• persembe@persembe.com

Tarihte Bugün Mart

31 Mart

Wall Street’te analistlerin al-tut-sat önerileri dünya finans literatürüne “Where are the Customers’ Yachts?” (Hani, Müşterilerin Yatları Nerede?) isimli bir kitap yazdırttı. Sat önerileri tarihi olarak tüm öneriler arasında %1-%10 arasında oynadı. Öyle, çünkü sat önerilerinin müşterilerin işlem yapmaya teşvik etme oranı al önerilerinden çok daha az.

Sat önerisi verip haklı çıkan analist bile kimseye yaranamıyor. İşte 1928 yılında bugün, oluşan balondan korkmaya başlayan Charles E. Merrill (Merrill Lynch & Co.’nun başkanı) müşterilerinin hisselerden çıkmasını önermişti. Çok dinleyen olmadı, millet Merrill Lynch ile alay etti. 1929 sonuna gelindiğinde önerinin ne kadar doğru olduğunu acı çekerek anlamış oldular ama ondan sonra Merrill Lynch bile müşterilere sat önerisi vermenin kimsenin işine yaramadığına kanaat getirdi. Meselâ, 1970’li yıllarda müşterilerine “hisselerden çıkın” diyen hızır brokeri James Bonham’ı kovuverdi. Çok böyle örnek var.

1889: Eyfel Kulesi açıldı. $1 milyona mal olmuştu (bugünün $28,5 milyonu) ama bu parayı bir yıl içinde çıkardı. Açılış, Fransız Devrimi’nin 100. yılı kutlamalarında Paris’teki Dünya Fuarı’nda yapıldı. Mühendisi Gustave Eiffel’in tasarladığı bir kilise, fuardan sonra sökülüp Baja, Meksika’ya gönderildi.

1732: Avusturya’lı besteci Joesph Haydn doğdu, 77 yıl yaşadı ve yine aynı gün, yaş gününde (31 Mart 1809) öldü. Yakın arkadaşı Mozart’ın aksine bestecilikten çok para kazandı ve ömrü Mozart’ınkinin iki misli oldu (Mozart 35 yaşında ölmüştü).

Aynı arkadaşı Mozart ve öğrencisi Beethoven gibi, Haydn da sevdiği kadınla evlenemedi. Kadın rahibe olup kendini manastıra kapatınca kız kardeşiyle evlendi ama hiç mutlu olmadı. Çocuğu da olmadı. Hep ondan uzakta yaşadı. Zaten birbirlerinin mektuplarını açıp okumadılar bile.

Bir ara öğrencisi olan Beethoven ile pek geçinemediler, hatta Beethoven “Haydn’dan hiçbir şey öğrenmedim” dedi.

Uzun yaşamanın meyvesi olsa gerek, Haydn hiç durmadan besteledi (106 semfoni, 90 yaylı çalgılar dörtlüsü, 62 piyano sonatı, 32 piano üçlüsü). Birileri hesaplamış: 340 saat müzik.

30 Mart

2006: 1998-2005 arasında Almanya’nın şansölyesi olan Gerhard Schröder, koltuğu Angela Merkel’e devretmesinden daha bir yıl geçmeden $300.000 maaşla Rusya ile Almanya arasında inşa edilecek olan Kuzey Akımı konsorsiyumunun başına geçti.

Schröder, Putin’in kankası. Şansölyeliğini sona erdiren oylamadan birkaç gün sonra, koltuğu bırakmadan da saatler önce Kuzey Akımı projesini alelacele imzalayıverdi. İmzalaması normal, çünkü şansölye, ama imzaladıktan ve koltuğu bıraktıktan sonra projenin başına geçmesi burunları rahatsız ediyor. Üstelik işin içinde vatandaşların vergileri var, çünkü Alman hükümeti Gazprom’un temerrüde düşmesi halinde maliyetleri karşılayacak €1 milyarı garanti ediyor (neyse ki bu garanti hiçbir zaman kullanılmadı).

Schröder koltuğu bıraktıktan sonra bazı etkinliklerde Almanya’yı temsil etti (2007’de Boris Yeltsin’in, 2016’da Fidel Castro’nun cenaze törenlerinde). 2017’de Alman medyası, Schröder’in Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşerek Türkiye’de cezaevinde bulunan Alman eylemci Peter Steudtner’in serbest bırakılmasını sağladığını yazdı. Zaten 2018 seçimlerinden sonra yemin törenine katılarak yine Almanya’yı temsil eden kişi o olmuştu.

. . . . .

1987: Van Gogh’un Ayçiçekleri tablosu Londra’daki müzayede evi Christie’s’de $39,9 milyona satıldı. Bu o zamana de bir sanat eserine ödenen en büyük paraydı, ama bu rekor birkaç ay sonra yine bir Van Gogh (İrisler) tablosuyla kırıldı ($53,9 milyon).

Ayçiçekleri’ni Japon sigortacılık kodamanı Yasuo Goto almıştı. Tablo şimdi Tokyo’daki Seiji Togo Yasuda Modern Sanat Müzesi’nde sergileniyor ama hâlâ sahte olup olmadığı tartışılıyor, çünkü Van Goh’un mektuplarında sadece 6 ayçiçeği tablosunun adı geçiyor (Goto’nunki yedinci).

Rekor kırıldığı gün aynı zamanda Van Gogh’un doğum günüydü  (1853). Zavallı 900 tablo (300’ü hayatının son 15 ayında) ve 1.200 çizim üretti ama hiçbirini satamadı.

1867: A.B.D. Ruslardan Alaska’yı 7,2 milyon dolara satın aldı (bugünün parasıyla 123 milyon $). Yâni dönümü 8 cent’e!! Birçok kişi karşı çıktı. “Orada altın bulunsa yine bu parayı çıkaramayız” diye! Hikâyenin gerisini biliyoruz. Altın da bulundu, petrol de (resimdeki o çekin ta kendisi).

Rusya, Alaska’yı hep satmak istiyordu. Yaşam koşulları zordu, altın gibi doğal kaynakları yoktu ve bir savaş halinde İngilizlerin orayı kolayca ele geçirebileceklerinden korkuyorlardı. Zaten Kırım Savaşı’nda Fransız ve İngilizlere karşı yenilgiye uğramışlar ve paraya ihtiyaçları vardı.

Çar II. Alexander satışa karar verdikten sonra ilk teklifi İngilizlere yaptı ama Başbakan Lord Palmerston ilgilenmedi, çünkü zaten Kanada’nın (ki o zaman bir devlet değildi ve İngilizlerin hakimiyeti altındaydı) yeteri kadar gidilmemiş vahşi arazisi vardı ve buraları yönetmek kaynaklar üzerinde baskı yaratıyordu. Bunun üzerine Çar Amerikalılara döndü. Önce bir anlaşma olmadı, çünkü Washington iç savaşla cebelleşiyordu ama uzun görüşmeler sonucunda 30 Mart 1867 sabahı saat 04:00’te anlaşma sağlandı.

Devir teslim töreni aynı yılın 19 Ekimi’inde Alaska’da gerçekleşti. 19 Ekim bugün Alaska’da Alaska Günü olarak kutlanıyor ve resmi tatil günü.

Kasım 2018’de İsviçre televizyonunda yayınlanan bir belgesel Çar’ın Lihtenştayn Prensi’ne de teklif yaptığını ve reddedildiğini iddia etti. Medya bu konuyu uzun süre kaşıdı. Sonunda Prens II. Hans-Adam teklifi doğruladı ve arşivlerin konuyu aydınlatacağını söyledi ama günümüze dek konu hakkında henüz tarihi bir belge su yüzüne çıkmadı.

ttps://persembe.com/mart-2019/

29 Mart

2019: San Francisco merkezli internet taksi şirketi LYFT Nasdaq’ta hisse başı $72’den halka açıldı ve o günü %9 yukarıda, $78.29’da kapattı. Bir yıl sonra hisseler $20’ye düştü. Şu sıralar hisseler $60, şirketin piyasa değeri $20 milyar civarında.

2003: SARS virüsünü ortaya çıkaran ilk doktor olan DSÖ uzmanı İtalyan Dr. Carlo Urbani (46), Vietnam’da grip olduğu zannedilen bir Amerikalıyı tedavi ederken virüsü kapıp öldü. SARS onun sayesinde kontrol altına alınmıştı. İtalya üzerindeki lânet devam ediyor.

1999: Dow Jones Sanayi Endeksi ilk kez 10.000’i geçerek tarihin en uzun boğa piyasasında (12 yıl) yeni bir nirengi noktası oluşturdu. Endeks daha 1 yıl önce 9.000 idi.

İki haftadır 10.000 seviyesini denemekte olan endeks öğleden sonra bu seviyeye ulaştı ve New York Valisi Rudolph Giuliani kapanış çanını çalana dek bu seviyenin üzerinde kalmayı becerip günlük %1,9 yükselişle 10.006,78’te kapattı.

Binlerce yatırım fonu sayesinde hisse senedi piyasalarına yönlendirilen yatırımcıların şirket birleşmeleri, kârları ve A.B.D. ekonomisine olan güvenleri ile teknoloji hisselerine olan büyük ilgi alevi körükleyen en büyük etmenlerdi.

1984 yılında, emeklilik fonlarında hisse senedi olan Amerikan yatırımcılarının oranı sadece %12 idi, bugün ise bu oran %44.

10.000 rakamı basit bir rakamdan başka bir şey değil ama önemli bir psikolojik dürtü. Dow bu seviyeyi geçtiğinde S&P500 Endeksi 1310, Nasdaq Bileşik Endeksi de 2493’e erişti (bunlar da rekor seviyelerdi).

O gün piyasa kapandıktan sonra ilk çeyrek küresel satış rakamlarında düşüş açıklayan CocaCola hisseleri elektronik seansta çöktü. Eğer bu açıklama gün içinde gelmiş olsaydı Dow Jones Endeksi 10.000’i geçememiş olacaktı.

28 Mart

1985: Nihayet bir ABD Başkanı (Ronald Reagan) New York Hisse Senedi Borsası’nda (NYSE) açılış zilini çaldı. Evet, böylece hükümet 193 yıl sonra resmen borsanın kumarhane olmadığını kabul etmiş oldu.

1986: Afrika’daki kıtlık ve açlık felâketine yardım toplamak amacıyla kaydedilen “We are the World” şarkısı sabah saat 10:15’te 6 bin radyo istasyonu tarafından aynı anda çalındı. Michael Jackson ve Lionel Richie’nin yazdığı, Quincy Jones’un yapımcısı olduğu şarkı 1985 başında kaydedildi ve Mart ayında piyasaya çıkarıldı.

Şarkı 20 milyon satış yaptı ve 63 milyon dolar topladı (bugünün 145 milyon doları). Şarkıyı aralarında Michael Jackson, Lionel Richie, Stevie Wonder, Paul Simon, Tina Turner, Billy Joel, Diana Ross, Bruce Springsteen, Bob Dylan ve Ray Charles gibi isimlerin yer aldığı kalabalık bir sanatçılar grubu seslendirdi.

27 Mart

2012: Pakistan otoriteleri Hindistan’ın James Bond’unu yasakladı. Pakistanlıların Delhi’de patlatacağı nükleer bombayı önleyen Hindistan Gizli Servis görevlisi Ajan Vinod’un baş rolde olduğu yüksek oktanlı aksiyon filmi sinemalardan kaldırıldı. Halbuki film vizyona girdiği ilk hafta $9,7 milyon gişe hasılatı yapmıştı. Ajan Vinod filmleri James Bond’un Hint tasarımı. Yakışıklı ajan dünyayı jetle dolaşıyor, güzel kadınlarla kırıştırıyor, katilleri öldürüyor, suikastçılardan kurtuluyor ve hep ülkesini Pakistanlı casus ve teröristlerin kurduğu mahşer senaryolarından kurtarıyor.

1998: ABD Sağlık Bakanlığı’na bağlı Federal Gıda ve Sağlık İdaresi (FDA) dev ilaç firması Pfizer’ın Viagra’sının satışına izin verdi. Viagra’nın kimyasal ismi Sildenafil. 1980’lerde yüksek tansiyon ve göğüs anjinine çare ararken denenen yapay bir bileşim. Bu denemeler pek iyi sonuç vermiyor ama başka işe yaradığı keşfediliyor. Şirket daha ilk yılında 1 milyar dolarlık satış yapıyor (bugüne dek bu mucize ilaçtan 40 milyar dolar kazandı).

Bu Sildenafil başka işlere de yarıyor. Pulmoner arteriyel hipertansiyon (akciğerlerdeki kan damarlarını gevşetiyor) için iyi. İyi gelişmemiş ciğerlerinden dolayı mekanik vantilatöre bağlanmış prematüre bebeklerin damarlarını genişleterek tansiyonu düşürüp daha rahat nefes alabilmelerini sağlıyor. Özellikle kadınlarda görülen, soğukta el ve ayaktaki damarları daraltarak acı veren Raynaud hastalığına iyi geliyor, vs., vs.

Daha güzel faydaları da var. Mesela İsrailli ve Avustralyalı araştırmacılar vazodaki suya atılan 1 mg. Viagra’nın kesme çiçeklerin raf ömrünü iki misli uzattığını buldular (ama biraz pahalı bir gübre).

Uzun uçuşlarda saat dilimlerini çok hızlı geçmekten kaynaklanan bedensel ritm bozukluğuna (jet lag) da yarıyor, ama eğer bir sıçansanız (çünkü henüz sadece sıçanlar üzerinde denendi).

Eğer Fransa Turu’na katılacaksanız, yüksek irtifalarda bisikletçilerin performansını artırdığı da ispatlandı. Yine de iki kere düşünün; size podyumda bir yerden ziyade yorgunluk, kırmızı bir surat ve baş ağrısı verme olasılığı daha yüksek.

Viagra aynı zamanda iyi bir rüşvet aracı. Afgan savaşında CIA ajanları Taliban hakkında istihbarat yaparken yerel muhbirlere bol bol Viagra dağıttı (çoğunun genç eşleri vardı!).

… ammaaaaa… Sildenafil’in (Viagra’nın) en ulvî faydası nesli tükenmekte olan hayvanları koruması. Eğer keşfedilmeseydi bu dünyanın garip insanları (özellikle uzak doğulular) cinsel güçlerini artırmak amacıyla boynuzları için gergedanları, geyikleri, yüzgeçleri için köpek balıklarını, organları için kaplanları ve foklar hâlâ şimdikinden çok daha hızlı bir şekilde katletmeye devam edeceklerdi.

Viva Sildenafil!!

26 Mart

2013: İskoç hükümeti Aberdeen açıklarında $340 milyon harcanarak bir rüzgâr çiftliği kurulmasını onayladı. Sahildeki golf sahasının sahibi Donald Trump hemen “Manzaramı bozuyorsun, yaparsan mahkemeye veririm,” tehdidini gönderiverdi.

. . . . .

1999: Dünyamıza bir virüs girdi. SARS değil, Corona değil, “Melissa”. Melissa virüsü “Önemli Mesaj” başlıklı bir e-posta olarak geliyor, tıklanınca “İstediğin belge burada, kimseye gösterme” mesajıyla karşılaşıyordunuz. Altında da list.doc diye bir dosya linki vardı. Bu linke tıklama gafletinde bulunanların bilgisayarında onlarca porno sitesi açılıyor, kullanıcının irtibat listesinden 50 kişiye daha aynı e-postayı atıyor, Microsoft Word ve Microsoft Outlook’taki bir dizi koruyucu özelliği etkisiz bırakıyordu.

Melissa’yı yaratan David Smith bir hafta sonra FBI, New Jersey Eyalet Polisi ve İsveçli bir bilgisayar firması sayesinde yakalanıp iş hayatına $80 milyon zarar vermekle suçlandı. Sonunda 20 ay hapis ve $5.000 ceza yedi. Darısı Corona’ya…

1973: Susan Shaw, 172 yıl boyunca erkek hakimiyetinde kalmış London Stock Exchange’in kapısından (kraliçeden sonra) üye olarak giren ilk kadın oldu. O gün o testeron kalesinin kapısından altı kadın girdiler. Bu giriş yirmi yıl süren bir mücadelenin meyvesiydi.

O zamanlar kadınlara karşı tavır o kadar kuvvetliydi ki borsada bulunan kadınlar ya kahve getiriyorlar ya da sekreterlik yapıyorlardı. Borsa kadınların üye olmasını açıkça yasaklamamıştı ama eften püften sebeplerle kadınlar tarafından yapılan tüm başvurular reddedilmişti.

Kadınların mücadeleri 1950’li yıllarda başladı, 1960’lara gelindiğinde City’deki kariyerine daktilocu olarak başlayan Muriel Wood (ilk altıdan biri olacak) işleri kızıştırdı. Borsaya üye olmak için her yıl başvuru yaptı, her yıl reddedildi, bir sonraki yıl yine başvuru yaptı.

1971 yılında, Germaine Greer’in o çığır açan feminist manifestosu, “The Female Eunuch” (Hadım Edilmiş Kadın) yayımlandıktan birkaç ay sonra konu Parlemento’ya taşındı ve borsa üzerindeki baskı artmaya başladı.

Kadınların neden üye olarak kabul edilmedikleri sorusuna erkek üyelerden biri “çünkü borsada kadın tuvaleti yok” diye yanıt vermişti. Halbuki Susan Shaw ve arkadaşları “sıkışırsak metro istasyonuna ineriz” diyorlardı.

Sonunda 1973 yılında kabul edildiler ama sırf London Stock Exchange Birmingham, Liverpool ve Manchester’deki diğer borsalarla birleştiği için, çünkü onlarda halihazırda kadın üyeler vardı. Artık elle tutulur bir mazeretleri kalmamıştı.

Susan Shaw 26 Mart 1973 sabahı saat 09:36’da salona girdiğinde “dizlerim titriyordu” diye anlatıyor. “Ama iyi karşılandık ve herkes tebrik etti” diye devam ediyor.

Bu tarihi andan sonra o altı kadın kısa bir süreliğine meşhur oldular. Susan o ilk akşam eve dönüp ütü yapmaya başladığında televizyonda akşam haberlerinde kendisini izledi. Daha sonra Economist dergisine kapak oldu.

Bu olay elbette bir dönüm noktasıydı ama bugün dünya finans dünyasının kalbinin attığı Londra kentinin finans merkezi City hâlâ erkek egemenliğinde ve erkek-kadın maaşları arasında hâlâ büyük farklılıklar var.

25 Mart

1957: Fransa, Batı Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg; bugünkü Avrupa Birliği’nin selefi olan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) kuran Roma Antlaşması’nı imzaladılar.

Aslında Roma Antlaşması 2 antlaşmadan oluşuyordu. Biri AET’i, diğeri Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (Euratom) kurdu. Euratom daha sonra Avrupa Topluluğu yapısı içine dahil edildi.

AET özünde bir gümrük birliği idi ve zaten herkes bu birliğe “Ortak Pazar” diyordu. Üye ülkeler 12 yıllık geçiş dönemi süresinde var olan tüm tarif engellerini (gümrük vergilerini) kaldırmayı taahhüt ettiler. Aynı zamanda, üçüncü taraf ülkelerden gelecek tüm ürünler için de ortak gümrük vergileri koydular.

Bu ortak pazar tüm ürünlerin serbest dolaşımı anlamına geliyordu ama hizmetlerin, bireylerin ve sermayenin serbest dolaşımı üzerindeki kısıtlamaların kalkması için 1987 yılına dek, yâni gerçek bir tek pazarın kurulduğu Tek Avrupa Senedi’nin (Single European Act) imzalanması bekelenecekti. Zaten ancak bu imzadan sonra, 1992 yılında Avrupa Birliği Antlaşması hayata geçti.

Roma Antlaşması’nın önemli unsurlarından biri de Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) benimsenmesiydi. CAP, AET içinde tarım ürünleri için serbest bir Pazar yaratıp Avrupa’lı çiftçilere belli seviyede geliri garanti etti. Bu, üçüncü ülkelerden gelen rekabeti engelleyen korumacı politikalar sayesinde başarıldı. CAP’I finance etmek için 1962 yılında Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (EAGGF) kuruldu ama CAP topluluk bütçesi üzerindeki en büyük yük olmaya devam etti (hâlâ bu alanda reformlar aranıyor).

Roma Antlaşması’nı sadece 6 üye imzaladı (bunlara “özgün altı” deniliyor) ama topluluğa üye ülkelerin sayısı zamanla 28’e çıktı (İngiltere’nin yarısı bugün bu sayıyı 27’ye indirmeye çalışıyor).

. . . . .

1954: RCA ilk renkli TV’yi yapıp seri üretime geçti. 30 cm. ekranlı o ilk renkli TV’nin fiyatı $1.000 idi (bugünün $9.800’ü). Bu fiyatlarla satışlar hemen patlamadı elbette.

1809: ABD finans tarihinin ilk banka batışı gerçekleşti. Piyasada $760 binlik tahvilleri dolaşan (bugünün $16 milyonu) Farmers Exchange Bank of Glocester’ın kasasında o gün $86 vardı.

Halbuki banka Rhode Island eyaletinin 4 bin nüfuslu Glocester kasabasında daha 5 yıl önce kurulmuştu. Bankanın sahipleri ve yöneticileri bankacılıktan hiç anlamayan bir grup iş adamıydı ve bankanın defterleri hayatta kaldığı 5 yıl boyunca tam bir komedi filmiydi.

Banka daha işin başında Boston’da banka çek ve tahvillerini kırdırma işini yapan kurnaz bankacı Andrew Dexter’in kucağına düştü. Banka para yapamazken sahiplerini avladı. Hiçbir kefili cirosu olmayan çekleriyle bankanın ihraç ettiği tahvilleri iskontoyla aldı. Cebinden $1 bile çıkmadı. Çekini %2 faizle 8 yıl sonra ödeyecekti. Bu tahvilleri bankaya sermaye olarak koyup $600 bin nakit çekti. Bankanın cahil sahipleri, zaten kendilerinin olan hisselere (sermaye) dayalı banka tahvillerini itfa zamanı ödemekle yükümlüydüler.
Bütün kontrolü elinde tutan Andrew (öyle ki, tahvillerin basımında kullanılan mürekkep bile onun kasasında kilitliydi) bankaya devamlı yeni ihraçlar yaptırdı. Mart 1809’a gelindiğinde çıkan dedikodularla bankaya giden yatırımcılar elleri boş döndüler. Sonuçta bankalara hücum başladı ve Farmers Exchange Bank of Glocester ile birlikte birkaç banka daha battı.

Andrew Dexter zengin bir tekstilcinin oğluydu ve Brown Üniversitesi’nde iyi bir eğitim almıştı. Mezun olduktan sonra Boston’a gelip işi o zaman ABD’nin 3. Hazine Bakanı olan amcasından(Samuel Dexter) öğrendi. Palazlanınca Boston’da bir finansal merkez haline gelecek bir gökdelen yapıp orada zamanın seçkin içeceği kahve servis etmek istedi. Niyeti, kırdırılan (iskontolu) tahvil işlemlerini sokaktan o binaya alıp kontrol etmekti.

1807 yılında o zaman ABD’nin en yüksek binası olavak olan (7 katlı) Exchange Coffee House’un inşaatına başladı. İki yıl sonra tamamlanan şaşaalı binayı ülkenin dört bir yanından gelen meraklılar hayranlıkla ziyaret ettiler. Ne var ki, bina hiçbir zaman Andrew Dexter’in hayal ettiği gibi bir finans merkezi olamadı, 9 yıl sonra da yanıp kül oldu. Dexter’in dalavereleri nasıl komşu ketlerdeki bankaları da batırdıysa, büyük yangının alevleri komşu kentlerden bile görülüyordu.

Farmers Exchange Bank of Glocester batınca Andrew Dexter Kanada’ya tüydü. 1812 Savaşı’nda uygun iflâs yasalarından faydalanmak için geri New York’a döndü. Babası ölüp miras bırakınca Alabama’ya gidip emlâk spekülasyonu yapmaya başladı. Orada (bugün 200 binlik nüfusuyla Alabama eyaletinin başkenti olan) Montgomery kentini kurdu. Emlâktan para kazanmak için Teksas’a Meksika’ya gidip durdu, sonra beş parasız öldü (1837).

24 Mart

1947: Amerikalı sanayici, petrol kralı, milyarder John D Rockefeller Manhattan’daki “kupon” arazisini Birleşmiş Milletler’e bağışladı (bugün genel merkez binasının bulunduğu yer). Çon zengindi ama cömertti de. Daha ilk maaşının %10’unu mahallenin kilisesine bağışlamıştı. Ölene dek servetinden 500 milyon doları eğitim ve bilim kuruluşlarına hibe etti.

16 yaşında muhasebeci yardımcısı olduğu ilk işine girdiği yaşamının sonuna dek her yıl “iş günü” diye kutladı.

Babası tam bir düzenbazdı. Kasaba kasaba dolaşır, sağır-dilsiz rolü yapar, sahte ilaçları mucize çare diye satardı. Ona “Şeytan Bill” derlerdi. İki karısı vardı.

1930’lu yıllarda; 42 kitap yazmış, 1953 Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış usta yazar Winston Churchill’e (henüz başbakan değil) kendi yaşam öyküsünü teklif etti ama Chruchill 250,000 $ avans isteyince vazgeçti.

1911 yılında yüce mahkeme şirketi Standard Oil’in tekel oluştuduğu ve bölünmesi gerektiğine hükmetti. Bu hüküm Rockefeller’i daha da zengin etti. Standard Oil, içlerinde bugünkü ExxonMobil, Conoco, Chevron ve Amoco gibi dev petrol şirketlerinin bulunduğu 34 parçaya bölündü. Parçaların toplamı bütünden daha fazlaydı. Bu şirketlerin hisseleri daha ilk yıl ikiye üçe katlayınca Rockefeller A.B.D.’nin ilk dolar milyarderi oldu.

Her yıl “iş günü” diye kutlama yapıyordu ama doğumgünlerini pek kutlamazdı. Zaten çok uzun yaşadı. Sanki fukaraymış gibi bir de 97 yaşına kadar yaşadığı için hayat sigortası yaptırdığı şirket 5 milyon dolar ödemek zorunda kaldı.

1777: ABD’nin nur topu gibi bir bebeği doğdu. İsmi “Borç”. Fransız hükümetinin vatandaşlardan tuz, tütün ve benzeri ürünler vergilerini toplayan organı ABD’ye $381 bin (bugünün $9 milyonu) borç vermeye razı oldu. Geri ödeme tütün balyaları halinde yapılacaktı.

Bugün ABD’nin ulusal borcu $23 trilyonu aştı (adam başı $70 bin+). Bunun dörtte biri diğer devlet organlarına (SGK, vs.). Kalanı diğer devletlere, yerli ve yabancı yatırımcılara, bankalara, yatırım fonlarına. Çin ve Japonya’nın elinde $1’er trilyondan fazla hazine kâğıdı var. $3 trilyona yakın kâğıt da Federal Reserve’de. Şimdi daha da artıracaklar.

23 Mart

2019: İtalya çürümekte olan ekonomisini canlandırmak için, Çin’in o iddialı “Tek Kuşak, Tek Yol” (İpek Yolu) projesi’ne dahil olacağını söyleyip öven ilk batı ülkesi oldu. Başkan Xi Jinping’in İtalya’da katıldığı imza töreninde İtalyan ve Çin şirketler arasında $2,8 milyarlık anlaşmalar imzalandı ama bir yıl sonra gele gele İtalya’ya bol bol virüs geldi.

70 ülkeyi, dünya nüfusunun %65’ini, dünya gayri safi milli hasılasının %40’ını içine alacak dev alt yapı projesi fikri Çin hükümetince 2013’te ortaya atıldı. Onlara göre, bu girişim “bölgesel bağlantıları güçlendirecek ve parlak bir geleceği kucaklayacak” bir hamleydi. Okuduğunu anlayanlara göre, Çin güdümlü bir ticaret ağıyla Çin’in küresel işlerde hakimiyet kurma hamlesiydi. Çin bu ülkelerdeki alt yapı projelerini finanse edecek, borç boyunduruğuna aldığı hükümetlerden bol bol meyve yiyecekti.

Projenin tamamlanma hedefi, aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına denk gelen 2049 idi. “Tek Kuşak, Tek Yol” projesi hedeflenenden 29 yıl önce tamamlandı. Yerleri, masaları, tezgâhları kan, bok, ter ve her türlü pislik götüren; leş gibi kokan; gergedan boynuzu, köbek balığı yüzgeci, kaplan kemiği, karıncayiyen pulu, geyik penisi satılan; yarasa, köpek yiyen; kafesteki ayıların midelerine sokulan şırıngayla safra kesesi suyunu çekip içen binlerce satıcı ve müşterinin gezindiği Huanan Pazarı’ndan çıkan virüs, 70 değil 170 ülkeyi, dünya nüfusunun %65’ini değil %99’unu, ekonominin %40’ını değil %100’ünü kapsadı, birleştirdi. Projeyi ilk alkışlayan İtalya bugün tarihinin en kötü günlerini yaşıyor.

2004: Yayınevi Random House Donald Trump’ın yazdığı “Trump: How To Get Rich” (Trump: Nasıl Zengin Olunur) isimli kitabı bastı. Trump’ın bugün 4 milyar doları var ve kendisi hiç iflâs etmedi ama şirketlerinde vukuat çok. 1991’de Taj Mahal, 1992’de Trump Plaza, 2004’te Trump Hotel & Casino Resorts, 2009’da Trump Entertainement Resorts isimli otelleri iflâs ettiler. 1988’de kurduğu Donald Trump Vakfı da usulsüzlüklerden dolayı kapatıldı. Ağzına içki sürmez ama 2006 yılında piyasaya çıkardığı Trump markalı votka 2011’de satmadığı için yok oldu gitti.

1857: Elisha Graves Otis, New York’taki Haughwout & Co. binasına dünyanın ilk asansörünü kurdu. Fiyatı $300 (bugünün $9.000’i) idi ve 12m./dk. sürate sahipti.

Bina o zamanlar Eder V. Haughwout’a ait büyük mağazaya ev sahipliği yapıyor ve varlıklı müşterilere porselen, kristal, gümüş eşya, avizeler gibi lüks ithal mallar satıyordu. Abraham Lincoln’ün eşi oradan alış veriş yapardı ve Beyaz Saray’ın yemek takımlarını oradan sipariş etmişti.

Aslında bu 5 katlı binanın asansöre ihtiyacı yoktu (zaten sonradan çıkarıldı) ama Haughwout varlıklı müşterilerin bu yeni icadı görmek için de mağazasına akın edeceklerini biliyordu. Bina bugün tarihi ve kültürel kent simgesi olarak koruma altında. 1995 yılında renove edildi ve cephesi “Türk açık kahverengine” boyandı.

Elisha Graves Otis’e gelince, halatları koparsa asansör kabinini yerinde kitleyen emniyet mekanizmasını 1852’de geliştirip satışlara başlamıştı ama başta işler pek iyi gitmeyince sirkçi P. T. Barnum’la birlikte New York’ta yapılan dünya fuarının sergi alanı Crystal Palace’da show yaptı. Hayranlıkla izleyen kalabalığa, içinde bulunduğu asansörün halatlarını kestirip düşmediğini gösterdi ve işler açıldı. Buharla çalışan o zamanki asansörlerin içi şatafatla dekore edilir, koltukları olur ve bir kondüktör tarafından yönetilirdi.

Bugün Otis markasıyla üretim yapan Otis Worldwide Corp. dünyanın en büyük asansör üretici ve satıcısı. Yılda $13 milyarciro yapıyor. 1976’da şirketi dev United Technologies satın almıştı ama Nisan 2020’de tekrar bağımsız bir şirket haline geldi.

22 Mart

2014: Ukrayna’da polis eski enerji bakanı Eduard Stavytsky’nin evindeki kutularda 42 kg altın ve $4.8 milyon nakit buldu. Stavytsky’nin kariyeri Yanukovich’in başkanlığı sırasında yürü kulum olmuştu. Kopye çekmişler. Kutularla kariyerler bizde de 2014’te manşetteydi.

2005: Las Vegas’lı Anna Ayala hızlı yemek zinciri Wendy’s’in California’daki lokantalarından birinde yediği biberli kıymalı kuru fasulyesinden bir insan parmağı çıktı. Anna, zinciri milyonlarca dolarlık tazminat için dava edecekti ve şantaj yapmaya başladı. Olay duyulunca Wendy’s’in işleri tepetaklak aşağı giti ama Anna’nın işleri de umduğu gibi gitmedi. Bir ay sonra tutuklandı. Parmak bir asfaltlama fabrikasında meydana gelen bir makine kazasında kesilmişti. Polis parmağın Anna’nın kocasının arkadaşına ait olduğunu ortaya çıkardı. Anna 4 ay sonra mahkemede olayın düzmece olduğu ve suçlarını itiraf ettiler. Wendy’s’e $21.2 milyon tazminat ödemeye ve 9 yıl hapse mahkûm oldu. 4 yıl yatıp çıktı ama ömür boyu men edildiği için bir daha hiçbir Wendy’s lokantasına giremedi.

1765: İngiliz Parlementosu Amerika’daki kolonilere Pul (Damga) Vergisi getiren yasayı onadı. Bu yasaya göre konşimentolar, lisanslar, tapular, gazeteler, reklamlar, takvimler, diplomalar, sözleşmeler, beyannameler, kefaletnameler, mahkeme evrakı, dilekçeler ve hatta iskambil kâğıtları gibi her türlü matbu evrak üzerinden vergi tahsil edilecekti.

1763 yılında İngiltere, koloni topraklarında Fransa ve yerlilere karşı verdiği (Yedi-Yıl-Savaşları) savaşı kazanmıştı ama bu pahalıya patlamıştı. İngilizler, Amerikan kolonilerini Fransa ve yerlilere karşı korumalarının bedelini Amerikalılardan tahsil etmek istiyordu. Amerikalılar aynı fikirde değillerdi. Hem Fransızların bir tehdit oluşturmadığı hem de savaşın bedelini halihazırda ödemiş oldukları kanaatindeydiler.

İngilizler, bu damga vergisi sayesinde yılda 60 bin sterlin toplamayı düşünüyorlardı ama 3300 sterlini zor toplayabildiler. Halbuki Amerika’daki kuvvetleri yılda 350 bin sterline maloluyordu. İş tam bir fiyaskoya dönüştü. İngilizlerin diğer vergi tahsilatları eridi gitti, çünkü koloniler İngiltere’den ithalat yapmayı da kestiler.

Aslında bu yeni damga vergisinin yükü fazla değildi ama Amerikalılar direnmezlerse yeni vergilere maruz kalacaklarını görüyorlardı. Üstelik bu vergi gerçekleşen ticaret hacmi üzerine getirilmiş bir vergi değildi. Sırf kolonilerden daha fazla para sızdırmak için tasarlandığı belliydi. Zaten verginin yerel idarelerin onayı olmadan doğrudan İngiltere’den geliyor olması herkesin kafasını bozuyordu.

İngilizlerin açgözlülükle getirdiği bu vergi A.B.D.’yi yarattı. Amerikan ögürlük savaşının ve devriminin bir numaralı müsebbibi oldu.

21 Mart

1924: Boston’lu Massachusetts Investors Trust tarafından dünyanın ilk yatırım fonu kuruldu. İşe 50 bin $ varlıkla başlayan fon 1 yıl içinde 392 bin dolarlık varlık büyüklüğüne erişti. 1929 krizinde varlıklarının %83’ünü kaybetti ama hayatta kaldı. Bugün hâlâ hayatta ve MFS Investment Management tarafından yönetiliyor. MFS bugün takriben 500 milyar dolarlık bir varlığı yönetiyor. MFS de 2000’li yılların kurumsal skandallar sahnesine çıkıp SEC cezalarından nasibini aldı.

Aslına finans tarihinin ilk yatırım fonu Massachusetts Investors Trust değildi. Massachusetts Investors Trust ilk “açık uçlu” fon idi. Dünyanın ilk yatırım fonunu 1774 yılında Amsterdam’lı iş adamı Adriaan van Ketwich kurdu. 1772-1773 finansal kriz yıllarıydı. Ayrıcalıklı dev İngiliz Doğu Hindistan Şirketi özellikle Kuzey Amerika’daki sömürgecilik emellerini finanse etmek için büyük borçlar altına girmişti. Ne var ki, Kuzey Amerika devrim ateşiyle kaynıyordu. Şirket artan maliyetler ve düşen cirolar yüzünden kurtarma istedi ve herhalde tarihe de ilk “batmasına izin verilemeyecek kadar büyük şirket” kavramını yerleştirdi.

İşte zor zamanları doğru koklayan van Ketwich etrafından para toplayarak bir fon oluşturdu. Fonun varlıkları Avrupa ülkeleri ve Amerikan kolonilerindeki plantasyonların (büyük çiftlikler) gelirlerine dayalıydı (yâni, bir anlamda bugünkü varlığa veya ipoteğe dayalı menkul kıymetler gibi) ve risk dağıtılmıştı. Onun için de van Ketwich fonun ismini “Eendragt Maakt Magt” (birlikten güç doğar) koydu. Adriaan van Ketwich herhalde dünyanın ilk “çeşitlemesi”ni yapmıştı.

Fon “kapalı uçlu” bir fondu ve 2.000 paydan oluşuyordu. Paylar satılıp bitti mi yenisi çıkmıyor, almak isteyenler ancak eski sahipler satarsa alabiliyorlardı.

1868: Londra’da tarihin bilinen ilk yatırım fonunun izahnamesi yayınlandı. Foreign and Colonial Government Trust’ın sunduğu fonun pay fiyatı ₤85 idi ve gelişmekte olan ülkelerin (Arjantin, Avustralya, Şili, Mısır, Peru ve Türkiye) tahvillerine yatırım yapıyordu. Fon, bugünkü ismi Foreign & Colonial Investment Trust ile hâlâ hayatta ve Londra Borsası’nda işlem görüyor.

96 yıl önce (1924), yine aynı gün, ilk ABD yatırım fonu da hayata geçti. Fonun kurucularından biri eski bir alüminyum tencere satıcısıydı. Fon ilk ihraç olduğunda 5 pay $262,50’ye satılıyordu (o günkü T Model Ford’dan $2,50 daha ucuz).

20 Mart

2017: Japon yatırımcı Softbank, New York menşeli süslü ofis-kiralama şirketi WeWork’e yüklü yatırımlar yapmaya başladı. 2019 sonuna gelindiğinde defterine $9,2 milyar zararı kaydetmek zorunda kaldı.

1999: İsviçreli Bertrand Piccard ve İngiliz Brian Jones hiç durmadan dünyayı dolaşan ilk baloncular olarak biracı Anheuser-Busch’dan $1 milyonluk ödülü kazandılar.

2002: Arthur Andersen mahkemede “valla Enron dosyalarını yırtıp atmadık, valla bilgisayar dokümanlarını silmedik” dedi ama yine de suçlu bulunup cezayı yedi.

1602: Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (Vereenigde Oost-Indische Compagnie – VOC) kuruldu. Avrupa-Asya arasındaki ticareti elinde tutan Portekiz’in hakimiyetini kırmak için kurulan VOC dünyanın ilk halkı arzı olurken ilk tahvillerini de çıkaran ilk uluslararası şirketi oldu. Şirketin hisseleri kuruluduğu yıl dünyanın en eski borsası Amsterdam Stock Exchange’de işlem görmeye başladı (aslında Amsterdam Borsası’nı VOC kurdu). 1602 yılındaki halka arzda VOC 6.5 milyon gulden gibi müthiş bir para topladı (bugünün takriben 400 milyon doları). 1800 yılında iflâs edene dek 198 yıl yaşadı.

VOC’un savaş açmak, uluslararası anlaşmalar yapmak, para basmak, yeni sömürgeler oluşturmak, suçluları tutuklamak, idam etmek gibi müthiş güçleri vardı. Neredeyse bir yarı-devlet gibiydi ve müthiş kârlar ediyordu. 1637 yılında, Lâle Çılgınlığı’nın zirvesinde şirketin değeri 78 milyon guldene ulaşmıştı. Bugünün 7,9 trilyon doları. Yâni VOC, Apple’ın, Google’ın, Facebook’un, Microsoft’un, Samsung’un, Netflix’in, Tesla’nın, Amazon’un, AliBaba’nın, Exxon’un, Visa’nın, Walmart’ın toplamından daha değerliydi!

VOC’un şirket logosu herhalde dünyanın ilk küresel olarak tanınan logosudur. Şirket

On yedinci yüzyıl Hollanda ekonomik mucizesinin arkasındaki en büyük güç oldu. Amsterdam’ı dünyanın ilk küresel finans merkezi yaptı. Dünyanın birçok ulaşılmamış yerinin keşfedilmesine, o bölgelerde ekonomik büyümeye, ticaretin gelişmesine, haritacılığın gelişmesine, ön ayak oldu. VOC modern uluslararası şirketlerin de babası sayılır. Uluslararası ticarette, istihdamda, bugünkü anlamıyla doğrudan yabancı yatırımlarda birçok yeniliğe imza attı.

Elbette sütten çıkmış ak kaşık değil. Sömürgecilikten köle ticaretine, şiddet kullanımından sabotaja, tekelcilikden rüşvete, istismardan katliama kadar gittiği her yerde her musibete imzasını da attı. Mauritius’da kanatsız kuş dodonun neslinin tükenmiş olmasının müsebbibi de VOC’dur.

19 Mart

1931: Las Vegas’in eyaleti Nevada büyük buhran yıllarına pansuman yapmak amacıyla sadece kısa bir süreliğine kumarı ve gazinoları yasallaştırdı. O kısa süre henüz bitmedi…

1863: İskoç tersanesinden güney eyaletlerin donamasına katılmak üzere yola çıkan SS Georgiana kruvazörü daha ilk yolcuğunda South Carolina’nın Charleston limanını abluka altına alan kuzey donanmasıyla karşı karşıya kaldı ve ağır yaralar aldı. Geminin kargosunda bulunan (o zaman 1 milyon dolar değerindeki) cephane ve ilacı kuzeylilere kaptırmamak için kasten batırıldı. Kaptan Davidson teslim bayrağı çekip kuzeylilerin duraklamasından yararlanarak gemiyi karaya oturtup batırdı ve mürettebatıyla birlikte kaçmayı başardı.

Kuzey donanmasından binbaşı Davis de kargonun gerilla kuvvetlerin eline geçmesini engellemek için enkazı ateşe verdi. Kargodaki barut yüzünden yangın günlerce sönmedi. Beş ay sonra, yine ablukadan kurtulmaya çalışan bir başka güney donanması gemisi Mary Bowers SS Georgiana’nın enkazına çarpıp tam da üzerine battı.

Ne ilginçtir ki, tam 102 yıl sonra ve yine 19 Mart günü (1965) Amerikan İç Savaşı’nın bu iki kurbanı 18 yaşında bir dalgıç olan (büyünce bir sualtı arkeolog ve fotoğrafçısı olacak) Lee Spence tarafından bulundu. Spence gemiden o zaman 12 milyon dolar değer biçilen silahlar ve ilaçlar çıkardı ama orada olduğu varsayılan 160 kg. altını (15 milyon dolar değerinde) hiçbir zaman bulamadı.

SS Georgiana ve kargosu, Charleston’un zenginlerinden olan armatör ve bankacı George Alfred Trenholm’e aitti. Aynı zamanda iç savaş sırasında güney müttefiklerinin hazinesinin başındaydı. Gone With the Wind (Rüzgâr Gibi Geçti) filminde Clark Gable’ın oynadığı başroldeki Rhett Butler karakteri işte Trenholm’ün ta kendisiydi.

. . . . .

1792: Dünyanın ilk “Kara Pazartesi”si gerçekleşti. Daha çok “Kara Pazartesi” göreceğiz. Nedenleri bu ilk kara günün (ve diğer tüm finansal çöküşlerin) özelliklerini yansıtan şu hikâyede açıkça görülüyor:

Amerikan finans sisteminin temellerini ilk Hazine Bakanı Alexander Hamilton attı. 1789’da koltuğuna oturduğunda ülkenin finansal durumu evlere şenlikti. %6 kuponlu hazine bonolarının fiyatı 25’e düşmüştü, çünkü zaten temerrüt durumundaydılar. Hamilton hükümet borcunu azaltmak için bu tahvilleri hisse senedine çevirmeyi seçti (aynı 70 yıl önce John Law’un yaptığı gibi). Bunun içn ABD’nin ilk merkez bankasını kurdu (First Bank of the United States). Bunun gereksiz bir merkezi güç yarattığından dolayı anayasaya aykırı olduğunu düşünen Thomas Jefferson ve James Madison’un muhalefetine rağmen 20 yıl ömrü olacak banka 25 Şubat 1791’de kuruldu.

Hamilton bunun için İngiltere Merkez Bankası’nı (Bank of England) örnek almıştı. Amaç, toplanan vergilerin bu bankanın mevduatına konması, hükümete kısa vadeli borçlar verilmesi ve giren çıkan paranın banka vasıtasıyla yapılmasıydı. Ne var ki, özel sektöre de kredi vererek özel girişimi ve ticareti desteklemeye başladı ve kredilerin çoğu kamuya değil özel sektöre gitti.

Bankanın sermayesi $10 milyondu. Bunun $2 milyonu hükümete tahsis edilirken kalan hisseler halka satıldı ($400’den 20 bin hisse). Alanlara 1793’e kadar taksitle ödeme kolaylığı getirildi. Ödemelerin dörtte üçü hazine bonolarıyla yapılabilecekti. Bu da $25’e düşmüş olan bono fiyatlarını tekrar $100’e getirdi. $400’den ihraç olan hisselerin fiyatı da $740’a kadar çıktı. Bu şişirmenin arkasında William Duer, Alexander Macomb gibi günün önemli bankacıları vardı. Bunlara “%6 Klübü” deniliyordu, çünkü Merkez Bankası hisseleri %6 temettü dağıtıyordu. Fiyatların aşırı şişmesi hem açığa satıcıları cezbetti hem de muhalif Jefferson’un tayfası Hamilton’u utandırıp karşı oldukları Merkez Bankası’nı çökertmek için güçlü satışlar yapınca her balonda olduğu gibi bu spekülatif balon da patladı. Krediler suyunu çekti, bankalara hücum başladı. Duer ve Macomb gibileri hisse almak için bankalardan aldıkları kredileri ödeyemediler, Merkez Bankası da iflâs noktasına geldi. Ülkenin ilk finansal paniğine yol açan Duer ağır bir bedel ödedi. Hayatının geri kalanını borçlular hapishanesinde geçirdi ve 1799’da orada öldü.

Bono ve hisselerin daha da çökmesini engellemek için Hamilton, hükümeti ve Bank of New York’u ikna ederek hazine bonosu satın aldırdı ve fiyatlar stabilize oldu. Oldu ama 1792 kongre seçimlerinde Jefferson ve tayfası kârlı çıktı. Sonuçta panik bitti ve ABD 1803’e kadar sürecek ilk boğa piyasasına girdi.

228 yıldır şahit olduğumuz tüm finansal çöküşlerin özellikleri 1792 çöküşünde vardı: aşırı coşku, spekülatif çılgınlık, balon patlaması ve devletin müdahelesi. Pek bir şey değişmedi. Merkez bankaları, hükümetler, düzenleyici kurumlar, meclis, borsalar ne yaparlarsa yapsınlar insanların o insanüstü spekülatif balon yaratma yeteneği devam ediyor. Gergedanlar, pandalar, beyaz kaplanlar gidiyor ama soyu tükenmeyecek bir cins varsa o da spekülatör.

18 Mart

1994: Hillary Clinton’un vadeli sığır sözleşmelerindeki 1978-79’daki pozisyonundan $100.000 kazandığı ortaya çıktı ($1.000’le başlamıştı). Bugünün parasıyla $400.000 eder. O yılki vergi kayıtlarına göre, kocasıyla birlikte yıllık gelirleri $51,173 idi.

Ne güzel; bir yanda bir ülke ulusal borcunu sığırla ödüyor, öte yanda bir hane yıllık gelirini sığırla ikiye katlıyor. MOOOOO$$$$$

. . . . .

1965: Rolling Stones grubunun üyelerinin herbirine kamuya açık alanda işedikleri için 5’er Sterlin ceza verildi. Londra’da verdikleri bir konserden eve dönüyorlardı. Basçı Bill Wyman yolda arkadaşlarına sıkıştığını söyledi ve bir benzin istasyonuna girip lavabonun yerini sordular.

Daha sonra Bill Wyman’i “kara gözlük giyen dağınık saçlı bir canavar” olarak tasvir eden 41 yaşındaki görevli Charles Keeley istasyonda lavabo olmadığını söyledi. Wyman arabaya geri döndü. Bizimkiler inanmadı. Mick Jagger, Wyman’ın elinden tutup diğer üyelerle (bir tek davulcuları gitmedi, arabada uyuyrdu) istasyona dönüp tekrar sordular. Görevli kızıp bağırmaya başlayınca da işlerini oracıkta gördüler.

Polis geldi. Polise hakaret, özel mülke izinsiz giriş ve kamuya açık alanda uygunsuz hareketten cezayı yediler. Bu olay asi imajlarını daha da kuvvetlendirdi. Mahkemeye çıktıkları gün yeni şarkıları “I Can’t Get No Satisfaction” İngiltere listelerinin 1 numarasındaydı.

Daha sonra, hatıralarını yazdığı kitapta Keith Richards şöyle anlattı: “Bill insanlık tarihinin bildiğim en büyük mesaneli adamıdır. Eğer bu adam arabadan işemek için çıkıyorsa bilin ki işi 15 dakika sürecektir.”

1850: Henry Wells, William Fargo ve John Butterfield isimli üç adam bir araya gelip sahip oldukları şirketleri birleştirip $150 bin sermayeyle (bugünün $5 milyonu) American Express Co.’yu kurdular. Şirket kuzey doğu ABD’de tahviller, nakit para, finansal sözleşmeler, kümes hayvanları, piyanolar ve havai fişeklerin taşımacılığına başladı.

İki yıl sonra, Buttersfield işleri de California’da da büyütme işine itiraz edince Henry Wells ve William Fargo bir de bugün dünyanın en büyük bankalarından biri olan Wells Fargo & Co.’yu kurdular.

American Express 1857 yılında para havalesi işine de girerek ABD Postanesi ile rekabete girişti ve 1903 yılına gelindiğinde varlıkları $28 milyona yükselmişti (bugünün $823 milyonu). O sıralar bir Avrupa gezisinde akreditif mektuplarını nakde çeviremeyince kafası bozulan J.C. Fargo (kurucu William’ın kardeşi) dönüp “seyahat çeki” işini başlattı.

Şirket 1980’li yıllarda bir finansal hizmetler süper devi olmak istedi ve aralarında Shearson Loeb Rhoades’in de olduğu birçok şirket alımı yaparak Shearson/American Express ismiyle ABD’nin ikinci büyük menkul kıymet şirketi haline geldi. 1984’te Lehman Brothers Kuhn Loeb de aileye katılınca isimi Shearson Lehman/American Express oldu. 1988’de E.F. Hutton da gelince işin yatırım bankacılığı kolu bu kez Shearson Lehman Hutton, Inc. ismini aldı.

1993’te American Express yatırım bankacılığı iinden çıkmaya karar verdi. Önce Shearson’un perakende aracı kurum işini satıp isminden çıkardı. Bir yıl sonra da diğer bacakları sattı (14 yıl bağımsız bir şirket olarak yaşadıktan sonra, 2008 yılında, Lehman Brothers çöktü).

American Express 1946’dan beri kredi kartı işie girmek istiyordu ama işi ciddiye almaları için 1950 yılında piyasaya Diners Club kartının gelmesi gerekiyordu. Nihayet, 1958’de ilk kredi kartlarını çıkardılar (yıllık üyelik masrafı Diners’ınkinden $1 daha fazlaydı – $6). Çıkan ilk kredi kartı kâğıttandı ve üzerine kart sahibinin ismi ve numarası daktilo ile yazılmıştı. 1966’da altın, 1984’te platin kart çıktı (bugün yıllık üyelik ücreti $550). Bugün kullanımda 115 milyon American Express kartı var. Bunun 55 milyonu yılda ortalama $20 bin kart harcaması yapan Amerikalılar.

American Express 2008 krizinde Sorunlu Varlıklar Kurtarma Programı’ndan (TARP) faydalanabilmek için bir bank holding şirketine dönüştü. O tarihte $127 milyar değerinde varlıkları vardı. Programa olan borcunu da bir yıl sonra temizledi.

Bugün American Express Fortune 500 Listesi’nde ABD’nin en büyük şirketleri arasınca ciro bazında 72’nci sırada ($31 milyar). 2019’da $6,759 milyar kâr etti. Varlıkları $200 milyara yaklaştı. Piyasa değeri şu and $70 milyar ama Corona’yla piyasalar çökmeden önce değeri tam iki misliydi. Hisse fiyatı $138’i görmüştü (şimdi $82), 13,88 F/K ile işlem görüyor.

55 bin kişiye istihdam sağlayan America Express’in hissedarları arasında Berkshire Hathaway (Warren Ağabey – %18,76), Vanguard (%6,12), Blackrock (%5,32) var.

17 Mart

Eğlenceli 17 Mart’lar var:

2020: Çad, Angola’ya olan $100 milyonluk borcunu nakit olmadığı için sığır olarak ödeyeceğini duyurdu. İlk taksit olarak Luanda limanına 1.000 adet sarı kız gönderildi.

2017: Amgen şirketinin Repatha ilacı hakkında $1 milyara mal olan rapor açıklandı. Rapor, Repatha’nın kolesterolü düşürüp kalp krizlerini önlediği ortaya çıkardı. O $1 milyar nasıl toparlanacak? Etiketle elbette. Yıllık maliyeti $14.523. Yâni günde $40 öksürürseniz kolesterolünüz falan kalmaz.

2016: Kumar takıntısını tatmin etmek için tapınaktan $200 bin lüpleyen Budist rahip Khang Nguyen Le mahkemede suçunu kabul etti.

2010: Eski Guatemela başkanı Portillo, ülkesindeki kütüphanelere hibe edilen $1,5 milyonu hesabına geçirdiği için ABD’ye iade edilidi.

2008: Türev ürünler dünyamızın ilk karbon kontratları işlem görmeye başladıı ama o gün Heather Mills’in karbon uçlu kurşun kalemiyle peçeteye çiziktirdiği $250 milyon rakamı hayal oldu, çünkü hakim Paul McCartney’den boşanırken ona hayalinin beşte birini ($48,6 milyon) lâyık gördü.

2006: Banka hesabında $360 milyonu olan Çinli milyoner Yuan Baojing (40) iğneyle idam edildi, çünkü vadeli işlemlerde şirketini $11 milyon zarara sokan ortağını öldüttürmek için tuttuğu kiralık katiller ortaya çıktı.

2000: Erin Brockovich sinemalarda oynamaya başladı. Baş roldeki Julia Roberts film başına 20 milyon $ alabilen ilk kadın olarak tarihe geçti. 1967 doğumlu Julia Roberts sinema kariyerine 1988’de başladı, 1989 yılının Steel Magnolias (Çelik Manolyalar) En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterildi ve 1990’da vizyona giren Pretty Woman (Türkçe “Özel Bir Kadın” olarak afişlere girdi) filmiyle Hollywood’un süper yıldızlar listesine girdi.

O zamanlar 20 milyon $ gibi rakamları sadece Mel Gibson, Tom Hanks, Tom Cruise, Leonardo diCaprio gibi erkek oyuncular talep edebiliyorlardı. Julia Roberts bu rakamla, film başına 15 milyon $ alan Meg Ryan ve Jodie Foster’ı solladı ama hakketti. Erin Brokovich gişede 125 milyon $ yaptı ve en iyi film de dahil olmak üzere 5 Oscar’a aday gösterildi.

Julia Roberts en iyi kadın oyuncu Oscar’ını aldı. Daha sonra Cameron Diaz, Renee Zellweger ve Reese Witherspoon gibi kadın oyuncular 20 milyon $ barajını aştılar ama Julia Roberts 2003 yılında bir rekor daha kırdı ve Mona Lisa Smile (Mona Lisa Gülüşü) filmindeki rolü için 25 milyon $ aldı. Film gişede pek başarılı olmadı, hasılatın %40’ı Julia Roberts’a gitmiş oldu.

Sermaye piyasaları mı dediniz?

1984: Turgut Özal “İnsanların birbirlerini vurmayacaklarını bilsek, silah ithalini de serbest bırakacağız” dedi.

1979: Benzin bitti. İstanbul’a gelen Süleyman Demirel’i partililer burnuna sokmak için at arabalarıyla karşıladılar.

1976: Northrop uçak şirketi, uçak alım satımlarıyla ilgili Türkiye’de yetkililere rüşvet dağıttığı iddialarını doğruladı.

1938: New York Hisse Senedi Borsası zimmetine binlerce dolar lüplediği için Başkan Whitney’i kovdu.

16 Mart

2008: 85 yıllık yatırım bankası Bear Stearns, iflâstan kıl payı kurtularak hisse başı 2$ gibi şok edici ucuz bir fiyattan J.P. Morgan Chase’e satıldı. Hissenin 2 gün önceki (Cuma) kapanışı 30$ idi. Bankanın hisseleri 1 hafta önce 60$, 1 yıl önce 150$’dan işlem görüyordu.

Bear Stearns bir yıl önce 20 milyar dolarlık piyasa değeriyle bulutların üzerinde uçuyordu ama eşik altı konut kredileri piyasasında başlayan küresel krizle birlikte çöküşü de hızlı oldu. Bu kredileri alanlar 2006 yılında temerrüde düşmeye başlayınca işler de bozulmaya başladı. Bear Stearns’in yönettiği fonlar bir bir çökmeye başladı. 2007 yılında banka 80 yıllık tarihinde ilk kez zarar açıkladı, 2008’in Mart ayına gelindiğinde de 1 hafta içinde çöküp yok oldu.

13 Mart’ta para suyunu çekince ertesi gün dükkanı açamayacağını anlayan CEO Schwartz önce J.P. Morgan Chase’den borç istedi sonra da Fed’i arayıp bu krediyi alamazsa iflâs edeceğini anlattı. Fed’in itelemesiyle J.P. Morgan Chase Bear Stearns’i bünyesine katıp kurtardı ama iki gün önceki borsa kapanış fiyatının %93 altında bir değerlemeyle (J.P. Morgan’ın da bu alımı yapabilmesi için para Fed’den geldi).

Dünyanın beşinci büyük bankasının bu beklenmeyen çöküşü dünyaya şok dalgaları yaydı. Bear Stearns bu dalgaların arasında boğulan tek kurban olmadı. Bank of America, Merrill Lynch’i aldı, sonra Lehman Brother iflâs etti.

. . . . .

2000: Yatırımcılar patlayan internet balonundan kaçıp eski ekonomi hisselerine dönünce Dow Jones Sanayi Endeksi 499,19 puan yükseliverdi (iki günde %8,35). O gün NYSE açılışının ilk saatinde 500 milyon hisse el değiştirdi. Tam da 1 yıl önce (yine 16 Mart’ta) Dow Jones ilk kez 10.000’e vurmuştu.

1969: Türkan Şoray ücretini 60 binden 75 bin TL’ye çıkararak Türk sinemasının en pahalı oyuncusu oldu (6 sıfır attıktan sonra bugünün parasıyla 212 bin eder).

1860: ABD’nin Sülün Osman’ı George Parker doğdu. Haftada iki kez Brooklyn Köprüsü’nü satar, köprünün yeni sahipleri girişlere bilet gişeleri koyunca polis gelip kaldırırdı.

15 Mart

Bugün herhalde ulusal bankalara el koyma günü. 1983 yılında bugün Hisarbank ve İstanbul Bankası’na, 2001‘de de bugün de İktisat Bankası’na el konuldu. Türkiye bankacılık tarihinden 34 banka buhar oldu. 2001 sonuna gelindiğinde TMSF bünyesine geçen banka saysı 20 idi.

1985: bugün (15 Mart), dünyanın en eski alan adı symbolics.com bugün 34 yaşına bastı. Bu alan adı, “Lisp” isimli bir bilgisayar dili geliştiren Symbolics isimli bir şirket tarafından tescil ettirildi. Şirket bir ara halka da açıldı ama 1993 yılında iflâs başvurusu yapıp çıktı. Bugün özel bir şirket statüsünde. 2009 yılında alan adını XF.com Investments isimli bir şirkete sattı.

Symbolics.com aslında yaratılan ilk alan adı değildi. Bu unvanın sahibi bir İskandinav araştırma şirketi. 1 Ocak 1985 tarihinde nordu.net alan adını sunucularda kullandılar ama tescil için kapıdan ilk giren symbolics.com oldu.

O zamanlar altına hücum gibi alan adına hücum yoktu. 1992 yılına gelindiğinde 15 bin alan adı tescil ettirilmişti. Bugün bu rakam 400 milyona yaklaşıyor.

1995 yılına dek alan adı tescili bedavaydı.

Tescil ettirilen ilk 100 alan adı arasında xerox.com, hp.com, att.com, adobe.com, apple.com, ibm.com, intel.com gibi tanıdık isimler vardı. Microsoft (1991), Yahoo (1995), Google (1997) gibi isimler çok daha sonra geldiler.

Bugüne kadar bir alan adına (cars.com) ödenen en yüksek meblağ 872 mn. $ !! Ama bu gayriresmi ve özel bir bir işlemdi (SEC kayıtlarından ortaya çıktı). Çoğu satış rapor edilmiyor. Kamuya açıklanan resmi satışlar listesinin başını 49.7 mn. $ ile carinsurance.com çekiyor (2010). İlk 25’in içinde insurance.com, vacationrentals.com, internet.com, hotels.com, porn.com, shoes.com, beer.com gibi isimler var. Sex.com ilk 25 içinde 2 kez yer aldı. 2005’te 14 mn. $, 2010’da 13 mn. $’a satıldı!

14 Mart 2019

1939: İktisat Bakanlığmızı kadın çoraplarında kalitenin yükseltilmesi için Avrupa’dan uzman heyet getirtti.

1883: Komünizmin ölmesinden bir asır önce Karl Marx öldü.

1821: Piyasa açıktı ama Wall Street’te tek bir hisse bile işlem görmedi.

Bugün dünya “pi” günü.
1592: Takvimin en müthiş “pi” günüydü. O gün sabah 06:53’te dijital takvim şöyle yazdı: 3.141592653! Pi sayısının bu kadar hanesinin takvimle bu kadar eşleştiği başka bir gün yok (Amerikan tarih formatında ay günden önce yazılıyor).

O tarihte elbette “pi” günü diye bir şey yoktu. 1988 yılında San Fransisco Keşivevi Bilim Müzesi’nin fizikçisi 14 Mart’ta “pi” partileri düzenlemeye başladı. 2009 yılında Temsilciler Meclisi 14 Mart’ı ulusal “pi” günü ilân etti. Boşverin, partilemek için bir sebep işte!

Küçük bir tesadüf: Einstein’in doğum günü de 14 Mart (3/14).

“Uzay Yolu”nun bir bölümünde Mr. Spock belalı bilgisayarı “pi”nin son hanesini hesaplama komutu vererek bozmuştu.
Bir Japon bilim adamı Hitachi SR 8000’in (biraz güçlü bir bilgisayar) yardımıyla tüm rekorları kırarak “pi”nin 1,24 trilyon hanesini buldu.

İngilizce “I prefer pi”yi tersinden okursanız aynı (palindrom).

Bu reklamcılar da çok akıllı oluyorlar. Givenchy’nin erkek kokusu “Pi”yi vizyoner ve zeki erkeklerin dayanılmaz cinsel cazibesi diye pazarladılar.

13 Mart

1991: Exxon 1 milyar $ ödemeye mahkum oldu. 1967 yılında Alaska’nın kuzeyindeki Prudhoe Körfezi’nde petrol bulundu. Üretim 1977’de başladı ve 1980’li yıllara gelindiğinde Alaska petrol yatakları ABD petrol üretiminin dörtte birini sağlar oldu.

Bu petrolü Prudhoe Körfezi’nden Alaska’nın güneyine, buz tutmayan en yakın liman olan Valdez’e 1,300 km. uzunluğundaki petrol boruları taşıyordu. Petrol, Valdez limanından tankerlere yükleniyor güneye sevkediliyordu.

24 Mart 1989 tarihinde Exxon Valdez tankeri kayalara oturdu. Kazaya birçok sebep gösterildi. Mürettebatın yorgunluğu, tankerin navigasyon teçhizatının eski ve yetersiz olduğu, doğru çalışmadığı, kaptanın sarhoş olduğu, vs., vs.. Sebep neyse ne. Tankerin gövdesi kırıldı ve 42 bin ton petrol körfeze ve çevredeki kıyılara sızdı.

Sonuç denizcilik tarihinin en büyük çevre felaketlerinden biri oldu. Çok sayıda balık ve kuş telef oldu. Alaska balıkçılık endüstrisi büyük yara aldı. ABD hükümeti Exxon’a dava açtı ve bugün Exxon düzenleyici otoritelere ve Alaska eyaletine 1 milyar dolar tazminat ödemeyi kabul etti.

Bununla kalmadı. 2008 yılında şirket Alaska’lı balıkçılara ve balıkçılık sektörü şirketlerine yarım milyar dolar daha ödedi (başta istenen rakam 5 milyar dolardı ama sonra anlaştılar ama biriken faizlerle bu meblağ 1 milyar dolara çıktı).

Sonuçta, ödemeye mahkum olunan tazminatlar, mahkeme ve avukat masrafları, acil ödemeler ve temizlik operasyonları da dahil olmak üzere Valdez kazası Exxon’a 3.8 milyar dolara patladı.

Bazen piyasa düzenlemelerine ve düzenleyicisine içerliyoruz ama onların hiç olmadığı zamanlarda piyasaların vahşi batıya benzediğini de unutmayalım.
1882: Ünlü New York’lu spekülatör ve iş adamı Jay Gould, iflâs ettiğine dair söylentiler yayılınca gazetecileri bürosuna çağırıp kasasını açarak içindekileri gösterdi:
$23 milyonluk Western Union, $12 milyonluk Missouri Pacific, $6milyonluk Wabash, $10 milyonluk hazine bonosu. Tam $30 milyonluk demiryolu şirketleri hissesi faha gösterecekti ki, gazeteciler yeter dediler. Bugünün parasıyla $2 milyarlık bir serveti görmüşlerdi (Kaynak: https://jasonzweig.com/).

Jay Gould arlanmaz, kural tanımaz, sahtekâr bir spekülatördü. Piyasa düzenlemelerinin yetersiz kaldığı o vahşi sanayi kapitalizmi rüzgârında büyük servetler kazandı, birkaç kez battı, çıktı ve yanında bir çok insanı, şirketi ve hatta ABD’deyi de batma noktasına getirdi. Hisse senetlerini, borsayı, şirketleri, bankaları, mahkemeleri, yargıçları ve politikacıları parmağında oynatıp manipüle etti. Wall Street’te terör estirdi. Ülkenin en nefret edilen kişisiydi. Onu ancak verem yenebildi.

12 Mart

1986: Oracle Corp. NASDAQ’ta hisse başı $15’ten halka açıldı. O ilk gün %38 yükselerek $20.75’ten kapandı (ertesi gün de Microsoft halka arz oldu). Oracle’ın piyasa değeri bugün $200 milyara yakın.

1968: İngiliz yönetimi altındaki Afrika adası Mauritius bağımsızlığını kazandı. O zaman kişi başı gelir $200 idi, bugün $12.390. Zenginleşiyorlar, çünkü kavga etmiyorlar. 2017 yılında, ne iç ne de dış, dünyada hiçbir çatışmaya girmeyen dört ülkeden biri Mauritius idi. Kavga etmedikleri için orduları yok. 1,2 milyon nüfuslarıyla yılda 1,4 milyon turisti ağırlıyorlar, ayaklarını yerden kesmeden Sega müziklerinin ritmine dans ediyorlar. Ada tarihinin işgalcileri olan Araplar, Hollandalılar, Franszılar ve İngilizler dodo kuşunun neslini tüketmişler ama dünyanın tek pembe güvercinleri şimdi orada yaşıyor. Milli futbol takımlarının lâkabı “dodolar”. Mark Twain “cennet yapılırken Mauritius örnek alınmış” diyor.

1894: Coca-Cola ilk kez şişeye girdi. Vicksburg, Mississippi’de bir bakkal, Joseph Biedenharn fıskiyeden sattığı ve bardakla içilen şuruba olan yüksek talebi görünce dükkana bir şişeleme cihazı koydu ve bu içeceği daha uzaklarda ve çiftliklerde yaşayanlar için kolaylık olsun diye “Hutchinson” isimli cam şişelerde satmaya başladı (bugün bu antika şişeler müzayedelerde yüksek fiyatlara alıcı buluyor).

Halbuki Coca-Cola 1886 yılında beri fıskiyelerden satılıyordu (bardağı 5 cent’e). İçecek seviliyordu ama talep patlaması şişelemeden sonra başladı.

Bizim bakkal Biedenharn bir kasayı o zamanlar şirketin sahibi olan Asa Griggs Candler’e yolladı. Candler ona teşekkür etti ama başka bir şey yapmadı. Yeğenleri ona şişelemeye geçmeleri gerektiğini öneriyorlardı ama Candler pek kulak asmıyordu.

1899 yılında Tennessee’den gelen iki genç avukat (Benjamin F. Thomas and Joseph B. Whitehead)  Candler’i ikna ettiler ve bu güzel şurubun neredeyse A.B.D.’nin tamamında şişeleme haklarını satın aldılar (1 dolara!). 1909 yılına gelindiğinde ülkede 400 şişeleme tesisi açılmıştı ve bunların çoğu da aile işletmesiydi. Bazıları sadece talebin yüksek olduğu havanın sıcak olduğu aylarda çalışıyordu.

1916 yılında çoğu şişelemeci düz kenarlı şişelerin kolay taklit edilebilir olduğundan endişe etmeye başladı. Bunun üzerine şirket cam imal eden fabrikalardan özgün tasarım fikirleri istedi. Indiana’dan Root Glass Company’nin tasarımı çok beğenildi ve bugün ikon haline gelen o bildiğimiz kıvrımlı şişenin patenti alındı. O şişe hâlâ zifiri karanlıkta bile tanınan şişe olmanın gururuyla gülümsüyor.

11 Mart

Para mı kötü, insanlar mı?

2011: İngiliz avukat Jeffrey Tesler (62), bir Halliburton şirketinin inşaat ihalelerinin kazanmak için Nijerya yetkililerine $6 milyar rüşvet vermesine yardım ettiğini mahkemede itiraf etti.

2010: Lehman Bros.’un batışını araştıran bir ABD mahkemesinin inceleme raporu ortaya çıktı. Rapor, Lehman yöneticilerinin $50 milyarlık sorunlu varlıkları yok etmek için bilançoları manipüle ettiklerini söylüyordu.

2008: Osaka’lı kız kardeşler Hatsue Shimizu (64) ve Yoshiko Ishii (55) veraset ve intikal vergisi ödememek için garajlarında babalarından kalan $72,9 milyon nakdi sakladıklarından dolayı tutuklandılar.

2005: Şirketin CEO’su Maurice Greenberg $2.68 milyar değerindeki 1,4 milyon AIG hissesini eşinin üzerine geçirdi. Şirketin muhasebesi incelemeye alınınca da 3 gün sonra istifa etti.

Aynı gün, Moldova’nın eski savunma bakanı Valeriu Pasat 1997 yılında ABD’ye yapılan 21 adet MiG-29 savaş uçağı satışından $10 milyon lüplediği için tutuklandı.

Bunlar o gün tarihe geçenler. Bir de geçmeyenler var. Transparency International’ın (Uluslararası Şeffaflık Örgütü) “Corruption Perception” (Yolsuzluk Algısı) Endeksi’nde dünyanın yarısından iyiyiz ama 100 üzerinden 40 skorla 180 ülke arasında 86’ıncıyız. 2012’den beri 9 sıa aşağı kaymışız…

1744: Sotheby’s ilk müzayedesini gerçekleştirdi. Sadece kitapların satıldığı müzayede Londra’da yapıldı. Sotheby’s daha sonra Napolyon’un St. Helena adasına götürdüğü kitapları da sattı.

Sotheby’s’de satılan en pahalı sanat eseri Modigliani’nin “Yatan Nü” oldu. Mayıs 2018’de yapılan müzayedede 157 milyon dolara satıldı. Eski sahibi tabloyu 15 yıl önce 27 milyon dolara satın almıştı.

Sotheby’s sanat eseri satışında birinciliği daha önce zaten en büyük rakibi Christie’s’e kaptırmıştı. Modigliani’nin bu sefer “Kırmızı Nü” adlı tablosu 3 yıl önce 2015’te Christie’s müzayedesinde 170 milyon dolara alıcı bulmuştu. Tüm zamanların en pahalı satışını ise yine Chrsitie’s gerçekleştirdi. Leonardo da Vinci’nin gökkubbenin kristal küresini elinde tutan İsa’yı resmeden “Salvator Mundi” isimli tablosu 2017 yılında Kaşıkçı trajedisinin baş rolünde oturan Saudi veliaht prens Mohammed bin Salman tarafından satın alındı (450 mn. $). Şimdi Abu Dhabi Louvre’da sergileniyor.

Sotheby’s ve Christie’s eskiler ama dünyanın en eskisi değiller. Her ikisinden de 100 yıl daha eski üç İsveç müzayede evi bugün hayatta.

10 Mart

2015: Los Angeles jürisi, babalarının müziğini kopyalayıp 2013’ün en büyük hit şarkısı “Blurred Lines”ı yapan Robin Thicke ve Pharrell Williams’ın Marvin Gaye’nin çocuklarına $7,3 milyon ödemesine hükmetti.

2000: Nasdaq Bileşik Endeksi iki kez (ama son kez) 5,048’i görüp düşüşüne başlayarak bütün dünyaya dot com balonunun patladığını ilân etti. İlânı herkes o gün algılayamadı elbette, bazıları 2 yıl süreyle bile inanmadı. Düşüş 2002 Ekim’ine kadar sürdü. Endeks %80 değer kaybederek 1,000’e yaklaştı. Piyasalardan 5 trilyon dolar uçtu gitti.

Halbuki endeks daha 4 yıl önce 600’lerde idi. 4 yılda sekize katladı. 10 Mart’taki zirve bir yıl öncesinin tam iki katıydı. Endeks’in 4,000’nden 5,000’e gelmesi sadece 48 gün almıştı. Yatırımcılar %100’lerin üzerindeki getirilerle sarhoş olmuşlardı. 2000 yılında 333 halka arz yapıldı. Bu halka arzlarda ilk işlem günüdeki ortalama yükselişler %60’lara yaklaştı.

Örneğin, VA Linux 9 Aralık 1999’daki ilk işlem gününde halka arz fiyatı olan 30 dolardan 239.25 dolara (%697.50), theglobe.com 13 Kasım 1998’deki ilk işlem gününde halka arz fiyatı olan 9 dolardan 63.50 dolara (%606) yükseldi. Ocak 2001’e gelindiğinde VA Linux’un fiyatı 2.48, theglobe.com’un fiyatı ise 0.045 dolara düşmüştü

Nasdaq Bileşik Endeksi’nin tekrar 10 Mart 2,000 seviyesini aşması 16 yıl aldı.

Endeksin rekor üstüne rekor kırdığı 2,000 yılının Mart ayında büyük yatırım bankası Prudential Securities’in ünlü teknik analisti Ralph Acampora endeksin 1 yıl içinde 6,000’ı devireceğini söyledi. 1 yıl sonra piyasa 1,500’leri gördü. Acampora 1995 yılında 4,500’in altında olan Dow Jones Endeksi’nin 3 yıl içinde 7,000’e çıkacağını söylemiş, endeks 9,000’e çıkınca da medyanın yıldızı olmuştu. Daha sonra 2006 yılına gelindiğinde Dow’un 18,500’e ulaşacağını söyledi. Endeks yıl sonunda ancak 12,000’i buldu ama Acampora o günleri göremedi, 2015’te kovuldu.

. . . . .

1862: ABD ilk kâğıt paralarını bastı ($5, $10, $20, $50, $100, $500 & $1000).

Bugün dolaşımda $1.7 trilyon nakit para var.
Buna mevduatı da eklerseniz $37 trilyon var (M1).
“Geniş para” miktarı ise $90.4 trilyon (M3). Eğer kripto paraları da eklerseniz bu rakam daha da artıyor.
Eğer yatırım enstrümanlarını ve türevleri de katarsanız toplam $1.2 katrilyonu geçiyor. Yâni $1,200,000,000,000,000.

Para tanımları şöyle:
M0: Dolaşımdaki tüm fiziki nakit.
M1: M0 + mevduat, seyahat çekleri (yâni tüm çabuk nakde çevrilebilir para).
M2: M1 + yatırım fonları, para piyasası enstrümanları.
M3: “Geniş Para”, yâni M2 + tasarruf bonoları, kurumsal yatırım enstrümanları, repolar, vs.

9 Mart

2012: Kiribati Cumhurbaşkanı Anote Tong kabinesinin, küresel ısınma nedeniyle yakın bir gelecekte sular altında kalması beklenen 103 bin nüfuslu tropik ada ülkesinin insanlarını korumak amacıyla komşu Fiji’nin ana adası Viti Levu’da $9,6’ya 24 km2 toprak satın almayı onayladığını ilân etti.

1776: Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” isimli kitabı yayınlandı. Aslında kitabın tam adı “Milletlerin Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir İnceleme”dir. Tam da İskoç Aydınlanma’sının ve sanayi devriminin başında yayınlanan kitap ekonomi ilminde çığır açtı. Karl Marx’tan hükümetlere, ekonomistlerden tüm diğer bilim adamlarına kadar birçok kişiyi derinden etkiledi. Bir ahlâk felsefecisi olan Adam Smith’i Darwin’in Newton’un yanına koydu.

Ondan etkilenen bir başkası da ekonomik liberalizmin Osmanlı’daki öncülerinden Sakızlı Ohannes Paşa idi. Türk tarihindeki ilk klasik ekonomi kitabını yazdı (1880): “Mebadi-i İlm-i Servet-i Milel”.

Adam Smith babasının ölümünden 6 ay sonra doğdu, hiç evlenmedi ve ölene dek annesiyle yaşadı. Kütüphanesinde 15 bin kitap biriktirdi. “Milletlerin Zenginliği” 17 yıl süren gözlemlerin, notların ve ekonomistlerle konuşmaların sonucunda ortaya çıktı ve yazması 10 yıl sürdü.

Kitabın ilk baskısı 2013 yılında İskoçya’da yapılan bir müzayedede 46 bin sterline alıcı buldu.

8 Mart 2019

2009: Alman medyasının “İsviçreli Jigolo” diye hitap ettiği Helg Sgarbi, Almanya’nın en zengin kadını ve BMW’nin varisi Susanne Klatten’i (48) €7 milyon dolandırıp ilâve milyonlar için de şantaj yaptığı suçuyla 6 yıl hapse mahkûm edildi.

Hiçbir tahmin, hiçbir piyasa analizi ve hiçbir kişi piyasaları “oyun plânı”ndan, yâni “piyasa ne yaparsa, ben ne yaparım” yol haritasından daha iyi göremez.

. . . . .

2000: Nasdaq Bileşik Endeksi ilk kez 5000’in üzerinde kapandı. Halbuki daha 48 gün önce 4000’i geçmişti. Prudential Securities’in ünlü teknik analisti Ralph Acampora endeksin 1 yıl içinde 6000’e gideceğini üfürdü. Bir yıl sonra endeks %59 düşüp 2052.78’e geldi.

1955: Harvard Üniversitesi profesörü John Kenneth Galbraith, Senato’da yaptığı konuşmada piyasanın aşırı spekülasyonla fazla ısındığını söyledi. Radyoların naklen yayınladığı konuşma esnasında Dow %2 düştü. O hafta sonu ski yaparken ayağını kırınca kızgın yatırımcılardan mektuplar aldı: “Dualarımız kabul gördü!”

1938: NYSE sabah açıldıktan 5 dk. Sonra kapatıldı, çünkü eski başkanın hem iflâs ettiği hem de bazı yasa dışı işlemler yaptığı ortaya çıktı. Borsa ulusal bir utanç kaynağı haline gelince hisseler o gün %2 değer kaybettiler ama sinirlerini yatıştırmak isteyen brokerlerin hücumuyla hem borsa binasındaki hem de çevredeki barlarda satışlar %275 arttı.

. . . . .

1817: New York Stock Exchange açıldı. Aslında 24 broker aralarında Buttonwood Anlaşması’nı imzalayarak ilk kez 1792 yılında örgütlendiler. Borsa Wall Street’teki şimdiki adresine taşındığı yıl olan 1865’e dek işlemler Tontine Kahvehanesi’nde gerçekleştirildi.

1792 yılında imzalanan tarihi Buttonwood Anlaşması şimdi 24m. yükseklikteki altın varakla süslenmiş tavanlı binanın 7. katında ısı ve nem kontrollü cam kasa içinde sergileniyor. Binada 1878 yılına dek telefon yoktu. Kotasyonlar brokerlerin bürolarına ismine “geyik” denilen koşucular tarafından ulaştırılıyordu.

İsmi “hisse senedi” borsasıydı ama 1941 yılına kadar işlem hacminin neredeyse tamamını tahviller oluşturuyordu. 1904 yılında Rus Çarı II. Nikolas borsada 1 milyon $’lık tahvil ihraç etti. Şükranlarını ifade etmek için de borsaya Fabergé’nin bugüne kadar yaptığı en büyüğü olan bir ayaklı küp hediye etti.

Borsa hep bir erkek memleketi oldu. Bu biraz 1940’larda değişti. Erkekler askere gittiklerinden işe sekreter ve geyik olarak 50 kadın alındı. Onlara “Borsa Kızları” denirdi. İlk borsa üyeliği satın alan kadın ta 1967 yılında Muriel Siebert oldu. Yine 7. katta bir odada onun eşyaları sergileniyor. En dikkat çekeni de bol renkli yapma kürk ceketi.

New York Stock Exchange’de işlem gören şirketlerin piyasa değeri bugün 30 trilyon dolar civarında (dünyanın en büyüğü). Elektronik işlemlerin başlamasıyla bugün dünyada hemen hemen hiç işlemlerin elle yapıldığı borsa salonu kalmadı ama New York Stcok Exchange’de hâlâ var. Hem elektronik hem salon işlemleri yapılıyor. Bugün salonda olanlar piyasa yapıcılar. 2000 yılında salonda neredeyse 5000 işlemci vardı, bugünse bu sayı ortalama 500-1000 arasında.

Bugün salon elbette daha sessiz ama açılış çanını yeni halka açılan bir şirketin konuk yöneticisi çalmaya başladığında bazen yüksek yuh sesleri duyulabiliyor. 2002 Mayıs’ında bir açılışı da Nelson Mandela yapmıştı. Borsa zil sesini ticari markası olarak tescil ettirmiş.

1817: New York Hisse Senedi Borsası (NYSE) kurulurken 24 aracı kurum komisyonları %0,25’te sabitleyen ana sözleşmeyi onayladılar. Bu ana sözleşme aynı zamanda hisse senedi alım satım işlemleri devam ederken başka konular hakkında sesli konuşmaya en az 6 cent ceza getiriyordu.

7 Mart

Hiçbir tahmin, hiçbir piyasa analizi ve hiçbir kişi piyasaları “oyun plânı”ndan, yâni “piyasa ne yaparsa, ben ne yaparım” yol haritasından daha iyi göremez.

2001: Wall Street’in en etkili analistlerinden biri olan Goldman Sachs baş yatırım stratejisti Abby Joseph Cohen yılı S&P 500’ün 1.650, Dow Jones Sanayi Endeksi’nin de 13.000’de kapatacağını öngörüp “resesyon beklemiyoruz, şirket kârları artmaya devam edecek” demişti. Halbuki resesyon başlamıştı bile ve yılı S&P 500 1148’de, Dow Jones da 10.022’de kapattılar (sırasıyla Abby’nin tahminlerinin %30 ve %23 altında).

Daha da etkili birine gidelim. 1930’a. Aynı günün Başkan Herbert Hoover “Büyük Buhran’ın istihdam üzerindeki olumsuz etkisi önümüzdeki 2 ay içerisinde tamamen yok olmuş olacak” demişti. Yanıldı. Hem de birkaç yıl farkla.

1876: Alexander Graham Bell devrim yaratan buluşu telefonunun patentini aldı.

İskoçya’da doğan Bell, Londra’da sağırlara konuşmayı öğreten bir sistem geliştirmiş olan babasıyla birlikte çalıştı. 1870’lerde Boston’a taşındılar ve Bell sağırlar okulunda öğretmenlik yapmaya başladı (sonra bir öğrencisiyle evlendi).

1843 yılında Samuel Morse’un bulduğu telgraf iki uzak noktanın birbiriyle anlık konuşmasını neredeyse mümkün kılıyordu ama hem hâlâ mesajların telgraf istasyonları ve alıcılar arasında elle ulaştırılması gerekiyor hem de aynı anda sadece bir telgraf çekilebiliyordu. Bell bu sorunları çözmek istiyordu.

Tamirci arkadaşı Thomas Watson’un da yardımıyla ses dalgalarının yarattığı farklı yoğunluk ve frekanslarda elektrik akımının diafram denilen yumuşak bir demir levhayı titrettiği bir cihaz geliştirdiler.

Bu titreşimler, uzaktaki bir aynı cihazın diaframına bağlı tele manyetik olarak transfer oluyordu. Diafram titrediğinde, alıcı cihazı dinleyen kulağa o özgün ses tekrar oluyordu. Patent müracaatından 3 gün sonra, telefon Bell’in o ilk anlaşılabilir meşhur mesajını Watson’a iletti: “Bay Watson, buraya gelin, size ihtiyacım var”.

24 yıl sonra aynı gün (7 Mart 1900), dört bacalı büyük bir Alman transatlantiği olan SS Kaiser Wilhelm der Grosse kıyıya telsiz mesaj gönderen ilk gemi oldu.

50 yıl sonra yine aynı gün (7 Mart 1926), ilk transatlantik telefon konuşması gerçekleşti. Londra’daki bir postane ile New York’taki Bell Laboratuvarları arasındaki konuşma kısa (radyo) dalgada yapıldı.

6 Mart

2000:  74. yaş gününde, Fed Başkanı Alan Greenspan Boston Üniversitesi’ndeki “Bilgi Teknolojileri Devrimi” konferansında yaptığı konuşmada (yıllarca hisse senedi fiyatlarının çok yükselmiş olduğu yönünde uyraılar yaptıktan sonra) fikrini değiştirdiğini gösterdi ve “Yüksek hisse senedi değerleri ve düşen yüksek teknoloji malzemesi fiyatları sermaye maliyetini azalttı. Sermaye harcamaları patlamasının hâlâ devam ediyor olduğu gerçeği şirketlerin geniş bir yelpazede yüksek getiri potansiyelleri ve üretkenliği artırıcı yatırımlar bulmaya devam ettiğini gösteriyor. Dolayısıyla, yakın bir gelecekte bu fırsatların azalacağı kanaatinde değilim” dedi. Sadece 4 gün boyunca haklı çıktı. Hisse senedi piyasaları yükseldi. 10 Mart’ta NASDAQ balonu patladı ve 1929’dan beri görülen en büyük çöküş gerçekleşti.

1933: Büyük Buhran’ın en kanlı günlerinde halk bankalara güvenmiyor, panik içinde paralarını çekiyorlardı. 1 aydır süregelen bankalara hücumu durdurmak isteyen Başkan Roosevelt bankacılık sistemine olan güvenin sağlanmasının çok önemli olduğunu gördü ve göreve başlamasının hemen akabinde 4 günlük banka tatili ilân etti. 13 Mart’ta bankalar açıldığında çekilen paralar geri döndü.

Büyük çöküşten sonra, 1930’un ilk 10 ayında 744 banka battı. O 10 yıl içinde toplam 9,000 banka iflâs etti (sadece 1933 yılında 4,000 tanesi yok oldu). 1933 yılına gelindiğinde bankalardan 140 milyar dolar çekilmişti.

Banka tatili ilânından 3 gün sonra, 9 Mart’ta Kongre yeni bankacılık kanununu onadı. Roosevelt bu kanunu kullanarak Federal Reserve’in mevduatlara %100 garanti vermesini sağladı, bu da güveni geri getirdi. İlk 2 hafta içinde, daha önce çekilen paraların yarısı sisteme geri döndü, hisse senetleri o zamana dek tarihin en büyük günlük yükselişini gerçekleştirdi.

5 Mart

2015: Tam da 2 gün önce yurda en fazla 5 kg. işlenmemiş altın getirmek serbest bırakılmışken; Kuzey Kore’li diplomat Son Young Nam $1.67 milyon değerinde 27 kg. altını sokarken Bangladeş gümrüğünce yakalandı.

1976: Sterlin dolara karşı ilk kez 2’nin altına düştü. 1978-1981 arası yine üstüne çıktı ama sonra 1990’a kadar yine altına indi. 1990-1991 arasında 2’yi kırmak için yaptığı iki hamle sınıfta kaldı ve Soros darbesiyle bir daha göçtü. 2007’de çık kısa bir süre 2’nin üzerine çıktı ama 2008 global krizinden sonra bir daha belini doğrultamadı.

Bugün yelpazenin tam zıt tarafında Karl Marx ve Çu En-Lay doğdular, Josef Stalin ve Hugo Chavez öldüler ama, bu tarafta, kapitalizmin ateşinin bütün şiddetiyle yandığı tarafta, (1836) Samuel Colt ilk tabancayı üretti, (1924) Computing-Tabulating-Recording Corporation ismini IBM olarak değiştirdi ve (1929) Buick Motor Company’nin babası David Dunbar Buick unutulmuş ve sefalet içinde öldü.

Bir İskoç göçmeni olarak geldiği Detroit’te başarılı bir tesisatçıydı. Porseleni dökme demir küvetlere yapıştıran sürecin bulucusu oldu. Otomobillere ve benzinle çalışan iç yakımlı motorlara ilgi duyuyordu. Bu tutkusuyla 1903 yılında Buick Motor Company adlı şirketini kurdu.

Bir yıl sonra, at arabaları sektörünün lideri olan William Durant, Buick’in şirketine sermaye koydu ve o yıl Model B isimli 37 otomobil ürettiler. David Buick 1906 yılında şirketin kontrolünü kaybetti ve daha sonra milyon dolarlık değerlere ulaşacak olan hisselerini sattı.

İki yıl sonra William Durant Buick şirketini yeni kurduğu holding şirket olan General Motors’un temel taşı haline getirdi ve daha sonra Cadillac ve Oldsmobile şirketlerini de satın alarak 1923 yılına geldiğinde 1 milyonuncu otomobili üretti. Buick markası, General Motors’un dünyanın en büyük otomobil üreticisi olmasında (1930’lu yılların başından liderliği Toyota’ya kaptırdığı 2008’e kadar) çok önemli rol oynadı.

Buick bugün General Motors’un giriş seviyesi lüks markası olarak konumlandırılıyor.

4 Mart

1957: 1928’den beri hesaplanan S&P 90 Endeksi bırakılıp bugünkü S&P 500 Endeksi’ne geçildi. Aslında ilk hesaplama 1926 yılında başlamıştı ve içinde 233 şirket vardı. Saatlik ve günlük kotasyonları tutmak çok zor olduğu için 1928’de S&P 90 hesaplanmaya başladı.İçinde 50 sanayi, 20 demiryolu, 20 de kamu hizmeti şirketi vardı.

S&P 500 1957 yılında hesaplanmaya başladığında 425 sanayi, 60 kamu hizmeti ve 15 demiryolu şirketinin hisselerini içeriyordu. Hepsi de New York Borsası’nda (NYSE) işlem görüyordu ve piyasanın %90’ını kapsıyordu.

1976 yılında içerik 400 sanayi, 40 kamu hizmeti, 40 finansal, 20 de ulaşım şirketi olarak değiştirildi. 1970’li yılların ortalarını geçene dek finansal şirketlerin dahil edilmemiş olması inanılmaz! (o zamanlar finansal şirketlerin çoğu borsada değil tezgah üstünde (OTC) işlem görüyordu.

1988 yılında, nihayet 400-40-40-20 modeli terk edildi ve ekonomideki değişikliklere daha duyarlı bir endeks yaratıldı.

Aşağıdaki grafik, enflasyon ayarlaması yapılmış S&P Endeksi’nin 93 yıllık gidişatını gösteriyor. Gri alanlar resesyon yılları.

1742: Dünyanın hâlâ faaliyette olan en eski bankası Monte della Pieta (artık şimdiki ismi Monte dei Paschi di Siena) İtalya’nın Siena kentinde kuruldu (fakirlere ve zor durumda olanlara yılda %7.5 faizle kredi vermek için). Banka İtalya’nın önemli bankalarından biri ve genel müdürlüğü hâlâ aynı binada…

3 Mart

1928: hisse senedi piyasası atlaya zıplaya yükseliyor, saadet içinde bir boğa piyasasında keyfine bakıyordu ama gelen ekonomik veriler bozulmakta olan ekonomik koşullara dikkat çekiyor, piyasa katılımcılarını asabi yapıyordu.

Moody’s 1 Mart’ta yayınladığı bir raporda, Şubat ayında başlayan satışlarla birlikte piyasada para miktarı artıp bankaların kredi verme iştahı yükselmedikçe yatırımcıların asabi olmaya devam edecekleri ve piyasanın bir düzeltmeye gebe olduğu konusunda bir uyarı yaptı.

2 gün sonra, 3 Mart 1928’de, Harvard Economic Society piyasanın bir düzeltmeye gideceği savına katıldığını, ancak hisse senedi fiyatlarında oluşabilecek orta vadeli aşağı trendlerin önemli boyutlara ulaşmayacağı ve ekonomik bir krize yol açmayacağı sonucuna vardığını açıkladı. Bir buçuk yıl sonra ABD tarihinin en büyük krizinin içine düştü.

1882: Madoff’lar ve Tosuncuk’lara kadar daha nice finansal dehaya ilham kaynağı olacak Carlo Pietro Giovanni Guglielmo Tebaldo Ponzi doğdu.

2 Mart 2019:

1962: Wilt Chamberlain 100 sayı atarak NBA rekorunu kırdı. O maçın topu maçtan sonra elini sıkan 14 yaşındaki bir çocuk tarafından çalınmıştı. 2000 yılında bir müzayedede $551,844’e satıldı.

1797: Fransa ile savaş hükümetin kasasını kurutmuştu. Şubat 1797 bittiğinde kasada kala kala 1 milyon sterlin değerinde altın kalmıştı. Böyle olunca İngiltere Merkez Bankası bir borç senedi niteliğinde olan ilk kağıt parayı bastı (1 ve 2 Sterlin’lik banknotlar).

O zamanlar para hep madeniydi. Bu kağıt parçaları başta halkta şüphe uyandırdı, ama Başbakan William Pitt dik durdu ve güven inşa etmeye çalıştı. Londra banker ve tüccarları da kağıt paranın arkasında durunca kağıt Sterlin hayata geçti.

Ama herkes o kadar hevesli değildi. Oyun yazarı Sheridan, Merkez bankasının hükümetin oyuncağı haline geldiğini söyledi ve bankayı “kötü ellere düşen yaşlı bir kadın”a benzetti. Daha sonra karikatürist Gillray bankayı başbakan tarafından tecavüz edilen yaşlı bir kadın olarak çizince bankanın lakabı “Old Lady of Threadneedle Street” olarak yerleşti.

1 Sterlin’lik kağıt banknot 1984 yılında tedavülden kalktı ve yerini şimdiki madeni para aldı. Bugün en küçük banknot 5 Sterlin.

1 Mart 2019:

2007: Arjantin Cumhurbaşkanı Nestor Kirchner halka sesleniş konuşmasında hükümetinin ekonomi ve insan hakları konusunda performansını övdü ve Hugo Chavez ile olan ilişkilerini savundu. Ardından hükümetin enflasyon rakamlarıyla oynayarak çıkardığı devlet tahvillerinden $500 milyon tasarruf ettiği ortaya çıktı.

1935: ilk ABD Tasarruf Bonosu ihraç edildi. Ana amacı II. Dünya Savaşı’nı finanse etmekti. İlk bonoyu Başkan Roosevelt satın aldı. Pearl Harbor Baskını’ndan sonra bu bonolar Savaş Bonoları diye anıldı. Amerikalı yatırımcılar bugün bu bonoları sadec online alıp satabiliyorlar.