• persembe@persembe.com

Tarihte Bugün Ağustos 2019

31  Ağustos 2019

13 yıl önce (2006) bugün (31 Ağustos), Edvard Munch’un 2004 yılında Oslo’daki Munch Müzesi’nden çalınan o ikonik tablosu “Çığlık” bulundu. 6 yıl sonra tablonun pastel tasarımı müzayedede $120 milyona alıcı bularak dünya rekoru kırdı.

Norveçli dışavurumcu Munch “Çığlık”tan 4 adet yaptı. İkisi yağlı boya, ikisi pastel (sonra taş baskı da). Göğün kırmızıya döndüğü bir gün batımında Oslo yakınlarındaki bir fiyort üzerindeki köprüde esinlenen Munch “doğanın içinden sonsuz bir çığlığın geçtiğini hissettim” dedi. O dramatik renklerin altındaki köprüde hangi cinse ait olduğu belli olmayan birinin dehşet ve panik içinde attığı çığlık çağdaş bireyin kaygı içindeki yaşamını simgeliyor (zaten o zamanlar Munch’un manik depresif kız kardeşi akıl hastanesindeydi).

İlk yağlı boya tablo 1893 yılında Oslo’daki Ulusal Sanat Galerisi’nde sergilenmeye başladı. 101 yıl sonra, 1994 Lillehammer Kış Olimpiyatları’nın açılış gününde çalındı. Hırsızlar “berbat güvenlik önlemleri için teşekkür ederiz” diye not bıraktılar. Galeri istenen $1 milyon fidye talebini reddetti ve 3 ay sonra İngiliz polisiyle birlikte çalışan Norveç polisi tabloyu buldu. Hırsızlar yakalanıp hapse atıldılar kısa süre sonra İngiliz polisi ülkeye yasa dışı girmiş olduğu için davaları düştü ve serbest kaldılar.

İkinci yağlı boya tablo da 2004 yılında Munch Müzesi’nden çalındı. Hırsızlar kaçarken kaldırımdan geçen birisi resimlerini çekti. Hırsızlar yakalandı ama tablonun bulunması iki yıl aldı (13 yıl önce bugün).

2012 yılında Norveçli milyarder armatör Petter Olsen’in sahip olduğu ikinci pastel tasarım Londra’da Sotheby’s’de müzayedeye çıktı. Açık artırma $40 milyonla başladı ve 12 dakika sürdü. Tabloyu özel sermaye ve kaldıraçlı satın almalarda uzman olan Amerikalı yatırımcı ve koleksiyoner Leon Black $119.922.600’e alarak rekor kırdı. Rekor artık “Çığlık”ta değil (23. sıraya düştü). Bugün rekorun sahibi Leonardo da Vinci’nin “Salvator Mundi”si ($450 milyon).

30 Ağustos 2019

11 yıl önce (2008) bugün (30 Ağustos), 101 katlı, 492 metrelik Şangay Dünya Ticaret Merkezi açıldı. O zaman dünyanın en yüksek ikinci gökdeleniydi, artık değil. 11 yılda on birinciliğe düştü.

Binayı Japon bir aile şirketi olan Mori Building Co. inşa etti ve $1,13 milyar harcadı. Şirketin kurucusu Taikichiro Mori ekonomi profesörüydü, işini bırakıp emlâk işine girdi 1992 yılında $13 milyar yaparak dünyanın en zengin adamı oldu (serveti o zaman Bill Gates’in iki misliydi).

Şangay Dünya Ticaret Merkezi’nin inşaatına 1997’de başlanacaktı, temel kazıldı ama araya Asya Finansal Krizi girince inşaat durdu (ancak 2003’te tekrar başlayabildi). Finansmanı Morgan Stanley koordinasyonunda Çinli, Japon ve Hong Kong bankalarıyla diğer Avrupa ve Amerikan yatırımcılar yaptı.

İnşaat bir kere de tasarım değişikliği için durdu. Binanın en belirgin özelliği tepesinde ikizkenar yamuk bir delik bulunması. Bir şişe açacağına benziyor (zaten şimdi binanın hediyelik eşya dükkanında şişe açacakları satılıyor). Özgün tasarımda bu delik daire şeklindeydi, çünkü Çin mitolojisi göğü bir daire olarak betimliyor. Ne var ki, sonra protestolar geldi, çünkü bu daire aynı zamanda Japon bayrağına benziyordu. Öyle olunca tasarım ikizkenar yamuğa değiştirildi.

Bina artık dünyanın on birinci en yüksek binası. Birincilik hâlâ (2010’dan beri) Dubai’deki 163 katlı, 828 metrelik Burj Khalifa’da. İkinci en yüksek bina ise Şangay Dünya Ticaret Merkezi’nin hemen yanı başındaki 128 katlı, 632 metrelik Şangay Kulesi. Şangay Dünya Ticaret Merkezi hâlâ Çin’in ikinci en yüksek binası. Zaten Şangay dünyada en çok gökdelen bulunan beşinci kenti (159 adet). Birincilik Hong Kong’da (355 adet). İstanbul 25inci (45 adet). İlk 25 kentin 11’i Çin’de.

Liste böyle kalmayacak elbette. 2021’de tamamlanacak olan Cidde Kulesi 168 katıyla 1.000 metreyi geçecek ve birinciliğe oturacak.

29 Ağustos 2019

22 yıl önce (1997) bugün (29 Ağustos), California’da iki arkadaş bir DVD kiralama şirketi kurdular, ismini de Netflix koydular. Şirketin bugün piyasa değeri $130 milyar, 148 milyon müşterisinden yılda $18 milyar ciro yapıyor ve $1,15 milyar kâr ediyor. Son çeyrek yıllık büyümesi %26 idi, ama $14 milyar da borcu var ve 2019 2. çeyrek kârı bir yıl öncesinin aynı çeyreğine göre %30 azaldı.

Aslında şirketi kurarken ilk ismi Netflix değildi. Directpix.com, Replay.com, Luna.com (ortaklardan birinin köpeğinin ismi) gibi isimler düşünüp sonunda Kibble.com koydular. İsim sonra Netflix oldu. Başta postayla müşterilerine kiralık DVD yolluyorlardı. Kiralamayı Blockbuster gibi dükkandan değil internet üzerinden yapıyorlardı. Kuruculardan Hastings Blockbuster’dan kiraladığı Apollo 13 filmininin DVD’sini geç geri götürdüğü için $40 ceza ödemek zorunda kalınca aklına bu şirketi kurmak geldiğini söylüyor ama bu doğru değil (Blockbuster’a karşı pazarlama yapmak için uydurdu).

Fark etmez. Blockbuster artık rakipleri değil, çünkü DVD kiralama işini çoktan bıraktılar. Bugün dünya internetinin (çözünürlük bant genişliğinin) %15’ini Netflix kullanıyor (kullanıcılar günde 100 milyon saat içerik seyrediyor). Çin, Suriye, Kuzey Kore, İran hariç dünyanın 190 ülkesinde varlar.

Şirket hisse başı $15’ten 2002’de halka açıldı. Bugün hisse fiyatı $300 civarında dolaşıyor. 2018 Haziran’ında $400’ü geçtiğinde şirket değeri $178 milyara ulaşıp Disney’i sollamıştı. Şirket 2000 yılında, henüz 300 bin müşterisi varken borçlarının altında ezilince Blockbuster’a gidip bizi $50 milyona alın dedi ama reddedildi. Kötü bir kararmış. Birkaç yıl sonra Blockbuster Netflix yüzünden kayboldu gitti.

Eskiden biraz sakarlardı. 1998 yılında 100 müşteriye Clinton’un Monica Lewinsky olayı hakkında kongreye ifade verdiği DVD’yi yollayacaklarına yanlışlıkla Çin pornosu yollamışlardı. Şimdi işler farklı. Pek yakında Tesla otomobillerinde Netflix izleyebileceksiniz (ama sadece park halindeyken).

28 Ağustos 2019

12 yıl önce (2007) bugün (28 Ağustos), dünyanın en büyük gazino ve otelcilik şirketi Las Vegas Sands $2.4 milyar harcayarak dünyanın en büyük kumarhanesi (artık ikinci) Venetian Makau’yu açtı.

Las Vegas Sands’in içlerinde Venetian ve Palazzo’nun olduğu Las Vegas’ta 4, Makau’da 6 ve Singapur’da 1 devasa kumarhanesi var. Ayrıca Singapur’daki sanat ve bilim müzesi ve Makau’daki Four Seasons, Conrad, Holiday Inn ve Sheraton otelleri de onun. Şirket 2018 yılında $13,73 milyar ciro yapıp $2,41 milyar kâr etti. Piyasa değeri $42,4, varlıkları $21 milyar. 50 bin çalışanı var. Biri Airbus, 6’sı Boeing 7 adet yolcu ve 17 adet özel lüks jeti de var.

Kurucusu Adelson kumarhane işinde Asya’nın potansiyelini gören ilk kişi oldu. Makau’ya 3 saat uçuş mesafesinde bir, 5 saat mesafede üç milyar insan yaşıyor. Orada ilk kumarhaneyi 2004’te açtı. Makau küçük bir yer. Sadece 31 km2 ama Adelson denizi doldurdu ve orada bir Las Vegas yarattı. Şimdi orası Vegas’ın iki misli büyüklüğünde. Şimdi Venetian Makau’ya günde 100 bin kişi girip çıkıyor. 51 bin m2’lik binada 12 bin kişi çalışıyor.

Makau Avrupa’nın Asya’daki ilk ve son sömürgesi. 1557’de Portekiz’e kiralanmıştı (Portekizce hâlâ resmi dilleri arasında), 1999’da Çin’e geri verildi. Bugün dünyanın en büyük 10 kumarhanesinin 5’i Makau’da. Makau şu anda $122.489’lık kişi başı geliriyle Katar’dan ($128.702) sonra dünyanın en zengin ikinci bölgesi ama İMF’ye göre 2020’de birinci olacak. Makau aynı zamanda 651 bin nüfusuyla dünyanın en kalabalık yeri (18.534 kişi / km2). Para o kadar bol ki, hükümet ikâmeti devamlı orada olanlara her yıl $1.200 hediye ediyor (umarım o parayı kumarda yemiyorlardır). Makau’ya yılda 30 milyon turist geliyor ve hükümet gelirlerinin %76’sını kumarhaneler sağlıyor. Yalnız kumar masasına oturanları gevşetmek için Las Vegas’taki gibi alkollü içecek değil çay veriyorlar.

İsmi yanlışlıkla konmuş. Oraya gelen ilk denizci Portekizliler yerlilere bölgenin ismini sormuşlar. Onlar da yanlış anlayıp karşılarında duran tapınağın ismini (A-Ma-Gau) vermişler. Bu isim yapışıp kalmış.

27 Ağustos 2019

74 yıl önce (1945) bugün (27 Ağustos), varisleri Sultan II. Abdülhamit’in miras davasını kazandı. Sultanın mirasının değeri $400 milyondu (emlak değer artışları hesaba katılmadan bugünün parasıyla neredeyse $6 milyar eder).

Abdülhamit’in 7.756 taşınmazının tapuda kaydı var (2.369’u Türkiye’de – 1 milyon 256 bin dönüm). Galatasaray Adası, Bakırköy, Beykoz, Kartal, Kâğıthane, Dolmabahçe, Galata’da araziler, Nişantaşı, Kabataş, Horhor’da konaklar, Çatalca, Çekmece’de çiftlikler, Beşiktaş’ta bağ, liste uzayıp gidiyor.

Önceleri bunlar “Hazine-i Hassa”da (padişaha ait hazine) idi ve tapuları Sultan Abdülhamid’e aitti. Agop, Ohannes ve Mihail Portakal Paşalar’ın Hazine-i Hassa’nın başında oldukları senelerde imparatorluğun her köşesindeki sahipsiz araziler fermanlarla alındı ve bazılarının tapuları yine Abdülhamid’in adına çıkartıldı. 1908’de sarayın borcu birikince bir kısmı Osmanlı Bankası’ndan alınacak yeni bir borca karşılık Maliye’ye devredildi.

Abdülhamid’in tahttan indirilince tapuları yerine geçen kardeşi Sultan Reşad daha da birikmiş olan borçları ödemesi karşılığında Maliye’ye verdi, ama sonra Sultan Vahideddin, tekrar Hazine-i Hassa’ya iade etti. Cumhuriyet ilân edilip hilâfeti kaldırılınca padişahların malları devletleştirildi.

1933’ten beri miras davaları devam ediyor. Bazıları kazanıldı (Abdülhamit’in iki eşi, Sami Günzberg adında bir dişçi, vs.). Ne var ki, 1949’da Meclis tüm padişah mülklerinin millete intikal ettiğine ve vârislere devredilemeyeceğine karar verdi. Davalar hâlâ var ama artık hayal oldu. O mülklerin varislere geçme olasılığı artık bir rüya kadar gerçek.

26 Ağustos 2019

60 yıl önce (1959) bugün (26 Ağustos), British Motor Corporation piyasaya Morris Mini-Minor’ü tanıttı. 3 metrelik bu kutuya 4 kişi sığıyordu ve BMC arabayı Süveyş Kanalı krizi nedeniyle başgösteren benzin kıtlığına karşı çıkarmıştı.

Mini, İngiliz popüler kültüründe bir ikon haline geldi ve 1999 yılında Ford Model T’nin ardından 20. yüzyılın en etkili otomobili seçildi (VW tosbağanın önünde). Mini’nin çizim ve tasarımını Yunan asıllı İngiliz Alec İssigonis yaptı. İssigonis 1906’da İzmir’de doğdu. Dedesi Demosthenis İzmir’e Paros’tan göç etmişti ve İzmir-Aydın demiryolunu inşa eden İngilizlerle çalıştığı için İngiliz vatandaşlığını almıştı. Babası Constantine de İzmir’de doğdu. Annesi Hulda Alman’dı ve BMW’nin direktörü Pischetsrieder’in kuziniydi.

Ne tesadüftür ki, BMW daha sonra Mini’yi satın aldı. 1959’da üretimi başlatan BMC 1968’de Leyland’la birleşti. Bünyesinde Austin, Rover, Mini, ve MG markalarını ve Leyland kamyonlarını barındıran Austin Rover grubunun sahibiydi. BMW grubun otomobil işini 1994’te satın aldı. 2000 yılında da Ford BMW’den Land Rover’ı satın aldı.

Mini 2000 yılına kadar İngiltere, Avustralya, İspanya, Belçika, Şili, İtalya, Malta, Portekiz, Güney Afrika, Uruguay, Venezüela ve Yugoslavya’da üretildi ve tam 5,3 milyon adet sattı.

Bugüne dek bir Mini’ye ödenen en yüksek ücret 2007 yılında yapılan bir müzayedede ulaşılan $196.980 oldu.

Tasarımcısı İssigonis’e Sir ve Şövalye ünvanları verildi. Bugün İngiltere’nin Oxford kentinde (fabrikanın eski yerinin olduğu) sokağa onun ismi verildi.

25 Ağustos 2019

22 yıl önce (1997) bugün (25 Ağustos), Dow Corning Corp. ürettiği silikonla yapılan meme implantları yüzünden hasta olan 200 bin kadının açtığı davayı sonlandırmak için $2,4 milyar tazminat ödemeyi teklif etti.

Dow Corning 1943 yılında iki dev Dow Chemical ve Corning Glass’ın bir ortak girişimi olarak kuruldu ve dünyanın ilk ve en önemli silikon ürünler üreticisi oldu. 1961 yılında ilk silikon meme protezini geliştirdi ve bir yıl sonra ilk implant yapıldı. Ancak 1980’lerin başından başlayarak on binlerce kadın implantlar yüzünden sağlık sorunları yaşadıklarını öne sürerek şirkete dava açtılar. Dow Corning silikon protez işinden 1992 yılında koşarak kaçtı ve 1995 yılında iflâs koruması altına girerek (9 yıl boyunca) tazminatların ödenmesi için sonunda (1998) $3,2 milyarlık bir fon oluşturmaya razı oldu. Fon hâlâ tazminat ödemeye devam ediyor ama eğer bir tazminat talebiniz varsa başvuru süresi 3 Haziran 2019’da bitti. Başta bu talepler silikon implantların kansere yol açtığı üzerine odaklanmıştı ama sonra deri veremi, eklem iltihabı, otoimmün hastalıklar ve nörolojik sorunlara kaydı. Zaten idari otorite ve bilimsel araştırmalar daha sonra silikon implantların kansere ve diğer sistemik hastalıklara yol açmadığını deklare ettiler. 2017 yılında FDA (ABD Gıda ve İlaç İdaresi) “implantlar riski artırır ama risk çok az” diye bir açıklama yaptı. Kamuoyu ve tıp da artık olan riskin sadece ameliyat, vs. gibi lokal olabileceğini kabul ediyor.

Hep öyle değildi elbette. İmplant ilk kez 1895 yılında yapıldı. Dr. Czerny çıkardığı bir tümör yüzünden asimetrik olan göğüsleri düzeltmek için belden aldığı yağ dokusunu kullandı. 4 yıl sonra başka bir doktor göğse parafin enjekte edip kadını mahvetti. Ondan sonra önüne gelen oraya bir şeyler sokuşturdu.  Fildişi, cam, kauçuk, öküz kıkırdağı, yün, zamk, sünger, köpük, polyester, vs. vs..

Dow Corning’in %100’ü artık Dow Chemicals’ın. Silikonda dünya birincisi ama meme için yapmıyor. ABD’de 2012 yılına dek meme implantı üretim lisansı alan 2 şirket vardı: Johnson & Johnson ve Allergan. J&J çıktı (şimdi Allegran’la birlikte 3 tane daha var.

Ben yine de şu istatistikleri vermeden kapatmayayım:

  • Silikon jel implantı yapanların %46’sı, tuzlu su implantı yapanların %21’i 3 yıl içinde ikinci bir ameliyat geçirdiler.
  • Silikon jel implantı yapanların %25’i, tuzlu su implantı yapanların %8’i çıkardılar.
  • Silikon jel implantı yapanların %6’sı, tuzlu su implantı yapanların %16’sı göğüs ağrısından şikayetçi.

Bende memnun olan kadınların (ve erkeklerin) istatistikleri yok.

24 Ağustos 2019

5 yıl önce (2014) bugün (24 Ağustos), dünyaya Süpermen’i tanıştıran çizgi roman Action Comics’in 1. sayısı e-Bay üzerinde yapılan müzayedede $3,2 milyona alıcı buldu. Bu bugüne dek bir çizgi romana ödenen en yüksek rakam. Bundan önceki rekor $2,2 milyon idi.

Müzayede 14 Ağustos’ta başladı ve 10 gün sürdü. 13 ayrı kişi tarafından 48 kez teklif verilen müzayede $1 milyonla başladı ve çabuk kızıştı. Tam $2,7 milyonla kapanacağı düşünülürken son dakikada Metropolis Collectibles’ın sahibi iki koleksiyonerin verdiği teklifle rekor kırıldı. $3,2 milyonun %1’i omurilik sakatlıklarının neden olduğu felç vakalarının iyileştirilmesi için yapılan araştırmalara yardım yapan Christopher & Dana Reeve Vakfı’na gitti.

Süpermen Clark Kent’in ilk ortaya çıktığı 76 yıllık bu çizgi roman basıldığı yıl olan 1938’de ¢10’a satılıyordu (bugünün $2’ı) ve dünyaya şimdiki süper kahraman kavramını o getirmişti (2018’de bininci sayısı çıktı). Şimdi o ilk sayıdan sadece 50 kadarının kaldığı tahmin ediliyor. O sayıda, süpermenin yaratıcıları Siegel ve Shuster’e sayfa başı $10, toplamda $130 ödenmişti (bugünün parasıyla $2.400). Satıcı Darren Adams da bir koleksiyonerdi ve o sayıyı ölen sahibinin evindeki eşyaları bir müzayedede satın alan bir kişiden satın almış ve o güne dek $1 milyonun üzerinde gelen teklifleri geri çevirmişti.

O sayıdan bir tane de çizgi roman delisi olan Amerikalı aktör Nicolas Cage’in evinden 2000 yılında çalınmıştı. Sonra bir depoda bulundu ve 2011 yılında yapılan bir müzayedede $2,16 milyona satıldı (para Cage’e gitmedi, çünkü o parasını sigortadan zaten almıştı).

23 Ağustos 2019

3 yıl önce (2016) bugün (23 Ağustos), New York’taki 102 katlı Empire State binasının sahibi New York Empire State GYO, Katar Devlet Fonu’nun şirketin %9,9 hissesini $622 milyona satın aldığını duyurdu.

New York Empire State GYO, Empire State binası da dahil olmak üzere New York ve etrafında neredeyse 1 milyon m2 ofis alanının sahibi ve işletmecisi ve %95’i halka açık.

1934’te kurulan GYO’nun halka açık hisselerinin çoğu Vanguard, Blackrock gibi kurumsal yatırımcıların elinde ve piyasa değeri $5 milyara yaklaşıyor. Norveç, Avustralya ve Japonya fonlarından da yatırımcıları var. Şirket hisseleri bu haberden sonra tarihi zirvesini ($22,31) yaptıktan sonra 2008 krizi sonrası neredeyse 10 yıl boyunca yükselen emlâk fiyatlarının durulmasıyla şu sıralar tarihi diplerde ($13) geziniyor ama kârlı ve hissedarlarına güzel temettüler ödemeye devam ediyor.

77 milyon ton kapasiteyle dünyanın en büyük sıvı doğal gaz kaynklarına sahip olan Katar’ın enerjiye bağımlılığını azaltmak için 2005’te kurulan Katar Devlet Fonu’nun ise varlıkları $320 milyara erişmiş durumda. ABD’nin birçok yerinde emlâk yatırımları var.

2007’de İngiliz süpermarket devi Sainsbury’yi satın alma girişimi duvara çarptıktan sonra Barclays, Credit Suisse, Porsche ve Volkswagen gibi birçok şirkette azınlık hisseleri de var. Önceleri paraları yönetilmeleri için uluslararası yatırım fonlarına veriyorlardı ama artık daha doğrudan yatırım yapma stratejisine geçtiler.

2017’de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn Katar ile diplomatik ilişkileri askıya alınca yurt dışında bulunan $20 milyarı eve getirdiler ve 2015-2020 arası için belirledikleri $35 milyarlık ABD yatırımlarını $10 milyar daha yükselttiler.

Şimdi bankacılar düşük seyreden enerji fiyatları ve 2022 dünya kupası altyapı yatırımları nedeniyle fonun yeni para bulmakta eskisi kadar rahat olmayacağı görüşünde. Katar Devlet Fonu’nun yatırımları halka açıklanmıyor.

22 Ağustos 2019

1 yıl önce (2018) bugün (22 Ağustos), Forbes dergisi yılın en çok para kazanan aktörünün George Clooney olduğunu açıkladı. Clooney 2018 yılında $239 milyon kazandı (çoğu tekila şirketinin satımından).

Amerikan Forbes dergisinin ana konuları finans, yatırım, sanayi ve pazarlama ama aynı zamanda her yıl dünyanın en çok kazanan oyuncuları, sporcuları, ünlüleri, milyarderleri gibi sıralamalar yapıyor. Aslında 2018 yılında Clooney reklâmlardan ve eski filmlerinden $6 milyon kazandı ama esas parsayı 2011 yılında iki diğer yatırımcı ile birlikte kurdukları Casamigos isimli tekila şirketini satarak vurdu. 2011 yılında her biri $600 bin yatırmıştı. 2018 yılında şirket uluslararası İngiliz alkollü içecek devi (Smirnoff, Johnny Walker, Baileys, Guinness, Moët & Chandon, Hennessy, Veuve Clicquot) Diageo’ya $1 milyara satıldı ($700 milyon peşin, kalan $300 milyon 10 yıla yayılacak). Clooney’nin payına hemen $233 milyon düştü. $600 bin yatır, 7 yıl sonra $233 milyona sat. Adam sadece seksi değil, aynı zamanda akıllı da. (Bu arada, Diageo dev ama dünyanın en büyüğü değil. Dünyanın en büyük alkollü içecek şirketi Çinli Kweichow Moutai.)

Halbuki Clooney 2018 yılında Matt Damon’un oynadığı Suburbicon isimli filme yönetmişti ama film gişede para kazanmadı. Fark etmez bugün Clooney’nin banka hesabında yarım milyar dolar var. Evet yarım milyar. Yâni siz sabah kahvenizi içer gazetenizi okurken Clooney saatte $27.283 yapıyor. Bizim memlekette asgari ücretli saatte ¢50 kazanıyor.

George bir de Lübnan menşeli İngiliz avukat Amal ile evli. O da akıllı, $10 milyonu var. İkisi beraber, etti $510 milyon. Amerikan komedyen Steve Martin’in dediği gibi, 10 liran varken 2 liraya ekmek alırsan 8 liran kalır. 10 milyonun varken 2 liraya ekmek alırsan hâlâ 10 milyonun kalır. Matematik böyle işte.

21 Ağustos 2019

108 yıl önce (1911) bugün (21 Ağustos), Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa isimli tablosu Paris’teki Louvre Müzesi’nden İtalyan hırsız Vincenzo Peruggia tarafından çalındı. Tabloya sigorta ettirilmek için 1962 yılında bugüne dek tarihin en yükseği olan $100 milyon (bugünün parasıyla $837 milyon) değer biçilmişti. Hiçbir zaman sigorta yapılmadı, çünkü onu korumak için yerleştirilen türlü güvenlik önlem ve teçhizatının değeri hep sigorta değerinden daha düşük oldu.

Aslında bu hikâye Mona Lisa hakkında değil. Vincenzo Peruggia o gün Louvre’a çalışanların girdiği kapıdan çalışanların giydiği tulumu giyerek girip tabloyu Salon Carré duvarından söktü, tuluma sardı ve elini kolunu sallayarak çıktı. Tabloyu 2 yıl boyunca Paris’teki apartmanında sakladıktan sonra sabrı tükendi ve İtalya’ya döndü. Hep amacının Napolyon’un çaldığı tabloyu anavatanına geri kazandırmak olduğunu söyledi ama bu palavraydı. Tabloyu hem Floransa’daki Uffizi Müzesi’ne satmak istedi hem de Leonardo tabloyu sarayın adamı olabilmek için Fransa Kral I. Francis’e hediye etmişti. Uffizi polise haber verdi, Vincenzo hapsi boyladı, 6 ay yatıp çıktı ve İtalya’da vatansever kahraman ilân edildi. Tablo da Louvre’a geri döndü.

1932 yılında, Amerikalı milyarder William Hearst’ün sahip olduğu New York Journal’da çalışan hızır gazeteci Karl Decker, hırsızlığı aslında Arjantinli (güya) markiz Eduardo de Valfierno’nun (varlığı hiçbir zaman kanıtlanmadı) plânladığını yazdı. Ona göre Valfierno zeki bir dolandırıcıydı ve ünlü ressamların kopyalarını yapan adamları vardı. Mona Lisa kopyalarının iyi para getirmesi için aslını yok etmek istemişti.

Bu yazdığı palavra ama Karl Decker’in daha önce becerdiği bir iş değil. O 30 yaşlarına gelirken Hearst’ün New York Journal’ı ile Pulitzer’in New York World’ü kıyasıya bir rekabet içindeydi. Öne çıkmak için hep sansasyonel bir şeyler patlatıyorlardı. Hearst’e fırsat 1896-1898 Küba Bağımsızlık Savaşı’nda (İspanya’dan) geldi. Genç yazarı Karl Decker’i Küba’ya yolladı. Decker konsolosun ve devrimcilerin yardımıyla hapiste olan özgürlük savaşçısı Evangelina Cosio y Cisneros’u kaçırdı. 3 gün sakladı, sırma saçlarını koca bir şapka altına aldı, erkek gibi giydirdi, ağzına bir puro verdi ve sahte belgelerle limandan çıkartıp ABD’ye getirdi.

Hearst de kadını bir ödül gibi sergiledi, Beyaz Saray’a çıkarttı ve gazetecilik zaferini ilân etti. Basın hâlâ aynı basın, acımasız ve sansasyon avcılığı hâlâ devam ediyor ama Evangelina’dan sonra bir Amerikan savaş gemisi batırıldı, ABD İspanya’ya savaş açtı ve sonuç Küba’nın bağımsızlığını kazanması oldu.

20 Ağustos 2019

20 yıl önce (1999) bugün (20 Ağustos), Güney Kore’de bankaların ülkenin ikinci büyük holdingi (o devlere orada “chaebol” deniliyor) Daewo’nun 25 iştirakinin çoğunu satmaya zorladığı açıklandı.

Daewo’yu küresel bir dev haline kurucusu Kim Woo-Choong getirmişti. Bir valinin oğlu olan Woo Choong küçükken gazete dağıtıcısı olarak çalışmış ve geliriyle fakir bir aileyi geçindirmişti. Babasının kolları uzundu, eski cumhurbaşkanının danışmanıydı. Woo-Choong iyi okullarda okudu. Mezuniyetten sonra çalışmaya başladığı şirketten çabuk çıkıp 1967’de 5 kişi ve $5 binle Daewo Industries’i kurdu. Hem okuldan tanıdıkları hem de babasının siyasi çevresi sayesinde hızla yükseldi ve sadece 30 yıl içinde Daewo’yu bir dev yaptı. Hyundai, LG ve Samsung gibi şirketlerin kaç yılda bu başarıya ulaştıklarına bakılırsa bu çok kısa bir süre.

1990’lı yıllarda Daewo varlık sıralamasında G. Kore’nin ikinci, satışlarda da üçüncü büyük holdingi oldu. Çin’de buzdolabı, Burma’da kumaş, K. İrlanda’da kaset, California’da yarı-iletken üretti. Dünyaya otomobil, uçak parçaları, bilgisayarlar, vinçler sattı. Bir ara 110 ülkede 320 bin kişi çalıştırıyordu, ama çok borçluydu. Asya krizinin patlak vermesiyle 1999’da battı. Woo-Choong yurt dışına kaçırdığı milyarlar, muhasebe dalavereleri ve $80 milyar borçla tüydü.

2005’te dönüp tutuklanarak 10 yıl hapis cezası yedi, $22 milyarına el konuldu. İki yıl sonra cumhurbaşkanı Roh Moo-hyun onu affetti (G. Kore başkanları her yılda geleneksel olarak bazı suçluları affediyorlar). Daewo’nun çöküşü G. Kore ekonomisine de darbe vurdu. Daewo yüzünden batmanın eşiğine gelen bankalar vergi mükelleflerinin parasıyla ($29 milyar) kurtarıldı.

Woo-Choong zirveydeyken “Her Yol Altınla Kaplı” isimli bir kitap yazmış Amazon’da çok satmıştı. Ya her yol altınla kaplı değil, ya da her kitap altın değerinde değilmiş.

19 Ağustos 2019

Bugün herkes elektrikli arabaları geleceğin teknolojisi olarak görüyor ama ilk elektrikli taksiler Londra caddelerinde 122 yıl önce (1897) bugün (19 Ağustos) dolaşmaya başladı. Üstelik onlar bile ilk değildi. İlk elektrikli arabalar 1830’larda ortaya çıktı.

Çıkardığı sesten dolayı “sinekkuşu” veya tasarımcısının (o zaman daha 23 yaşındaydı) soyadı olduğu için “Bersey Taxi” diye bilinen Londra’nın bu ilk elektirkli taksileri atsız bir at arabasına benziyordu. Bu tasarım bilerek yapılmıştı, çünkü o zamanki Londra taksileri at arabalarıydı (şöförler tarafından kabul görsün diye). 700 kg. ağırlığındaki pillerle 48 km. gidilebiliyor, saatte 19 km. hıza çıkılabiliyordu (zaten bugün Londra merkezinde taksilerin ortalama hızı saatte 11 km.).

Ne var ki, işler iyi gitmedi. Bersey sadece 75 adet satabildi, ilk yılda £6.200 zarar etti (bugünün parasıyla £782.000) ve 1899’da kapandı. Tutmadı, çünkü sadece bir şarj istasyonu vardı, araba 2 ton ağırlığındaydı ve Londra şöförleri işlerini kaybedeceklerinden korktular.

Londra bugün 21 bin taksisinin 2020 sonunda 9 bininin elektrikli olmasını, 2032’de de caddelerinde hiç dizel taksi kalmamasını hedefliyor.

Dünyada elektrikli otomobil satışları (hibridler dahil) 2018 sonunda 5 milyona erişti (üçte ikisi tam elektirkli). Bunların neredeyse yarısı Çin’de satıldı. Avrupa’da 1,35 ve ABD’de 1,13 milyon (yarısı California’da) satış oldu. Rakam hızla büyüyor ama hâlâ çok küçük. Elektrikli otomobillerin olmayanlara oranı dünyada %2,1. Bu oranda dünya lideri Norveç (%6,1).

Türkiye’de özel tüketim vergisi elektrikli binek otomobiller için son derece düşük (hibrid için değil) ama satışlar hâlâ çok az. 2018’de satılan 486,321 binek otomobilin sadece 155 tanesi tam elektrikli, 3.899 tanesi de hibrid. Trafiğe kayıtlı 12,5 milyon binek otomobilin 9.495 tanesi tam elektrikli veya hibrid. Norveç %6,1’e ulaşmış, bizdeki oran %0,08. İyiye gidecek. Bu linkte güzel ve kısa bir rapor var: https://www.wikizero.com/en/Renewable_energy_in_Turkey

18 Ağustos 2019

11 yıl önce (2008) bugün (18 Ağustos), Rus sırıkla atlamacı Yelena Isinbayeva Pekin Olimpiyatları’nda 5,05 atlayarak yeni bir dünya rekoru kırdı (kendisinin 24. dünya rekoru) ve ikinci olimpiyat altın madalyasını kazandı. 28 kez dünya rekoru kırdı.

Isinbayeva gelmiş geçmiş en başarılı Rus atletlerden biri ve kadınlar sırıklama atlamanın hâlâ dünya rekortmeni (Pekin’den bir yıl sonra 5,06 atladı). 15 yaşına kadar jimnastilçi olarak yetiştirildi ama boyu uzun olduğu için branş değiştirdi (1.74). Altı ay sonra da ilk uluslararası altın madalyasını kazandı. İki olimpiyat altını (ve bir bronz) ve üç dünya şampiyonluğu var. 2005’te 5 metreyi geçen ilk kadın oldu (sonra sadece Amerikalı Jenn Suhr geçebildi).

Ona “etekli Bubka” diyorlar. Sergey Bubka da 35 kez kırmış, her kırışında başta Nike olmak üzere sponsorlardan $100 bin almıştı. Isinbayeva da para kazanmayı ondan öğrendi. Sadece rekorlarıyla değil Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği’nin (IAAF) Altın Ligi’nde (artık Elmas Lig) iki kez jackpot’u aldı (birinde $500 bin diğerinde $333.333). Altın Lig’de $1 milyon altı yarışı da kazanan atletlere bölüştürülüyordu. Atletizmde para olmadığından şikayet ederdi ama 2009’da Çin’in en büyük spor giyim markası Li Ning ile 5 yıl süreli yıllık $1.5 milyona anlaşma yaptı. Rus televizyonlarında Toshiba’nın yüzü. 2016’da Rusya Los Angeles Olimpiyatları’na alınmayınca kendini emekli etti.

Gitseydim 5,10 atlardım dedi. Kaçan balık büyük olur ama sonra sıkı Putin’ci oldu. Hatta açıkça Putin’in anti-gay politikalarını destekledi. Soçi’de tırnaklarını gay sembolü gökküşağı renklerine boyayan kadın atletleri eleştirdi. Rus atletlerin devlet örgütlenmesiyle doping yaptığını ifşa eden düdük çalıcı Yuliya Stepanova’nın atletizmden ömür boyu men edilmesini istedi. Ruslar olmadan Los Angeles’ta kazanılacak altınların teneke olacağını buyurdu.

Spor akademisinden master diploması var, doktora yapıyor, aynı zamanda Rus ordusunda yüzbaşı. Babası Dağıstanlı bir tesisatçı. Zor koşullarda büyüdü ama hâlâ dünya rekortmeni (Bubka’nın rekorunu Fransız atlet Lavillenie 6,16 ile 2014’te kırdı).   

17 Ağustos 2019

21 yıl önce (1998) bugün (17 Ağustos), Rusya ruble’yi devalüe etti, iç borçları ödemedi ve dış borçları için de moratoryum ilân ederek ülkeden milyarlarca dolarlık sermayenin kaçmasına neden oldu.

Krize çeşitli isimler verildi (Rusya Finansal Krizi, Ruble Krizi, Rusya Gribi). Krizin düşen verimlilik, yüksek sabit kur rejimi, kronik bütçe açıkları, $5,5 milyara mal olan Çeçenistan savaşı, 1997’de başlayan Asya finansal krizi, petrol fiyatlarındaki düşüş ve Başkan Yeltsin’in siyasi hataları gibi birçok nedeni vardı.

Haziran 1998’de sermaye kaçışını önlemek ve rubleye destek vermek için faiz oranları %150’ye yükseltildi. Temmuz’da İMF ve Dünya Bankası $22,6 milyar yardımı onayladı (daha sonra bunun $5 milyarının gelir gelmez çalındığı ortaya çıktı). Plâna göre milyarlarca dolarlık kısa vadeli devlet tahvilleri uzun vadeli Eurobond’larla swap edilecekti. Bürokratların israrına rağmen hükümet ruble kurunu dar bir bant içinde tutmaya devam etti. Hükümet greve giden işçilerin $12,5 milyar tutan maaşlarını ödeyemedi. Devletin borcu, gelirlerinin %40 üzerine çıktı.

Duma (parlemento) önerilen önlemleri onaylamadı. Güven kayboldu, bankalara hücum ve müthiş bir ruble satışı başladı. Merkez Bankası rublenin değerini korumak için $27 milyar doları sokağa attı. Enflasyon %84’e yükseldi ve bazı bankalar battı. Uluslararası bankalar da büyük zararlar yazdılar. Deutschebank satın almasaydı Bankers Trust da batacaktı. Yeltsin siyasi gücünü büyük ölçüde kaybetti. Nobel ödüllü ekonomistlerle Wall Street dahilerinin kurduğu ve risksiz arbitraj yapacağını söyleyerek yatırımcılardan $1 milyar toplayan LTCM fonu Fed’in zorlamasıyla kurulan bir konsorsiyum ve Buffett’ın paralarıyla zor zoruna kurtarılabildi.

Fakirleşen insanlardan ve batıklardan sonra (1999-2000) Rusya bataktan çabuk kurtulabildi, çünkü petrol fiyatları yükseldi ve düşük ruble ulusal sanayi ve tarımın işine yaradı. Petrol hâlâ Rusya’nın karısı. Vezir de eder, rezil de.

16 Ağustos 2019

12 yıl önce (2007) bugün (16 Ağustos), Lexington, South Carolina’lı iki dini bütün kız kardeş, Charlene ve Darlene, 1997’den 2006’ya kadar 9 yıl süren bir macerada Amerikan Savunma Bakanlığı’nı $20,5 milyon dolandırmaktan suçlu bulundular.

Charlene ve Darlene’in Lexington’da bir nalbur dükkanları vardı (C&D Distiributors) ve ABD Savunma Bakanlığı’na devamlı sevkiyat yapıyorlardı. Bakanlığın bilgisayar sistemindeki bir delik sayesinde 9 yıl boyunca büyük paralar kazandılar (112 faturanın toplamı $20,5 milyon idi).

Hikâye 1997’de başladı. Sistem onlara hiç beklemedikleri bir $5 bin yolladı. Parayı geri iade ettiler ama sistemin “acil” koduyla yapılan her sevkiyatı (genelde Afgan ve Irak birlikleri için) fiyatına bakmaksızın anında ve otomatik olarak ödediğini gördüler. Sonra faturalamalar başladı. $8.75’lik bir dirsekli boru için $445.640, $10.99’luk bir tıpa için $492.096, $59.94’lük bir torba vida için $403.436’lık fatura kesip paralarını aldılar. 9 yıl böyle devam etti. Ta ki 2006’da ¢19’luk bir vida puluna $998 fatura kesene dek.

Yakalanınca Darlene hemen intihar etti ve zarfta bakanlığa $4,5 milyonluk bir çek bıraktı. Charlene 6,5 yıl hapis cezası yedi ve bakanlığa $15,5 milyon ödemeye mahkum edildi. 2015’te serbest kaldı. 60 yaşında.

Duruşması sırasına savcı dalavereden kazandığı paralarla aldıklarının listesinin 10 sayfa uzunluğunda olduğunu söylemişti: 6 konut (dördü plajda), 10 araba (biri BMW, biri Lexus, $96 binlik bir Mercedes), bol mücevherat, 5 perakende dükkan (çeşitli işler) ve mezun olduğu üniversitenin stadyumunda fiyatı $250 bin olan bir loca.

15 Ağustos 2019

105 yıl önce (1914) bugün (15 Ağustos), Atlantik ve Pasifik Okyanusları’nı birbirine bağlayan, müthiş bir ticaret rotası açan ve maliyetleri büyük ölçüde düşüren Panama Kanalı açıldı.

Kanal fikri ilk kez 1513’te İspanyol kaşif Balboa tarafından ortaya atılmıştı. 1534’te Kutsal Roma İmparatoru 5. Karl inşaat için keşif yaptırdı ama bunun mümkün olmadığına karar verildi. 1826’da Amerikalılar işe girişti ama güç kaymasından endişe eden Simon Bolivar tarafından reddedildiler (o zamanlar orası Kolombiya’ya aitti). 1881’de Fransız diplomat de Lesseps iyi para toplayıp (çünkü Süveyş Kanalı’nı o inşa etmiş ve çok başarılı olmuştu) kazılara başladı, ama büyük bir hata yaptı. Burası Süveyş Kanalı gibi düz bir yer değildi ve gemileri kaldıracak kapaklı havuzlar gerektiriyordu. Üstelik o araziyi sadece kuru mevsimde ziyaret etmişti ve sellerin neler yaptığını bilmiyordu. İşin içine tropik hava, yılanlar, zehirli böcekler, sarıhumma ve sıtma da girince 22 bin kişi öldü ve bugünün parasıyla $8 milyar buhar oldu. Sonra havuzları yapmak için meşhur kuleyi yapan Gustave Eiffel işe alındı ama şirket battı.

ABD kanalı hep Nikaragua’ya yapmak istiyordu ama 1890’da Fransızlar ABD hükümetini Fransız varlıklarını satın alıp kanalı Panama’da inşa etmeye ikna ettiler (Nikaragua projesi hâlâ hayatta – 2013 yılında Çinliler Nikaragua hükümeti ile $40 milyarlık bir proje için anlaştılar). Varlıklar için $100 milyon isteyip $40 milyonda anlaştılar. Kolombiya işe taş koyunca ABD Panama’da isyan çıkartıp Panama’yı devlet yaptı ve $10 milyon da onlara vererek işi satın aldı.

İnşaat başladı, bu sefer sadece 5.600 işçi öldü ama bugünün parasıyla bir $9 milyar daha harcanarak zamanından önce bitirildi. ABD 1921 yılında Panama devletini tanıması karşılığında Kolombiya’ya $25 milyon (bugünün parasıyla $358 milyon) ödedi. Ondan sonra bütün parsayı ABD topladı ve 1977 yılında da ilelebet tarafsız kalması şartıyla kanalın tüm hakları Panama hükümetine devredildi.

En ucuz geçiş ücretinin $2 bin (bugüne dek en pahalısı $1,2 milyon) olduğu kanal bugün Panama’ya yılda $2 milyar gelir sağlıyor (kanalı tarih boyunca en ucuz geçen kişi 36 cent ödeyen Amerikalı bir maceraperest oldu – yüzerek). Bugün 82 km. uzunluğundaki kanalı gemiler 8-10 saatte geçebiliyorlar. Yılda 14 bin gemi geçiyor. Gemileri kendi kaptanları değil, oranın uzman kaptanları yönlendiriyor. O kanaldan geçebilecek ölçüdeki gemilerin teknik ismi bile var: Panamax.

Son olarak: Herkes Atlantik’ten Pasifik’e geçişin doğudan batıya olduğunu zanneder. Tam tersi. Haritaya bakınız.

14 Ağustos 2019

57 yıl önce (1962) bugün (14 Ağustos), İtalya ve Fransayı Alpler’in altından birbirine bağlayan Mont Blanc Tüneli’ni iki taraftan delen Fransız ve İtalyan işçiler son engeli de patlatarak birleştiler.

Alpler’in altından tünel açma fikri 19. yüzyıla dayanıyor ama 1907 yılına dek pek ilgi görmedi. Sonra da araya dünya savaşları girdi ve inşaat 1959’da başlayabildi. İtalyan-Fransız işbirliğiyle inşa edilen tünel 1965’te açıldı. O zaman dünyanın en uzun karayoulu tüneliydi (11,6 km.). Artık değil. Bugün en uzun karayolu tüneli Norveç’te (24,5 km.). Dünyanın en uzun trenyolu tüneli ise İsviçre’deki 57 km.’lik Gotthard Tüneli. Tünelin inşasında 5 mühendis ve 350 işçi toplam 4,7 milyon saat çalıştılar, 555 bin m3 kayayı patlatmak için 711 ton patlayıcı, 60 bin ton çimento kullanıldı.

Mont Blanc Tüneli tam da 3.842m. yüksekliğindeki Aiguille de Midi zirvesinin 2.480m. altından geçiyor (dünyanın yine Gotthard’dan sonra en derin ikinci tüneli). Günde 5 bin araç geçiyor, aralarındaki mesafeyi güvenli tutmak için gişelerden içeri ancak belirli sayıda araç salınıyor. İçeride saatte en yavaş 50km., en hızlı 70km. ile gidebilirsiniz. Gidiş geliş ücreti otomobiller için €57.

1999 yılında Belçika plâkalı Volvo markalı bir kamyonun motoru alev aldı ve 53 saat söndürülemeyen yangında ısısı bin dereceye yükselen (çünkü kamyon 23 bin litre margarin yüklüydü) tünelde mahsur kalan 39 kişi can verdi. Bir İtalyan güvenlik görevlisi hayatta kalabilen 12 kişinin 10’unu bizzat kurtardığı için kahraman oldu ama sonra açılan davada tünelin güvenlik şefleri, işletme şirketinin yöneticileri, kamyon şöförü hapis ve para cezaları aldılar. Savcı Volvo’ya karşı suçlamaları reddetti. İşletme şirketi ölenlerin ailelerine yardım için kurulan fona €13.5 milyon ödedi. Aslında felâketin en büyük nedeni tüneli Fransız ve İtalyan olmak üzere iki ayrı şirketin işletmekte olmasından ortaya çıkan koordinasyonsuzluktu. Olaydan sonra tek yönetici şirket kuruldu. Yangından sonra tünel 3 yıl kapalı kaldı ve 9 Mart 2002’de çok daha etkin güvenlik özellikleriyle tekrar açıldı.

13 Ağustos 2019

22 yıl önce (1997) bugün (13 Ağustos), New York emniyetinde görevli polis memuru Justin Volpe, Haiti’li göçmen Abner Louima’yı dövüp sodomize etmekten tutuklanıp 30 yıl hapis yedi. New York Polis Departmanı tarihin en büyük tazminatını ödedi ($8,75 milyon).

Abner Louima Haiti’den göç etmiş bir ABD vatandaşıydı. Evli ve bir çocuk babasıydı. Elektrik mühendisiydi ama göçmen olduğu için iş bulamamış, bir arıtma tesisinde güvenlik görevlisi olarak çalışabiliyordu. 9 Ağustos gecesi bir gece klübüne gidip bir kavgaya karıştı. Olay mahalline polisler geldiler ve Abner’ı eşek sudan gelinceye kadar dövdüler.

Polis memuru Volpe daha sonra karakolda elleri kelepçeli Abner’i pataklamaya devam etti, kıçına bir süpürge sapı soktu, sonra boklu sapı ağzına sokuşturmaya çalışırken dişlerini parçaladı. Abner 2 ay hastanede kaldı, 3 ameliyat geçirdi.

Volpe suçlamaları önce reddedip sonra itiraf etti ve 30 yıl hapis cezası alıp $277.495 ödemeye mahkum edildi. Hâlâ hapiste, 2025’te çıkacak. Ona yardım edip Abner’i yere mıhlayan polis memuru Charles Schwartz 15 yıl 8 ay hapis cezası yedi. İki diğer memur da olayı örtbas etmeye çalışıp adaleti engelleme suçundan cezalar aldılar. Dava sonucunda New York Polis Departmanı o güne dek tarihin en büyük cezası olan $8,75 milyon tazminat ödemek zorunda kaldı.

Mahkeme ve avukat masrafları çıktıktan sonra Abner’in cebine $5,8 milyon kaldı. Gidip kâr amacı gütmeyen bir vakıf kurup daha da fazla para toplayarak Haiti’de, New York’da ve Florida’da Haiti’li göçmenler için hastaneler ve halkevleri açtı, Haiti’de çocukların okul paralarını karşıladı. Şimdi Florida ve Haiti’de birer evi, Florida’da emlâk yatırımları var. Hâlâ polis şiddetine karşı protestolara katılıyor.

12 Ağustos 2019

168 yıl önce (1851) bugün (12 Ağustos), Isaac Singer dikiş makinesinin patentini aldı. Aslında ondan önce Hunt ve Howe gibi başkaları da patent almıştı ama Singer makineyi geliştirdi ve dakikada 900 dikiş yapacak hale getirdi.

Kendisi de dakikada 900 dikiş yapan bir adamdı. Boşanmış annesi onu 10 yaşında terk etti, o da 12 yaşından evden kaçıp bir gezgin tiyatroda aktörlük yapmaya başladı. 19 yaşında evlenip 2 çocuk yaptı. 6 yıl sonra sahne arkadaşı Mary Ann ile kırıştırmaya başladı (bu ilişki 25 yıl sürdü) ve karısını başka bir adamla birlikte olduğu için boşadı. Mary Ann ile 10 çocuk yaptı (ikisi ölü doğdu).

Bu arada bir avukatla ortak olup şirketini kurdu ve dikiş makinelerini $100’den satmaya başladı (bugünün parasıyla $2.800). Elbette az satıldı ama ortağı sayesinde hem makineyi teknolojik olarak geliştirerek maliyeti $10’a indirdiler hem de piyasaya taksitle satma yeniliğini getirdiler. Bu onu milyoner yaptı. Gidip İskoçya’da fabrika açarak ABD’nin ilk uluslararası şirketlerinden biri oldu.

New York’taki fabrikada çalışanlarından biriyle kırıştırmaya başladı. Ondan da 5 çocuk yaptı (yine ikisi ölü doğdu). Bu arada bu yeni kızın kardeşini de götürdü. Sonra Fransa’da hürriyet heykeline modellik yaptığı söylenen 19 yaşındaki Isabelle ile evlenip 6 çocuk daha yaptı. Çok daha sonra New York’ta gizli bir karısı ve bir çocuğu olduğu ortaya çıktı.

Sonuçta 4 kadından 24 çocuğu vardı. Çok zengin oldu. Öldüğünde $14 milyonunu (bugünün parasıyla $350 milyon) yaşayan 20 çocuğun 19’una eşit olarak miras bıraktı. İlk karısından boşanırken karısının tarafını tutan çocuğa $500 bıraktı.

Uçkuru kaçkın ama ürettiği dikiş makinesi sanayi devrimini başlattı. Hatta Karl Marx’ın kitabında bile bir risk olarak yer buldu. Şirketi bugün hâlâ var ve 168 yaşında, kaldıraçlı satın almalarıyla ünlü olan özel sermaye şirketi Kohlberg & Co.’nun portföyünde. Singer büyük adamdı. Evet uçkuru kaçkındı ama arkasında Saint Petersburg’dan New York’a kadar birçok kentte müthiş binalar bıraktı. New York’taki 47 katlı Singer Binası 1968 yılında yıktırılana dek dünyanın en yüksek binasıydı (hatta 11 Eylül’deki World Trade Center olayına dek yıkılan en yüksek bina da oydu).

11 Ağustos 2019

11 yıl önce (2008) bugün (11 Ağustos), kirayı ödemekte zorlanan 3 San Fransisco’lu arkadaş ev sahiplerini ve kiracıları bir araya getiren online konaklama hizmeti aracılık şirketi Airbnb’yi kurdular. Evden atılmamak için evdeki 3 şişme yatağı gecelik kiraya vermeye karar verip (şirketin isminde onun için “air” var) internete koydular. Sitenin ismi “airbedandbreakfast.com” idi. Yataklar geceliği $80’e hemen müşteri buldu. Böyle olunca da fikri geliştirip para aramaya başladılar.

O yıl Obama ve McCain başkanlık için yarışıyordu. Bizimkiler ikisinin resimlerinin olduğu kutularda mısır gevreği satarak $30 bin topladılar. O zaman beri de şirkete fon yağmaya devam ediyor. Bugüne kadar girişimciler şirkete $3,4 milyar sermaye koydular. Bu da şirketin bugünkü değerini $38 milyara getirdi. 2011’e gelindiğinde Airbnb 1 milyonuncu gecelemesini sattı. Bu rakam bir yıl sonra beşe, bir altı ay sonra da ona katladı. Şirket ancak 2016’da kârlı hale geldi. 2108 yılında $3,8 milyar ciro yapıp $140 milyon kâr etti. 2020 cirosunun $8,5 milyara çıkması bekleniyor.

Şirketin kurulduğu 2008 yılında 400 kişi siteden kiralama yaptı. Bugün neredeyse dakikada bir 400 kişi kiralama yapıyor. Bir Airbnb yerinde bugün gecede ortalama 2 milyon kişi kalıyor (2017’deki rekor gecesinde bu rakam 3 milyondu).

Sitelerinde, dünyanın 191 ülkesinden (İran, Suriye, Sudan ve K. Kore hariç dünyanın %97’sini kapsıyorlar) 6 milyon+ yer kiralık. 3.100 çalışanıyla dünyanın 34 kentinde ofisleri var.

Airbnb kullananlar dünya kentlerindeki lokantalarda son bir yılda $10 milyara yakın para harcadılar ama yerini kiraya verenler de (Airbnb üzerinden) bugüne dek $65 milyar kazandılar. Airbnb kira üzerinden %3 ilâ %23 arasında komisyon alıyor ama çift haneli rakamlar pek kalmayacak gibi gözüküyor.

Airbnb’de kiralık sadece ev yok. Şatolar, yatlar, ağaç evler, iglular, döşeli mağaralar, deniz feneri kuleleri ve hatta özel ada bile bulabilirsiniz (bugüne dek kiralalan en küçük yer Berlin’de 1m2’lik bir odaydı).

Daha belli değil ama halka arz kokuları gelmeye başladı (Microsoft da 11. yılında halka açılmıştı). Şirketin plânları arasında bir havayolu kurma bile var.

Şirketin logosu ters dönmüş bir kalp ama farkettiniz mi, ortadaki ilmek bir harita raptiyesine benzetilmiş. Logonun ismi Bélo (ait olmak fiilinden geliyor). İnsanları, mekanları ve sevgiyi temsil ediyor ve şirketin dünyanın her yerinden insanları birleştirme ve herkesin ait olduğu küresel bir topluluk yaratma vizyonunu anlatıyor.

İglunuz varsa durmayın, verin kiraya…

10 Ağustos 2019

122 yıl önce (1897) bugün (10 Ağustos), Alman kimyager Felix Hofman asetilsalisilik asidi işledi ve Aspirin’i yarattı. İki yıl sonra çalıştığı şirket Bayer ilacın patentini aldı. İlk ağrı gidericileri Mısırlılar söğüt kabuğundan alıyorlardı. Aslında Aspirin Avrupa’ya ilk kez 1763’te girdi. İngiliz papaz Edward Stone söğüt kabuğunu çiğneyerek canlandığını gördü ve olayı bilim çalışmaları yapan Londra Kraliyet Kurumu’na bildirdi. Akabinde herkes o mucize ilacı geliştime işine girişti. Bir asır sonra Fransız kimyacı Charles Gerhardt bugünkü Aspirin’in nasıl yapılacağını yazdı ama kimse oralı olmadı. İşi 40 yıl sonra Hoffman becerdi.

Küçük çocuklar için tehlikeli ve çeşitli yan etkileri ve zararları var ama mucize bir ilaç Aspirin. Sadece akşamdan kalmalara değik kalp, alzaymır ve kanser hastalarına, artrite, karın ağrısına, hazımsızlığa, gribe, uyku bozukluklarına, migrene, sivilceye, kepeğe, nasıra iyi geliyor. Bir tek tıpta değil, başka alanlarda da mucizeler yaratıyor. Meselâ ölü aküyü canlandırabilir, vazo çiçeklerinin ömrünü uzatır, ter lekelerini çıkartır. Hatta şşşşşşşşşşşşş boynunuzdaki aşk ısırığı izlerini bile Aspirin’le saklayabilirsiniz.

1940’lı yıllarda Arjantin dünyanın en çok kişi başı Aspirin tüketicisi oldu, çünkü daha sonra first lady olacak Eva Peron radyoda cingıllarını söylüyordu. 1950’lerde ise dünyanın en çok satan ilacıydı. Bugün dünyada yılda 60 milyar Aspirin tableti yutuluyor. Bir Amerikalı yılda 120 adet yutuyor. Evet, Amerikalılar yutuyor, İngilizler suda eritiyor, Fransızlar da fitil olarak alıyorlar. Fransızlar işte!

Bayer bu işten iyi kazanıyor. Tüm işlerinde yılda €40 milyar satış yapıp €2,6 milyar temettü ödüyor. €10 milyar FAVÖK’ü, €60 milyar piyasa değeri var. 117 bin kişi çalıştırıyor, spor klübü Bayer Leverkusen’in de sahibi. Geçmişi biraz bulanık. Nazi konsantrasyon kamplarındaki esirler üzerinde deneyler yapmak için Nazi subaylara rüşvet verdikleri ortaya çıktı.

9 Ağustos 2019

49 yıl önce (1970) bugün (9 Ağustos), Cumhuriyet tarihinin 3. devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 9 TL’den 15 TL’ye çıkarıldı. Güya ithalat düşecek, ihracat patlayacak, dış ticaret dengesi düzelecekti ama hem ithalat azalmadı hem de patlayan ihracat değil zam furyası oldu. Şeker %11 gaz %38 benzin %40, mezar fiyatları %100, taksi, otobüs ve nakliye ücretleri %35, meyve, sebze ve ithal mallar %10 ilâ %60 arası zam yedi.

İlk Cumhuriyet dönemi devalüasyonu 1946’da Recep Peker Hükümeti  tarafından yapıldı. Dolar 1.31 TL’den 2.83 TL’ye çıktı. İkincisinde (1958) Adnan Menderes Hükümeti doları 2.83’ten 9 TL’ye devalüe etti.

Aslında, IMF 1970 devalüasyonun 1968’te yapılmasını istedi, hükümet kabul etmeyince 1968 Şubat’ında yapılacak Stand-By’dan vazgeçti. Siyasi iktidar 1969’da seçim yapılacağı için devalüasyon yapmayı göze alamadı. Daha sonra Nisan ayında İMF ikna edildi. İstediği devalüasyon ve tedbirler de 2 yıl sonra gerçekleşti.

Başbakan Süleyman Demirel 9 Ağustos 1970 Cumartesi akşamı bakanlara “evinize gidin, yüzünüzü gözünüzü yıkayın, Bakanlar Kurulu toplantısına, gelin” dedi ve gece yarısına kadar çalışıp devalüasyon kararını aldılar. Halbuki hükümet piyasadaki devalüasyon söylentilerini daha birkaç gün önce yalanlamıştı. Aslında bu karar üzerinde 4 aydır çalışılıyor ve sadece 5 bürokrat biliyordu (Maliye Bakanı Mesut Erez, Hazine Genel Sekreteri Kemal Cantürk, Merkez Bankası Başkanı Naim Talu, Devlet Plânlama Müsteşarı Turgut Özal ve Gelirler Genel Müdürü Adnan Başer Kafaoğlu). Karar ertesi gün radyodan duyuruldu.

Bu olay tarihe 10 Ağustos devalüasyonu olarak geçti ama kararın bir gün önce kesinleşmiş olması solayısıyla İMF kayıtlarına 9 Ağustos olarak işlendi.

Bu sonuncu olmadı ve devalüasyonlar dalgalı kur rejimine geçene dek durmadı, zaten ismine devalüasyon denmese de TL’nin değer yitirme süreci hâlâ devam ediyor.

8 Ağustos

56 yıl önce (1963) bugün (8 Ağustos), Bruce Reynolds liderliğindeki 17 kişilik çete Glasgow’dan Londra’ya giden posta treninden içi £2,62 milyon dolu 120 çantayı çaldılar. Tarihe “Büyük Tren Soygunu” diye geçen bu olay daha sonra kitaplara, dizilere, filmlere konu oldu. Çalınan paranın (bugünkü değeri £55 milyon) sadece £400 bini geri toplanabildi.

Çete, haftalar süren titiz bir plânlamanın sonunda gerçekleşti. Kraliyet posta idaresinde çalışan birinin tren ve taşıdıkları hakkında ayrıntılı bilgi vermesiyle ne yürüteceklerini gayet iyi bilen çete, treni demiryolları sinyalleriyle oynayarak durdurup vatmanı sıkıca patakladılar, diğer görevlileri de yerde kelepçeleyerek çantalarla tüydüler. Vatman Jack Mills bir daha işe dönemedi, sağlığına da hiç kavuşamadı ve birkaç yıl sonra öldü.

Çete etraftaki bütün iletişim kablolarını keserek zaman kazandı ve daha önce bu iş için satın aldıkları bir çiftliğe giderek paraları bölüştü. Ayrılırlarken kanıt kalmasın diye çiftliği yakacaklardı ama beceremediler. Napolyon lakaplı lider Bruce Meksika’ya kaçıp ihtişamlı bir hayat yaşadı. Para bitince Kanada ve Fransa’da sahte isimle iş aradı, bulamayınca 1968’de İngiltere’ye döndü ve yakalandı. 25 yıl ceza yedi ama içerde 10 yıl kaldı. Sonra da anıları yazıp yayınladı.

Bir diğer çete mensubu Ronald Biggs 4 hafta içinde yakalandı. 2 yıl sonra hapisten kaçtı, estetik ameliyatı oldu, Avustralya ve Rio de Janeiro’da lüks içinde yaşadı. Sağlık sorunları çıkınca 2001’de ölmek için İngiltere’ye döndü ve hemen içeri tıkıldı. 2009’da serbest bırakıldı ve 4 yıl sonra da öldü.

Sonuçta dördü hariç hepsi yakalanıp hapis cezası çektiler. Hiç yakalanmayan o dört kişiden biri de posta idaresinde çalışan köstebekti. Bu arada suçsuz birisi de güme gitti. 24 yıl hapis cezası yedi ve orada öldü. Polis daha sonra hatasını kabul etti.

7 Ağustos 2019

29 yıl önce (1990) bugün (7 Ağustos), Başkan Bush Irak’ın petrol zengini Suudi Arabistan’a saldırma olasılığına karşı Amerikan silahlı birlik ve uçaklarını harekete geçirme emrini verdi. Filmin başında Bush’un tamamen “savunma amaçlı” olacağını söylediği bu Çöl Kalkanı Operasyonu’nun ismi daha sonra Saddam Kuveyt’e girince “Çöl Fırtınası Operasyonu oluverdi.

ABD yıllarca süren ve yüzbinlerce ölüme neden olan İran-Irak dalaşmasına karşı resmi olarak tarafsız kaldı (aslında Irak’a silah ve para gönderiyordu) ama Suudi’nin petrolü tehdit altına girince hemen hareketlendi. Irak bu savaştan Kuveyt ve Suudi Arabistan’a karşı büyük borçlarla çıktı. Zaten Kuveyt’e kendi toprağı gibi bakıyordu ve üstelik Kuveyt’in OPEC kotalarına uymamasından dolayı yılda $7 milyar kaybediyordu.

Bu zararı telafi etmeleri için Saddam Kuveyt’ten $10 milyar istedi. Kuveyt $500 milyon veririm deyince 1 milyona yakın askeriyle (o zaman dünyanın en büyük  dördüncü ordusuydu) Saddam 16 bin askerli (çoğu tatildeydi) Kuveyt’e giriverdi. Kuveyt emiri ve ailesi tüydüler ama Irak ordusu merkez bankasına girip $1 milyarı talan etti.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük koalisyonla (34 ülke) herkesin televizyondan video oyunu gibi izlediği savaş fazla sürmedi. Asker gönderemeyen Japonya ile Almanya da $17 milyar verdi. Koalisyon askerlerinin %73’ü Amerikalıydı (956 bin). Savaş onlara $60 milyara patladı. Kuveyt ve Suudi Arabistan daha sonra bunun $32 milyarını karşıladılar.

7 Ağustos silahları ve petrolü çok seven ABD’nin en bayıldığı gün. 1964 yılında da Vietnam Savaşı’nı 7 Ağustos’ta başlatmışlardı.

6 Ağustos 2019

 

6 Ağustos: Bugün herhalde dünya lüpleme günü olmalı. Dünyanın her tarafında bugün herkes küfelerce lüpledi, küplerce istifledi.

1990’da bugün Pakistan Başbakanı Benazir Bhutto 20 ay koltuğunda kaldıktan sonra Cumhurbaşkanı Gulam İshak Han tarafından beceriksizlik ve yolsuzluk suçlamalarıyla görevden alındı. Daha sonra gelen tahminler çeşitli kuruluşlardan $1,5 milyar değerinde rüşvet, komisyon ve avantalar alındığını söyledi.

1998’de bugün Rus maliyeciler 3 büyük petrol şirketinin bürolarını basarak vergi kaçırma suçlamasıyla $150 milyon değerinde cezalar kesti.

2001’de bugün ABD’nin en dürüst (!) başkanlarından Clinton Knopf Doubleday yayınevinden hatıralarının yayınlanması için $10 milyon peşin ödeme aldı.

2004’te bugün ABD hükümeti, casus çetesi elebaşı Vladimiro Montesinos’un Amerikan bankalarında Peru hükümetinden yürüttüğü fonlarla açtığı $20 milyonluk hesaplara el koyarak parayı Peru’ya iade etti.

2005’te bugün Brezilya’nın Sao Paulo kentinde hırsızlar merkez bankası kasasının altına tünel kazarak $70 milyon götürdüler (3 yıl sonra çete lideri yakalanıp 50 yıl yedi).

2009’da bugün Amerikan SPK’sı SEC dev sigorta ve finansal hizmetler şirketi AIG’nin CEO’su Maurice “Hank” Greenberg’le sürdürdüğü sahtekârlık davasında $15 milyon ceza üzerinde anlaştılar.

Yine 2009’da bugün iki iyi giyimli hırsız Londra’nın Bond Caddesi’ndeki mücevherat dükkanına girip silahlarını çıkartarak $65 milyonluk mücevheri alıp gittiler. Sonra yakalandılar ve hatta çetenin iki kişiden çok daha kalabalık olduğu anlaşıldı.

2010’da bugün mürekkep kartuşlarından ocağımızı kurutmuş olan Hewlett Packard şirketinin CEO’su cinsel taciz ve abartılmış masraf raporları suçlamalarının karşısında istifa etmek zorunda kaldı. Kaldı da $12,2 milyon kıdem tazminatı ve $350 binlik HP hissesiyle evine döndü.

Ne 6 Ağustos’muş…

5 Ağustos 2019

14 yıl önce (2005) bugün (5 Ağustos), Çinli arama motoru Baidu, Nasdaq’ta halka açıldı ve ilk işlem gününde halka arz fiyatı olan $27’den %354 yükselerek $122.54’ten kapandı. Baidu aslında sadece bir arama motoru değil, uluslararası bir teknoloji devi. Yapay zekâdan internet hizmetlerine kadar bir çok alanda faaliyet gösteriyor. Sürücüsüz araba işinde büyük oynuyor.

Baidu bugün Çin pazarının %76’sına sahip ve dünyanın ikinci büyük arama motoru. Şirket 2000 yılında kuruldu. İlk ofis sahibinin okuduğu Pekin Üniversitesi’nin yanındaki bir otelin odasıydı. Sonra gidip Silikon Vadisi’nde iki girişim sermayesi şirketinden $1,2 milyon sermaye buldu ve bir daha da arkasına bakmadı. Holding şirket mi? Cayman Adaları’nda tabi.

Şirketin değeri 2018 Mayıs’ında neredeyse $100 milyara yaklaşmıştı ama bugün $38 milyar civarında. Kurucusu Robin Li 1968 doğumlu. Annesi babası fabrika işçileriydi. Robin Li 2013’te Çin’in en zenginiydi, artık değil. Şimdi $10 milyarıyla on beşinci. Birincilik iş adamı (Tencent’in %10’una sahip) Ma Huateng’de. $41 milyarı var. Alibaba’nın Jack Ma’sı da $38 milyarıyla ikinci sırada.

Baidu ismi Çin edebiyatının klasik şiirlerinden Xin Qiji’nin mısralarından geliyor. “Kalabalığın içinde yüzlerce kez onu aradı, arkasını dönünce onunla karşı karşıya geldi, oradaydı, loş mum ışığında”. Baidu’nun kelime anlamı bu mısralardaki “yüzlerce kez”.

4 Ağustos 2019

326 yıl önce (1693) bugün (4 Ağustos), Dom Pérignon şampanyayı keşfetti ve bizi günün her saatinde çay, kahve, su içmekten kurtardı. Aslında içine maya ve şeker katılmış köpüklü şaraptan başka bir şey değil ama ne yapalım, alışmış kudurmuştan beterdir.

Aslında keşfi Dom Pérignon yapmadı. 1531 yılında güney Fransa Benedict rahiplerinin köpüklü şarap içtiklerini biliyoruz. Zaten Dom Pérignon’dan 6 yıl önce de İngiliz bilim adamı Merret şaraba şeker ekleyerek o ikinci fermentasyonu yaptığını yazmıştı. Bu keşif İngiltere’deki gelişmiş cam yapımıyla da örtüşüyor, çünkü o zamanlar Fransızlar o basınca dayanacak kalınlıkta şişe üretemiyorlardı. Fransızlar şampanyayı kazara yaptılar. Basınçtan şişeler ve mantarlar patladığı için ona le vin de diable (şeytanın şarabı) diyorlardı. O zamanlar içinde köpük oluşmasına defo olarak bakılıyordu. Ta 1844’te mantarı tutacak tel keşfedildi.

Dom Pérignon’dan yüz yıl sonra Fransız kimyager de Lavoisier (oksijen ve hidrojene isimlerini veren adam) fermentasyon esnasında şekerin alkol ve karbon dioksite (köpük) çözüldüğünü gösterdi. 1860’ta da Pasteur fermentasyonun merkezinde mayanın yattığı biyolojik bir süreç olduğunu açıkladı.

1800 yılında üretim yılda 300 bin şişeye, 50 yıl sonra da 20 milyon şişeye ulaştı. Bugün yılda 300 milyon şişe satılıyor (50’si bizim eve). Denize gemi mi indireceksiniz, Formüla 1’de podyuma mı çıkacaksınız, Marylin Monroe gibi şampanyalı küvet sefası mı yapacaksınız (350 şişeyle doldurmuştu), Wimbledon’da İngiliz sosyetesiyle mi kırıştıracaksınız (2 haftalık turnuvada 28 bin şişe içiliyor), Napolyon gibi zaferinizi sabrajla mı (şişeyi kılıçla açmak) kutlayacaksınız, neyse ki şampanya var. Bir şişedeki 49 milyon kabarcık kadar mutlu ediyor.

Bugün en çok satan isimler Moët & Chandon, Veuve Clicquot, Nicolas Feuillatte, G. H. Mumm ve Laurent-Perrier. Ucuz geldiyse, el yapımı şişesindeki logosuna 19 karatlık elmas koyan Goût de Diamants var, $2 milyoncuk. 

Şampanya içince hatırladım. Haftada 1-3 bardak şampanya yaşla ilgili hafıza kaybını önlüyor! Şerefe!!

3 Ağustos 2019

241 yıl önce (1778) bugün (3 Ağustos), Milano’nun ünlü opera evi Teatro alla Scala açıldı.

Orada daha önce faaliyet gösteren Teatro Regio Ducale 1776 yılında bir karnaval galasında yanınca özel locaları olan 90 Milano zengini Avusturya Arşidükü Ferdinand’a (ağabeyi Sarayevo’da suikaste kurban gidip 1. Dünya Savaşı’nın çıkma nedeni olan Franz Ferdinand’ın dedesi olur) mektup yazarak operayı yeniden inşa etmesini talep ettiler. Yeni bina Santa Maria della Scala (Merdivenlerin Aziz Mary’si) kilisesinin yerine yapıldı (scala merdiven demek). Mary’nin merdivenlerin azizi olmasının nedeni de bir efsaneye göre merdivendeki Meryem heykelinin yanına bırakılan hasta bir çocuğun mucizevi bir şekilde iyileşmesi. İtalyanlar bayılır böyle hikâyelere.

Zamanın bütün operaları gibi La Scala da ana salonunda sadece sosyeteye değil aynı zamanda kumarbazlara, borsacılara ve müzayedelere ev sahipliği yaptı. Salonda önceleri oturacak yer yoktu ve orkestra şimdiki gibi çukurda değildi. Herkes ayakta seyrederdi ama localar ihtişamlıydı. Hatta ünlü 13 numaralı locanın sahibi her tarafını aynayla kaplatıp sahneyi her açıdan görebilmeyi becermişti. La Scala bugün 6 katta 678 locasıyla 3 bin kişiye ev sahipliği yapabiliyor.

Opera binası başta 84 adet yağ kandili ile aydınlanıyordu. Yangın çıkmasın diye her tarafta yüzlerce su kovası bulundurulurdu. 1883 yılında Edison fabrikası 2.450 ampul getirince dünyanın elektrikle ayndınlanan ilk tiyatro salonu oldu. Aydın hem ne aydın! Yeterince iyi değilseniz oraya çıkamazsınız. 2006’da tenör Roberto Alagna performansının ortasında yuhalanıp kovuldu, ama La Scala büyük yıldızlar da çıkardı. Paganini, Bellini, Verdi, Toscanini. Callas’lar, Gencer’ler oradan geçtiler.

Toscanini 1926’da Puccini’nin Turandot’unu yönetiyordu. 3. perdede orkestrayı durdurup, batonunu yere bıraktı ve salona Puccini’nin operayı tamamlamadan tam da bestenin orasında ölmüş olduğunu söyledi. La Scala’da sahnelenen ilk opera Mozart’ın can düşmanı Salieri’nin L’Europa Riconosciuta’sıydı ve bina 3 yıllık renovasyondan çıkıp 2004 yılında tekrar açılana dek bir daha hiç sahnelenmedi.

Geçen yıl Suudi Arabistan kültür bakanı Prens Badr bin Abdullah yönetim kuruluna girmesi karşılığında La Scala’ya €15 milyon bağış yapmayı taahhüt etti ve €3 milyonu gönderiverdi. La Scala ise Cemal Kaşıkçı olayı patlak verince parayı reddedip geri gönderdi. Her şey para değilmiş Trump Efendi.

2 Ağustos 2019

8 yıl önce (2011) bugün (2 Ağustos), güzel gülücüklü, inci dişli, sarışın Amerikan fıstığı Robyn Gardner Karayip cenneti Aruba adasında erkek arkadaşıyla yaptığı tatilde şnorkel yaparken kayboldu ve bir daha hiç bulunamadı.

35 yaşındaki Robyn tatile çıktığı 50 yaşındaki Gary Giordano ile internette tanışmışlardı. 1 yıl süren on-line arkadaşlıkları boyunca Gary’nin birlikte tatile çıkma tekliflerini geri çevirdi ama işini kaybedince kabul etti. O zamanlar bir erkek arkadaşı vardı, ona aileyle tatile çıkacağını söyledi. Aruba tatili sadece 48 saat sürdü.

Baby Beach’teki Rum Reef Bar & Grill’de akşam yemeğine gittiler. Robyn süslü püslüydü, hiç de şnorkellik gözükmüyordu ama kör kütük sarhoş oldu. Yemekten sonra plajda yürüyüşe çıktılar. 2 saat sonra Gary restorana dönüp kız arkadaşının şnorkel yaparken kaybolduğunu söyledi ve polis çağırdı. Polis 12 saat boyunca arama yaptı ama ceset bulunamadı. Arama sırasında Gary’nin uykusu geldi ve gidip yattı. 12 saat sonra da restorana geri dönüp avukatıyla hiçbir şey olmamış gibi yemek yedi.

Gary uçuşunu erkene alarak geri dönmeye kalktı ama havaalanında tutuklandı, çünkü Robyn’in tatile çıkmadan önce American Express’ten $1,5 milyonluk seyahat kaza sigortası satın aldığı ve Gary’yi de poliçenin lehdarı yaptığı ortaya çıktı. Telefonunda da Robyn ile kaydettikleri neredeyse pornografik resimler çıktı. Aruba polisi Gary’yi 4 ay içerde tuttu ama aleyhine bir delil bulunamadığı için serbest kalıp ülkesine döndü.

Kitap yazdı, suçsuz olduğunu anlatmaya çalıştı ve hatta parasını alamadığı için American Express’i $3,5 milyon talebiyle mahkemeye verdi. American Express de onu dava ediyor. Beş kuruş alamadı ama serbest. Olaydan bir yıl sonra otoparktaki arabasının içinde bir kadınla cinsel ilişkiye girdiği için ceza bile yedi. Peruk değiştirip duruyor.

1 Ağustos 2019

112 yıl önce (1907) bugün (1 Ağustos), Bank of Italy (daha sonra Bank of America olacak) San Fransisco’da ilk şubesini açtı.

Aslında banka 1904 yılında İtalyan göçmen Amadeo Giannini tarafından kurulmuştu ve sadece Amerikalı zenginlere hizmet veren bankaların ihmal ettiği kendisi gibi göçmen İtalyanlara kredi veriyordu. Giannini 1906 San Fransisco depreminden sonra yanıp kül olan banka binasından mevduatların çoğunu kurtarabilip birkaç gün sonra iki varilin üzerine koyduğu kalas masadan kredi vermeye devam etti. 1922’de Los Angeles’ta Banca d’America e d’Italia diye bir banka vardı ve Giannini onun azınlık hissedarıydı. Giannini’nin başka bankalarda da hisseleri vardı. 1928 yılında hepsini satın alıp birleştirdi ve 2 yıl sonra da bankasının ismini Bank of America olarak değiştirdi.

Banka satın almalarla hızla büyüdü ve bugünkü dev haline geldi. 35 ülkeden 67 milyon müşterisi (37 milyon dijital, 28 milyon mobil), 5.000+ şubesi, 16.000+ ATM’si, 210 bin çalışanı, $2,35 trilyon aktifleri, $90 milyar cirosu, $28 milyar net geliri, $269 milyar mevduatı var. Dünyanın en büyük servet yöneticisi ve ikinci büyük konut kredisi bankası.

2008’de Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı TARP’tan (yâni devletten) aldığı paralar ve garantilerle batmak üzere olan Merrill Lynch’i aldı. Batan Lehman Brothers’ı da alacaktı ama garantiler yetmedi. TARP’tan $45 milyar para, $118 milyarlık da garanti aldı. Her türlü bataktan kurtarıldı, vergilerini ödemedi ama konut kredisi verdiği 11 milyon kişi evini kaybederken üst yöneticiler on milyonlarca dolarlık bonuslar aldılar. Başı belâdan çıkmadı ama. Hâlâ devasa cezalar ödeyip duruyor (2013’te ödediği $2,43 milyarlık Merrill Lynch cezası tarihi bir rekordu).

Banka şimdi halka açık ve hisselerinin %69’u kurumsal hissedarların elinde. Warren Buffet’ta %10, Vanguard fonlarında %7 var. Bazı üst düzey yöneticilerin de hisseleri var ve hatta onlar vasıtasıyla ABD hükümetinin de Bank of America’nın hissedarı olduğu söyleniyor.