonra mahkeme olayı doğal afet olarak gördü ve kimse ceza almadı. Olay şirkete £23 bine mal oldu (bugünün £2 milyonu) ve parlementodan üçte birini alarak iflâstan kurtuldu. Fabrika sonra başka bir yere taşındı (orası şimdi meşhur Dominion Tiyatrosu) ve 1961’de de tasfiye oldu. Sonuçta bira fabrikalarındaki tahta fıçıların yerini beton fıçılar aldı.

16 Ekim 2019

17 yıl önce (2002) bugün (16 Ekim), antik çağın o kaybolup giden ilim merkezinin yerine $230 milyon harcanarak yapılan yeni İskenderiye Kütüphanesi açıldı. Kütüphanenin yerini 1974 yılında İskenderiye Üniversitesi belirledi (kampüs ile sahil arasında antik kütüphanenin bulunduğu yere yakın). Projeyi orta-doğu ve kuzey Afrika ülkeleriyle birlikte UNESCO’nun başını çektiği sivil toplum örgütleri fonladılar.

UNESCO binanın tasarımı için 1988 yılında yarışma açtı. 1.400 katılım arasında Norveçli bir mimarlık firması olan Snøhetta kazandı. Projenin boyutları akıl almaz büyüklükte. 8 milyon kitap için raf var. Ana okuma salonu 11 seviyede 20 bin metre kareyi kapsıyor. 160 metre çapında denize doğru eğilen bir güneş saati şeklinde ve 32 metre yükselikteki cam çatının altında. Mekanda bir konferans merkezi, haritalar, çocuklar, görme engelliler ve multi-medya gibi özel kütüphane salonları, 4 müze, 4 sanat galerisi, bir planetaryum, bir antik el yazmaları restorasyon laboratuvarı var. Duvarlar insanlık tarihinden alınma 120 farklı el yazmasıyla bezenmiş Asvan granitinden yapılma.

Kaynaklar 3 dile (Arapaça, İngilizce ve Fransızca). Fransa Ulusal Kütüphanesi 2010 yılında 500 bin kitap bağışladı. İskenderiye Kütüphanesi bugün dünyanın altıncı büyük Fransızca kaynak hazinesi. Orası bir kütüphaneden de fazla (fuarlar, sergiler, sinema gösteriler, toplantılar, performanslar, sunumlar, tiyatrolar, atölyeler, dersler, vs.).

Artık sansür ve finansman darlığı bulutları arasında Mısır orayı ne kalitede yaşatabilecek göreceğiz. Bu arada, herkesin bildiğinin aksine, o antik kütüphanenin yakılıp yok edildiği hikâyesi de doğru değil. Entellektüel hayatın yavaş yavaş tasfiye edilmesi, bilim adamlarının zulme uğramaları ve kaçmaları, Sezar’ın kütüphanenin “bir kısmını” kazaren yakması, finansman zorluğu çekmesi gibi nedenlerle zaman içinde adım adım yok olmuş gitmiş. Umarız bugün benzer mikropları tam olarak temizleyemeyen Mısır’da da aynı hastalıklar hortlamaz da ikinci bir facia yaşanmaz.

15 Ekim 2019

159 yıl önce (1860) bugün (15 Ekim), 11 yaşındaki Grace Bedell, Abraham Lincoln’e bir mektup yazarak sakal bırkamasını istedi. Tarihin en ünlü sakallarından biri herhalde ABD’nin 16. başkanı, cumhuriyetçi Abraham Lincoln’ünküdür. Ne ilginçtir ki, eğer 11 yaşında bir kız çocuğunun müdahelesi olmasaydı başkan o listeye giremeyecekti.

Babası sıkı bir cumhuriyetçi olan Grace, 15 Ekim’de, Lincoln başkan seçilmeden birkaç hafta önce yazdığı mektubu niye yazdığını şöyle anlatıyor: “Babam bana bir resmini getirmişti. Lincoln’ün o yüksek açık alnının altındaki derin dert çizgilerini ve üzgün gözlerini görünce anneme gidip ona mektup yazarak sakal bırkamasını isteyeciğimi söyledim.”

O mektup yazıldı ve şöyle diyordu: “…size yazma cüretini gösterdiğim için beni affedin. …sizin de kız çocuklarınız varsa onlara iyi dileklerimi iletin. Benim 4 erkek kardeşim var, bazıları size oy verecek. Eğer sakal bırakırsanız diğerlerini de ikna ederim, çünkü ince yüzünüz o zaman daha güzel gözükecek. Bütün hanımlar sakal beğeniyorlar ve eminim o zaman eşlerini de oy vermeye ikna etmeye çalışırlar….”

Lincoln bu mektuba cevap verdi. Sakal bırakacağını söylemedi ama kısa sürede bıraktı ve seçimi de kazandı. Üstelik başkanlık yapacağı Washington DC’ye trenle giderken Grace’in oturduğu kasabanın istasyonunda durarak onunla birkaç dakika oturup konuştu ve yanağından öperek ayrıldı. 4 yıl sonra, 15 yaşına gelen Grace ona bir mektup daha yazarak Hazine Bakanlığı’nda iş istedi ama bu mektubun Lincoln’e ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyor.

Zaten Lincoln bir yıl sonra ABD’yi büyük para odaklarının borç boyunduruğundan kurtaran “Greenback”leri bastığı için öldürüldü. Onun merkez bankasının tekeline karşı çıktığı ve altın standardına geri dönülmesini istediği herkez tarafından biliniyordu. Eğer öldürülmeseydi, 41 gün sonra tekrar seçilecek ve bugün bile dünyanın başına belâ olan bu odakları belki de temizleyebilecekti.

14 Ekim 2019

Bugün 14 Ekim. Eğer yıldızlar, yıldız falı ve burçlarla aranız iyiyse ve doğum gününüzün mesleğinizi belirlediğine inanıyorsanız dikkat! Mesela porno yıldızı olmak istiyorsanız bugün doğmak için iyi bir gün. Hepsi bugün doğmuş.

1983’ün 14 Ekim’inde Vanessa Lane doğdu. Dört erkek kardeşiyle muhafazakâr bir ailede büyüdü ama 18’ine gelince striptizci oldu. California’ya taşınıp Peru’lu porno yıldızı Alexis Amore ile tanışıp yeni mesleğine duhul etti. Her tarafı yapma ama eski kikboksçu, yogacı ve pilatesçi olduğu için yapımcılar onun bükülgenliğine hayran.

1974’ün 14 Ekim’inde Jessica Drake doğdu. İşe Playboy TV’de başladı. “Bu sektörde kondomsuz çalışmak eve barda tanıştığın birini götürmekten daha az riskli” deyince daha da meşhur oldu. Şimdilerde cinsellik eğitimleri veriyor, UCLA’da (California Üniversitesi) dersi bile var. 2016 yılı ABD başkanlık seçimlerinden 17 gün önce Trump tarafından cinsel tacize uğradığını ilân eden 11. kadın oldu. On yıl önce bir fuarda tanıştığı Trump’ın onu otel odasına çağırdığını, korktuğu için odaya iki kız arkadaşıyla daha gittiğini, orada tacize uğradığını ve daha sonra Trump’ın onu arayarak $10 bin teklif ettiğini ve işlerini bitirdikten sonra onu özel uçağıyla California’ya geri götüreceğini söyledi. Trump “hepsi yalan” dedi tabi.

1972’nin 14 Ekim’inde Nyomi Banxxx doğdu. Bu isimlerin hepsi sahne isimleri elbette. Nyomi de ismini hayran olduğu süper modeller Naomi Campbell ve Tyra Banks’den aldığını söylüyor. En iyi MILF, en iyi performans ve burada yazamayacağım birçok kategoride ödülleri var.

 1967’nin 14 Ekim’inde de Savanna Lane doğdu. O da mesleğe Manhattan’da bir striptiz kulübünde başladı. 90 filmde oynadı. Film başına $20 bin ilâ $100 bin arası ücret alıyordu. Zengin oldu. Zengin bir şarapçıyla evlendi, gidip Tuscany’de bağ alarak şarapçılığa başladı. Fena satmıyor.

Meslek deyip geçmeyin, bazı porno yıldızlarının serveti $30 milyonlara ulaşmış durumda. Sektörün büyüklüğü $97 milyar. Hollywood yılda 600 film yapıp $10 milyar kâr ediyor. Bu sektör yılda 13 bin film yapıp $15 milyar kâr ediyor. Her 39 dakikada bir film yapılıyor. Dünya pornoya saniyede $3 bin harcıyor. İnternetteki içeriğin %12’si porno. Porno sitelerinin trafiği Netflix, Amazon ve Twitter trafiğinin toplamından daha fazla. Dünyanın en büyük porno sitesinde 2018 yılında 5,5 milyar saat geçirildi. Dünyanın en popüler 300 sitesi içinde 11 porno sitesi var. İnternetten indirmelerin %35’i porno.

13 kim 2019

9 yıl önce (2010) bugün (13 Ekim), 33 madencinin 69 gün yer altında mahsur kaldıktan  sonra sağ salim gün ışığına çıkarılmasıyla Şili’deki Copiapó madencilik kazası mutlu sonla sonuçlandı.

Atacama Çölü’ndeki madende göçük 5 Ağustos’ta meydana geldi. 33 işçi yerin 700 m. altında, çıkışa 5 km. uzaklıkta sıkışıp kaldı. Morali yüksek tutmak, yapılması gerekenleri yapmak, kısıtlı erzağı ekonomik kullanmak, kurtuluş plânları yapmak ve belki de sadece yaşamak için bir kişi – bir oy ilkesine bağlı kaldılar. Kararlar 16 oy veya fazlasıyla alındı ve müthiş organize bir yaşam savaşı verdiler. Kolay olmadı. Ümitsiz ve feci günler de geçirdiler (belki de onun için olay bittikten sonra bile ayrıntılar hakkında konuşmama yemini ettiler).

Şili dünyanın en büyük bakır üreticisi. 2000 yılından bu yana madencilik kazalarında yılda ortalama 34 kişi hayatını kaybediyor. Bu madenin sahibi San Esteban şirketiydi ve yetersiz güvenlik önlemleri konusunda meşhurdu. Son 12 yılda San Esteban madenlerinde 8 işçi ölmüş, 42 kez ceza yemiş ve bir kez de geçici olarak kapatılmıştı (zaten Atacama bölgesindeki 884 madeni 3 müfettiş inceliyor). Aslında Şilili madenciler dünyanın en iyi maaşı olan madencileri ve devlet şirketi Codelco Madenleri gibi büyüklerde kalite standartları hayli yüksek ve pek kaza olmuyor, ama küçük ve özeller için aynı şey söylenemez.

Nitekim kurtarma operasyonunu da Codelco yönetti. Göçüğün oluşmasından 17 gün sonra açılan keşif deliklerinden geri çekilen bir matkap ucuna bantlanmış şu mesaj çıktı: “Estamos bien en el refugio, los 33” (“İyiyiz ve barınaktayız, 33’ümüz birden”). Bu müjdeden sonra 52 uzun daha gün geçti ve nihayet hükümetin, NASA’nın ve dünyanın her tarafından gelen onlarca kurumun yardımıyla 13 Ekim’de işçiler teker teker vinçle yeryüzüne çıkarıldılar. Bu mutluluğu 5 milyon kişi televizyonlarında ve akıllı telefonlarında izledi.

Kurulan “Campamento Esperanza”da (Ümit Kampı’nda) yürütülen kurtarma operasyonu $20 milyona patladı (San Esteban şirketinin o zamanki toplam borcu olan $19 milyondan bir fazla). Devlet şirketi Codelco bu maliyetin %75’ini karşıladı. Kalan kısım diğer kurum ve kişilerin bağışlarıyla karşılandı. Daha sonra San Esteban’ın $2 milyonluk varlıkları donduruldu ve dava açıldı. 3 yıl süren davanın sonucunda kimse ceza yemedi. Şilili milyarder Leonardo Farkas madencilere $10’ar bin hediye etti, first lady Cecilia Morel de $540 ömür boyu maaş bağladı. Artık çevrilecek filmlerden de iyi kazanırlar.

12 Ekim 2019

160 yıl önce (1859) bugün (12 Ekim), düzene isyan edip kendini ABD İmparatoru ilân eden Joshua Abraham Norton (I. Norton), halka Washington DC’deki meclisi feshettiğine dair fermanını tebliğ etti.

Norton İngiltere’de doğup Güney Afrika’da büyüdü ve annesini kaybettikten sonra 1849 yılında San Fransisco’ya geldi. Cebinde babasının malikanesini satarak kazandığı $40 bin vardı. İyi bir iş adamıydı. Emtia ve emlâk piyasalarında servetini $250 bine çıkardı (bugünün $8 milyonu) ve San Fransisco sosyetesinin saygın bir bireyi haline geldi.

Aralık 1852’de kıtlıkla karşı karşıya olan Çin pirinç ihracatını yasaklayınca San Fransisco’da pirincin kilosu ¢9’dan ¢79’a patladı. Norton bunu fırsat olarak gördü ve Peru’dan 91 ton pirinçle dönen Glyde adlı şilepin tüm yükünü $25 bine satın aldı (bugünün $800 bini). Ancak Glyde’da sonra limana pirinç yüklü bir sürü şilep daha girince fiyatlar çöktü. Kalite vs. bahaneleriyle sözleşmesinden sıvışmaya çalıştı ama beceremedi. Hem mahkemeyi hem saygınlığını kaybederek iflâs etti.

Yeni fukara hayatında düşünecek çok vakti vardı. ABD’nin siyasi ve hukuki sistemine kafayı taktı ve bunu düzeltme görevini üstlenerek 1859 yılında kendini ABD İmparatoru ilân etti. İki ay sonra da kongreyi feshettiğini ilân etti (siyasi partileri de). Hatta orduyu göreve çağırarak “sahtekâr ve yozlaşmış” millet vekili ve senatörleri görevden almalarını istedi. Tabi ne kongre ne de ordu kaale bile almadı. 1863 yılında III. Napolyon Meksika’ya girince kendini Meksika’nın mevlası bile ilân etmişti.

Ne var ki, San Fransisco onu seviyordu. Ciddiye almıyorlardı ama ona bir halk efsanesi olarak yaklaşıyorlar, hatta yaptığı eksantrik işleri turizm gelirlerini artırmak için reklâm ediyorlardı. Yâni o San Fransisco’dan değil, San Fransisco ondan faydalanıyordu. 1880 yılında işte San Fransisco kavşaklarından birinde yığılıp kaldı ve sağlık ekipleri gelemeden hayatını kaybetti. Cebinde $5, evinde $2,50 değerinde bir altın sikke ve batık bir altın madeninin hisse senetleri çıktı. Cenazesini 10 bin kişi uğurladı. Niye bugün böyle birisi çıkmaz?

11 Ekim 2019

38 yıl önce (1981) bugün (11 Ekim), Rolling Stones’un ABD turunda LosAngeles Memorial Coliseum stadyumunda 94 bin kişiye verdiği konserin uvertürü olarak sahneye çıkan Prince denen bir adam yuhalanıp üzerine çerçöp yiyerek sahneden ayrılmak zorunda kaldı.

Prince ilk albümünü 3 yıl önce çıkardı. O albümdeki tüm şarkıların bestesi, güftesi, aranjmanı, uyarlaması ona aitti ve kayıtta kullanılan 27 enstrümanı da o çaldı. Ondan sonra 2 albüm daha yaptı ve Billboard listelerinde yükselmeye başladı ama onu henüz kimse tanımıyordu.

Stones, konserlerinde uvertür için daha önce Tina Turner, Stevie Wonder gibi siyah müzisyenleri kullanmıştı. Prince’in funk ve rock tarzı zaten Mick Jagger’ın da tarzına uyuyordu. Onun için 9 ve 11 Ekim’deki konserleri için Stones’un Prince’i seçmesi cuk oturdu. Prince’in de zaten 1 hafta sonra 4. albümü piyasaya çıkıyordu.

Prince 9 Ekim’deki ilk konsere sahneye o alışık olduğumuz siyah trençkotu, şeffaf ceketi, kadın tozlukları, yüksek topukları ve slip donuyla çıkınca zaten bir Stones konserinde siyahi şarkıcıların ne aradığını sorgulayan seyirciler tarafından pek de hoş karşılanmayacağı hemen anlaşıldı. İkinci albümünden seçtiği “Bambi” ile başlayıp Hendrix’vari döktürünce birkaç alkış aldı ama üçüncü olarak yeni albümünden aldığı “Jack U Off”u (bunun tercümesini siz yapın) çalmaya başlayınca yuhalandı. İki şarkı daha çalıp kuliste ağladı ve iki gün sonraki konsere gelmeyeceğini ilân etti.

Mick Jagger onu ikna etti ve ikinci konsere de çıktı ama bu kez kalabalık hazırlıklı gelmişti. Ellerine geçeni üzerine fırlattılar. Naylon torba dolusu kızarmış tavuk artıkları, karton kola bardakları, domates, yumurta, vs., vs.. İki litrelik bir portakal suyu şişesi gitaristinin üzerinde patladı. Yarısı dolu bir Jack Daniels şişesi kafasını az farkla ıskaladı. Sahneyi terk etmek zorunda kaldı.

Bu olaydan sonra bir daha hiç Rolling Stones’un uvertürü olmadı. Aslında bir daha hiç kimsenin uvertürü olmadı. Prince oldu. Böyle Prince olunuyormuş. 150 milyon albüm sattı, $300 milyon kazandı.

10 Ekim 2019

1 yıl önce (2018) bugün (10 Ekim), İngiliz mahkemeleri; başkanı olduğu Uluslararası Azerbaycan Bankası’ndan €125 milyon lüpleyen Cihangir Hacıyev’in eşi Zamira’ya tanınan korumayı kaldırdı.

Cihangir Hacıyev 14 yıl bankanın başkanlığını yaptıktan sonra 2015 yılında sağlık sorunlarını öne sürüp kendini emekli etmişti ama bir yıl sonra sahtekârlık, para aklama ve banka fonlarını zimmetine geçirmekten tutuklandı ve 15 yıl hapis cezası yedi. Yedi ama eşi ve lüplediği paralar Londra’da lüks içinde yaşamaya devam etti. Hatta İngiliz hukuku Zamira’nın kimliğini saklayarak ona koruma bile sağladı.

Koruma fazla sürmedi. Zamira (55) lükse alışmıştı bir kere. Harrods’da £16,3 milyon harcadı, Harrods’un bulunduğu lüks Knightsbridge semtinde £11,5 milyonluk ev, Londra yakınlarında £10,5 milyonluk bir golf sahası aldı, £32 milyonluk özel jetinde seyahat etmeye devam etti. Kullandığı 35 kredi kartı kocasının bankası tarafından verilmişti. Böyle olunca İngiliz hukukunun “Kaynağı Belirlenemeyen Serveti Açıkla” yaptırımı ilk kez devreye girdi ve Zamira 20 gün sonra tutuklandı.

Zamira’nın ilk kocasından olan kızı Leyla’nın da £15 milyonluk hisse senedi portföyü var. Yılda £1 milyon temettü topluyor. Azerbaycan’ın eski Güvenlik Bakanı Eldar Mahmudov’un oğlu ve şimdi Türkiye’de işleri olan Anar Mahmudov’la evli. Eldar Mahmudov’un küçük kızı (Anar’ın kardeşi) Haydar Aliyev’in kardeşi Rasim Aliyev’in torunu ile evli. Tam hanedan.

9 Ekim 2019

12 yıl önce (2007) bugün (9 Ekim), Porto Riko’nun 25 bin nüfuslu Barceloneta kasabasında sokak hayvanları kontrol ekipleri bir siteden 80 kadar kedi köpeği toplayıp bir köprüden aşağı attılar.

Adanın kuzey sahilinde yer alan Barceloneta’nın belediyesi daha önce site sakinlerini o konut projesinde ev ve sokak hayvanlarının beslenmesinin yasak olduğu konusunda uyarmıştı. Hatta belediye sokaktan toplanan her hayvan için $60, barınağa yapılacak her tur için de $100 ödüyordu.

Site sakinleri bu yasaklara pek kulak asmayınca baskınlar başladı. İşte o hazin gün, belediyenin yıllardır iş verdiği Animal Control Solution (Hayvan Kontrol Çözümleri) isimli

özel sektör şirketinin çalışanları siteyi sanki narkotik büro fedaileri gibi bastılar, bulup yakalayabildikleri kedi köpeklerin (hatta bazılarını onlarla oynayan çocukların ellerinde alarak) bazılarını şırıngalarla zehirleyip, bazılarını uyuşturup, bazılarını da canlı canlı çuvallara koyarak araçlarına topladılar. Ancak bu hayvanları mevcut barınaklara götüreceklerine komşu köy Vega Baja yolundaki 15 metrelik bir köprüden aşağıdaki dikenli çalılara kaplı vadiye fırlattılar. O esnada bazıları zaten ölmüştü. Bazıları aşağıda can çekişerek öldüler. Yukarı otobana tırmanmayı becerebilen perişan haldeki bazıları araçların altında kaldılar, birkaç tanesi de kurtarılabildi.

Animal Control Solution’un sahibi Julio Diaz şirketi sekiz yıl önce kurmuştu. Pek rakibi yoktu. 85 belediye ile sözleşmesi vardı ve sekiz yılda binlerce sokak hayvanını toplarken $1,1 milyon kazanmıştı. Ne var ki, bu sürede toplanan hayvanların hiçbir tanesi barınaklara geri getirilmemişti. Belediyeler de bu vahşeti görmezden gelmeye devam ettiler.

Bir yıl sonra 33 ailenin açtığı davada yüksek mahkeme Diaz ve çalışanlarını beraat ettirince kıyamet koptu. Onbinler imza kampanyası başlattılar, uluslararası kamuoyu ve sivil toplum örgütleri müdahil oldular. Sonuçta ihmal, terk, şiddet, zulüm ve hatta duygusal baskıyı bile içeren güzel bir hayvanları koruma yasası çıkarıldı ama bu süreçte Port Riko’nun ismi “ölü köpek adası” oluverdi ve turizm sektörü $15 milyon kaybetti.

8 Ekim 2019

12 yıl önce (2007) bugün (8 Ekim), yarış hayatında sahibine $6,5 milyon kazandıran ve tarihin en bilinen safkanlarından biri olan John Henry emeklilik yıllarını geçirdiği Kentucy At Parkı’nda 32 yaşında uyutuldu.

John Henry safkandı ama pek de öyle müthiş ataları yoktu. Babası $900’e satılmıştı. Kardeşi yayaları bile geçemiyor diye yarıştırılmadı bile. Üstelik dizlerinde de sorun vardı. Diz sorunlu atlar uzun koşamadıkları için rağbet görmezlerdi. İşte kimsenin dönüp bakmayacağı bu atı Callaway isimli bir yetiştirici bir yaşındayken $1.100’e satın aldı.  Callaway şöyle hatırlıyor: “Kafasını herhalde bir yere çarpmış ki tam da alnından aşağı ince bir kan akıyor, diğer atların yanında suda boğulmuş bir sıçana benziyordu.”

Callaway atına bir çelik çakıcısı olan o halk kahramanının ismini verdi (eskiden elektrikli matkaplar yokken, inşaatlarda kayaları patlatmak için yere, kayaya büyük çelik kalaslar çakılıp delik açılır, içine patlayıcı konurdu), çünkü bizim huyu bozuk at da ahır duvarlarına asılı çelik yem ve su kovalarını tekmeleyip dururdu. Callaway, John Henry’yi bir yıl sonra $2.200’e sattı. John Henry huysuz olduğundan iğdiş edildi ve sonra $25 bine başkasına satıldı. Sonra da yarış kazanmaya başladı.

83 kez yarıştı. Bu yarışların 39’unu kazandı, 15’inde ikinci, 9’unda üçüncü oldu. Tarihin sahibinie önce $3 milyon, sonra $5 milyon, son olarak da $6,5 milyon kazandıran ilk atı oldu. Bugün üç büyük hipodromda heykeli var, cenazesine yüzlerce kişi geldi. Tam bir karakterdi. Seyisler onu yarış başlamadan 45 dakika önce çıkarmak zorunda kalırlardı, çünkü gazetecilere poz vermek isterdi. Dördüncü olabildiği bir yarışın sonunda ilk üçün resimlerinin çekildiği podyumdan kimse onu çıkaramamıştı.

Çelik çakıcı bir halk kahramanı, bir rekortmen safkan, bir John Henry daha var. Efsanevi Amerikalı yatırımcı. Serveti $2,7 milyar. Liverpool futbol, Boston Red Sox beyzbol takımlarının ve ABD’nin en saygın gazetelerinden The Boston Globe’un da sahibi.

7 Ekim 2019

11 yıl önce (2008) bugün (7 Ekim), müzik, podcast ve streaming app’i Spotify hayatımıza girdi ve sevdiğimiz müziği dinleme arzusuyla internetten MP3 dosyalarını satın alma mecburiyeti arasındaki boşluğu kapattı.

Şirketi 2006 yılında Daniel Ek ve Martin Lorentzon isimli iki İsveçli girişimci Stockholm’de kurdular ve app’in de 2008’de devreye girmesiyle müzik dünyası kökünden değişti. Şimdi şirket İngiltere’de kurulu Spotify LTD.’nin bağlı ortağı. Spotify Ltd.’nin sahibi de Lüksemburg menşeli Spotify Technology S.A..

Bugün Spotify’ın 61 ülkede 232 milyon faal kullanıcısı var (2106’da 124 milyon kullanıcı vardı). Bu kullanıcıların 109 milyonu ayda $9,99 ödeyip reklâmsız müzik dinleyen üyeler (2016’da 48 milyon ödeyen üye vardı). Spotify pazarının %40’ına sahip. Pazarın ikincisi Apple, sonra Amazon geliyor. Yılda $5,3 milyarlık satış yapıyor (bu rakam 2014’te $1 milyardı).

Şirket 2017’de New York Borsası’nda halka açıldı. O gün $19 milyar değer biçilmişti, bugünkü değeri $20,64 milyar. Hisseler $150’den işlem görmeye başladı, 2018 Temmuz’unda $200’e kadar çıktı. Bugünlerde $155’lerden işlem görüyor, çünkü o kadar satışa rağmen henüz para kazanamıyor. 2018 zararı $90 milyondu (4.040 çalışanı var).

Artık internetten müzik çalmamıza gerek yok, çünkü Spotify sanatçılara fikri haklarını ödüyor. Ayda $300 milyon ödeme yapıyorlar, bugüne dek müzik sahiplerine $10 milyar ödeme yaptı.

Bugün Spotify’da 50 milyon şarkı var. Günde 20 bin şarkı ekleniyor. 2 milyar adet playlist var, günde 5 milyon ya yeni yaratılıyor ya da değiştiriliyor. Kullanıcılar Spotify üzerinde günde ortalama 148 dakika geçiriyorlar. Spotify 500 milyon kişinin akıllı telefonuna yüklü. Facebook takipçi sayısı 22 milyon.

İlla müzik değil, Spotify’da sesli kitap da dinleyebilirsiniz.

6 Ekim 2019

Bar sahibi Billy “Keçi” Sianis beyzbol ekibi Chicago Cubs’ın final serisinin dördüncü maçına giderken bir bilet de keçisi için aldı. Biletlere $7,20 ödedi (bugünün $100’ü). Kokuya dayanamayan seyircilerin şikayeti üzerine staddan çıkarılınca kafası bozuldu ve totem yaparak tuttuğu takım olan Chicago Cubs’ı lânetledi. Lânet 71 yıl sürdü. Zamanın en iyi takımlarından olan Cubs 71 yıl boyunca bir daha şampiyon olamadı.

Keçi Billy 1895’de Yunanistan’da doğdu, 1912’de ABD’ye göç edip gazete okuyarak İngilizce öğrendi, para yaptı. 1993’de içki yasağı kalkar kalkmaz Chicago Cubs’ın stadyumunun karşısındaki Lincoln Meyhanesini $205’e (bugünün $4.000’i) satın aldı. Çeki karşılıksız çıktı ama barın daha ilk haftasında kazandığı paralarla borcunu ödedi. Kısa bir süre sonra barın önünden geçen bir kamyondan bir bebek keçi düşünce onu sahiplendi. Ona Murphy ismini verdi, kendisi keçi sakal uzattı ve barına da The Billy Goat Inn ismini verdi.

Sıkı bir pazarlamacıydı. 1944’te kentte Cumhuriyetçi Parti’nin kongresi yapılıyordu. Kapıya “Cumhuriyetçiler’e İçki Servisi Yapılmaz” tabelası astı. Kızgın Cumhuriyetçiler sürüler halinde bara geldiler ama içeri girince bol bol servis yapıldığını gördüler.

Maçtan kovulunca Chciago Cubs’ın sahibine bir telgraf çekip lânetledi ve “umarım Cubs hem bu yıl finali kaybeder hem de bir daha hiç şampiyon olamaz” diye yazdı. Öyle de oldu. Cubs o yıl finali kaybetti ve 71 yıl boyunca şampiyon olamadı.

1970 yılında, ölüm döşeğindeyken vicdan azabı çekti ve yeğeninden stada keçiyle gidip lâneti kaldırmasını istedi, olmadı. 2012 yılında, bizim ultraAslan gibi kendilerine “Lâneti Kır” ismini takan bir taraftar grubu lâneti kırmak için bir kanser araştırma vakfına yardım amacıyla $100 bin toplamaya çalıştılar, yine olmadı. Daha ne keçiler kurban edildi ama bir türlü olmadı. Cubs ancak 71 yıl sonra 2016 yılında ilk şampiyonluğuna ulaştı.

5 Ekim 2019

1 yıl önce (2018) bugün (5 Ekim), İskoçya’nın Edinburgh kentinde yapılan bir müzayedede dünyanın en pahalı viskisi satıldı. 92 yaşındaki Macallan Valerio Adami’ye $1,1 milyon ödendi.

Dünyanın en önde gelen damıtıcılarından olan Macallan’ın kuzey İskoçya tesislerinde 1926’da üretilip 60 yıl fıçıda bekletilen viski, 1986 yılında şişelendi. O yıl Macallan iki markasının etiketlerini tasarlamaları için iki dünyaca ünlü sanatçıyı görevlendirdi: Kalın siyah çizgilerle çerçevelenmiş düz fomlarıyla ünlü İtalyan pop sanatçısı Valerio Adami ve David Hockney ekolünden gelip renkli ve cüretli şekiller ve insanlar boyayan İngiliz pop sanatçısı Peter Blake.

O fıçıdan 24 şişelik viski çıktı. 12’sinin etiketini Valerio Adami, diğer 12’sininkini de Peter Blake tasarladılar. İşte dünyada sadece 12 adet üretilen o Valerio Adami etiketli şişeyi (yine özel yapılmış möbleli camlı dolabında) müzayede yapılırken İtalya’da bir takside bulunan İngiliz bir viski erbabı satın aldı (£700,000 artı £148,000 satış komisyonu).

O 12 şişeden birinin içildiği, birinin de 2011 yılında Japonya’da bir deprem sırasında kırıldığı biliniyor. Kalan 9 tane nerede kimsenin haberi yok. Yakında yeni bir müzayedede görebiliriz. Viski erbapları (biraz zenginler) böyle şişelerin ortaya çıkmasını dört gözle ve sabırla bekliyorlar. Bundan önceki satış rekorunu daha 5 ay önce Hong Kong’da yapılan müzayedede $1,05 milyona satılan başka bir Macallan viskisi kırmıştı. Peter Blake tasarımlı bir şişe de aynı müzayedede yine $1 milyona alıcı buldu.

Nadir viskiler genellikle dünyanın en büyük müzayede evlerinden olan İngiltere menşeli Bonhams’da yapılıyor. Bonhams bu müzayedeleri Londra, Hong Kong, Paris, San Fransisco, Sydney gibi dünya kentlerinde yapıyor. 22 ülkede satış ofisi var.

Meraklıysanız bugün Birmingham’da (ABD) antika motosiklet müzayedesi var. Buda heykelleri erbabıysanız, müzayede yarın değil öbürgün Hong Kong’da. Yok illa “Benim de $1 milyonum var, bir Valerio Adami tasarımlı Macallan da ben almak istiyorum” diyorsanız, müzayedeniz 9 Ekim’de Edinburgh’da.

4 Ekim 2019

92 yıl önce (1927) bugün (4 Ekim), Danimarka asıllı Amerikan heykeltraş Gutzon Borglum dört ABD başkanının yüzünü Rushmore Dağı’nın kuzeybatı yüzündeki granit kayalara oymaya başladı.

Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde (Güney Dakota) olmasına rağmen Ulusal Parklar Dairesi’nin işlettiği Rushmore Dağı Ulusal Anıtı’nı bugün yılda 3 milyon kişi ziyaret ediyor. Kayalara oyulan 1:12 ölçekli yüzler George Washington, Thomas Jefferson, Abraham Lincoln ve Theodore Roosevelt’e ait. Her bir yüz 18 metre yüksekliğinde. Bir burun 6,4 m. uzunluğunda; bir göz 3,4 m., bir ağız 5,5 m. genişliğinde.

Kızılderililere ait bu topraklara Amerikalılar el koyduktan sonra madenciliğe açtılar ve yerlilerin “altı dede” diye adlandırdığı bu kayalara madenci Rushmore’un ismini verdiler. 1923 yılında yerel tarihçi Doane Robinson bölgede turizmi ayaklandırmak için kayalara başkanların yüzlerini oyma fikrini üretti ve iş heykeltraş Borglum’a verildi. Borglum, oğlu ve 400 işçiyle çalışarak projeyi 14 yılda bitirdi (aslında bitmeden yedi ay önce öldü, oğlu bitirdi).

Bu 14 yılın 8 buçuğu parasızlıktan ve kötü hava koşullarından bekleyerek geçti. Başlangıçta kongreden sadece $250 bin fonlama alabilen projede 450 bin granit kaya patladıldı. İşçiler dinamit, matkap ve oymaklarla zor koşullarda çalıştılar. Bu 14 yıl içinde kimse bir kazaya kurban gitmedi ama daha sonra toz yutup solunum zorluğu çeken bazıları hayatını kaybetti.

Gutzon Borglum insanüstü bir adamdı. Granit kayalardan ulusal bir anıt yaratırken heykeltraşlığın ötesinde bir patlayıcı uzmanı, bir yerbilimci, bir mühendis, bir matematikçi olmak gerekiyordu. O öyle bir adamdı.

14 yılın sonunda Rushmore Dağı’ndaki dört başkan yüzünün maliyeti $989.992,32 oldu (bugünün parasıyla $17,3 milyon). Zaten hep fonlama darlığı çeken projeye bir $5 bin de daha ismini veren Rushmore atmış.

Eğer oralara kadar gidebilirseniz bedavaya ziyaret edebilirsiniz ($10 otopark). Çok etkileyici ama kayalara çıkmanıza izin verilmiyor (sadece keçilere serbest). Gün batımında güneş ışıkları ve gece manzara muhteşem (gece de iki saat aydınlatılıyor). Acele etmenize gerek yok. Daha 7 milyon yıl orada olacak. Her 4 bin yılda bir santim erozyon yiyecek yüzler ancak o zaman iyice aşınıp tanınmaz hale gelecek.

3 Ekim 2019

88 yıl önce (1931) bugün (3 Ekim), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hizmete açıldı.

Bankanın devlete ait ve bağımsız olmayan bir kamu kuruluşu olduğu izlenimi vereceği endişesiyle “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresine özellikle yer verilmeyip isminin önce “Cumhuriyet Merkez Bankası” olması öngörüldü ama daha sonra meclis komisyonunda uluslararası ilişkiler göz önüne alınarak “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak değiştirildi.

Bankanın sermayesi 250 bin hisseye ayrılmış 25 bin TL. Bu hisseler de dört sınıfa ayrılmışlar. (A) sınıfı hisseler Hazine’nin, (B) sınıfı hisseler Türkiye’de faaliyette olan milli bankaların, (C) sınıfı hisseler “milli bankalar dışında kalan diğer bankalarla imtiyazlı şirketlerlin”, (D) sınıfı olanlar da  Türk ticaret şirketlerine ve tüzel ve gerçek TC vatandaşlarına ayrılmış.

2018 yıl sonu itibariyle hisselerin %55,12’si (A sınıfı) Hazine’de. Zaten yasa gereği bu oran %51’in altına inemez. %25,74 hissenin sahibi ise (B) sınıfı, yâni Türkiye’de faaliyette olan milli bankalarda. Son bilinen şekliyle bu sınıfta dağılım şöyleydi (TCMB bu ayrıntıları yıllık faaliyet raporunda vermemiş): Ziraat Bankası %19,23; Garanti Bankası %2,48 (onun da %49,85’i İspanyol Banca Bilbao Vizcaya Argentaria, yâni BBVA’nın); İş Bankası %2,33; Halk Bankası %1,11; Yapı ve Kredi Bankası %0,55; Akbank %0,03 ve TEB %0,01.

%19,12 payın sahibi ise (D) sınıfı hissedarlar. Yine son bilinen şekliyle bunların arasında TCMB Mensupları Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı (%5); SGK (%2) ve Kızılay (%1) vardı.

(C) sınıfı hisselerin (yâni milli bankalar dışında kalan diğer bankalarla imtiyazlı şirketler) oranı ise sadece %0,02. Zaten yasa gereği bu sınıf hisselerin toplamı 15 bin adeti (yâni %6 pay) geçemez. Bu hisselerin kimde olduğunu bilmiyoruz. Bir ara Bahar Menkul Kıymetler’in sahibi Adnan Bahar olduğu yazıldı çizildi ama kim bilir?

2 Ekim 2019

7 yıl önce (2012) bugün (2 Ekim), Azerbeycan’ın Meksika büyükelçisi, Haydar Aliyev’in heykelinin yapılması karşılığında 2 Mexico City parkının restorasyonu için hükümetinin $5 milyon hibe vermiş olmasını savunmak zorunda kaldı.

Heykel Paris’in Champs-Élysées ve Viyana’nın Ringstraße’sini örnek alarak yapılan, kentin kalbini çaprazlama kesen o geniş ve görkemli Paseo de la Reforma (Reform Bulvarı) boyunca uzanan yeşilliklere takriben bir ay önce kondurulmuştu. Amaç Azerbeycan’ın uluslararası imajını düzeltmek ve Meksika ile ticari ilişkileri geliştirmekti.

Olaylar istenildiği gibi gelişmedi. Halk ayaklandı. Simon Bolivar, Abraham Lincoln, Martin Luther King, Mohandas Ghandi (Atatürk de orada) gibi birçok yerel ve uluslararası kahramanların heykellerinin süslediği, tüm turistik yerlerin, lüks lokanta ve mağazaların, ofis gökdelenlerinin bulunduğu bu ulusal gurur bulvarında bir despota yer olmadığını düşündü. Onlara göre KGB kökenli Haydar Aliyev otoriter, baskıcı, muhalefeti sindiren bir diktatördü. Seçimleri şaibeli bir polis devletinin başıydı.

“Bu Washington DC’nin göbeğine İdi Amin heykeli dikmek gibi bir şey” dedi bir eylemci. Heykelin üzerindeki levha “anavatana sınırsız bağlılığın parlayan örneği” yazıyordu. Amerikan büyükelçisinin Aliyev hanedanını mafyanın Corleone ailesine benzetişinin WikiLeaks’te ortaya çıkışından veya Azerbeycan’ın Uluslararası Şeffaflık Örgütü listesinde en yozlaşmış devletler arasında olduğundan bahseden yoktu.

Evet, Aliyev ülke ekonomisine istikrar getirmiş, toprak reformu yapmış, idam cezasını kaldırmış ve ülkesinde sevilen bir liderdi ama Mexico City halkı heykeli hiçbir zaman sevmedi. Azerbeycan’ın ülkede $4 milyarlık yatırımı vardı ama belediye başkanı halkın baskısına karşı gelemedi ve 3 ay sonra bir gece yarısı 4 metrelik heykeli apar tupar bulvardan kaldırıp görürdü (Kanada’nın Ontario kentinde de bir Aliyev heykeli kaldırıldı).

Parayla itibar satın alınamıyormuş.

1 Ekim 2019

42 yıl önce (1977) bugün (1 Ekim), Brezilyalı futbol ilahı Pelé, 75 bin kişinin izlediği New York Cosmos – Santos gösteri karşılaşmasında son maçını oynadı. O maçı babasıyla birlikte Bobby Moore ve Muhammet Ali de izlediler.

Babası Thomas Edison’dan esinlenip ona Edson Arantes do Nascimento ismini verdi, arkadaşları da Pelé lâkabını, ama Brezilyalılar onu hep “Pérola Negra” (siyah inci) diye çağırdılar. O baba onu 16 yaşında Santos’a götürüp “bakın bu çocuk dünyanın  en iyi futbolcusu olacak” dedi ve o da oldu. Daha ilk maçında 4 gol atıp o yıl gol kralı oldu. Tüm kupalarda oynadığı 1.363 maçta 1.281 gol attı (neredeyse her maçta 1 gol). 92 hat trick’i var. 31 maçta 4, 6 maçta 5 gol attı (bir maçta 8). Dünyada 3 dünya kupası kazanan tek kişi olarak 77 gol attı. 1958’deki ilk dünya kupası finalinde 2 gol attıktan sonra bayıldı, onu takım arkadaşı Garrincha ayılttı (Brezilya ikisinin birlikte oynadığı hiçbir maçı kaybetmedi).

1962 dünya kupasından sonra zengin Avrupa kulüpleri peşine düştü ama Santos Brezilya’da isyan çıkar diye onu satamadı. Zaten daha sonra hükümet onu “ulusal hazine” ilân ederek bu riski tamamen ortadan kaldırdı. 1970 dünya kupasından sonra yavaş yavaş çekildi ama 1975’te New York Cosmos’da oynamaya başladı. Orada $6 milyon yaptı. Bir ara dünyanın en çok kazanan sporcusuydu. Zaten Forbes şimdi onu dünyada en çok kazanan 10 emekli sporcusu arasında gösteriyor. $100 milyon serveti var.

Sponsorluklardan (Puma, Coca Cola, Hublot, Volkswagen, Subway, Emirates, Proctor & Gamble, Santander, vs.) yılda $15 milyon kazandı (Viagra reklâmında bile oynadı). Bir araştırmaya göre, eğer bugün oynasaydı ve 2018 dünya kupasından aynı 1958’de olduğu kadar zirvede çıkmış olsaydı, transfer piyasasında değeri herhalde €450 milyon civarında olurdu.