VERGİLER ……. VE AFLARI

Ali Perşembe
25 Kasım 2010, CNBCE Perşembe’nin Gelişi

Vergi vergi vergi. Ne sevimsiz bir kelime değil mi? İyi de… organize bir toplum olmak için başka çaremiz yok. Zaten Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin en ünlü hakimi Oliver Wendell Jones, vergilerin medeniyetin bir bedeli olduğunu bize çoktan kabul ettirmişti. Ne var ki, Churchill aynı fikirde değildi. O, “bir ülkenin vergi toplayarak refaha erişme uğraşını, bir kovada oturup kovayı sapından kaldırmaya uğraşan adama” benzetiyordu.

  1. Lui zamanının Fransız finans bakanı Jean Baptiste Colbert ise “vergilendirmenin bir kazı en az sayıda tıslamaya yol açacak ve en çok tüy toplayacak şekilde yolma sanatı” olarak tanımlamıştı. 1800’lü yılların sonlarında Londra’nın altını üstüne getiren İrlandalı entellektüel oyun yazarı Oscar Wilde da zengin bekarların ağır bir şekilde vergilendirilmelerini talep etmişti. Onun için bazı erkeklerin diğerlerinden daha mutlu olmaları adalet değildi.

Ama tarih bize adaletin sübjektif bir kavram olduğunu anlatıyor. Firavunlar kendi halklarının kullandığı yemeklik yağı, Romalılar veraseti, İngilizler çayı vergilendirdi, her ülke icat ettiği savaşları kendi insanlarından zoraki topladığı paralarla finanse etti. Vergileri toplamak için kendi halklarının üzerlerine ızbandutlar salındı.

Zavallı Lady Godiva. Kocası Kont Leofric’in Coventry halkını vergilerle ezmesine dayanamayıp her gece yalvarırmış kocasına, vergileri indirsin diye. Zalim kont sonunda razı olmuş. Ama bir şartla! Lady Godiva tüm kenti at üstünde çıplak dolaşmış vergiler daha adil olsun diye.

Ama devletin yumruğu vergiden kaçanların karnından hiç eksik olmamış. Kimler var kimler bu yumruğu yiyenler arasında. Mesela Playboy dergisinin orta sayfalarının müdavimi ve televizyonların leziz Baywatch dizisinin aynı lezizlikteki çıtırı Pamela Anderson herkesi boğulmaktan kurtarırken kendini 2009 yılında dalgaların arasında buluverdi. Vergi dairesi tepesine 1 milyon 700 bin dolarlık borçla bindi.

Çevirdiği film başına 20 milyon dolarcık alabilen Oscar’lı aktör Nicolas Cage’in vergicilere hâlâ 6 milyon 600 bin dolar borcu var.

Başka bir Oscar’lı oyuncu, sevgili Sophia Loren 1982 yılında vergi kaçırmaktan dolayı 18 gün hapis yatmıştı.

Sesine kurban, rahmetli Luciano Pavarotti 1990 ve 2001 de vergicilerin pençesine iki kez düşmüş, ikincisinde beraat etmiş ama ilkinde İtalyan hükümetine 11 milyon dolar ödemişti.

Zavallı Martin Luther King. Başka delik bulamayan ırkçılar, her seferinde sırf beyazlardan oluşan jüriler onu beraat ettirmiş olsalar bile adamcağızı devamlı vergi incelemelerine tabi tutmuşlardı.

Muhammed Ali’nin, Mike Tyson’un ve diğer birçok büyük boksörün maçlarını ayarlayan ünlü organizatör Don King, 1985 yılında 1 milyon doları vergicilerden kaçırmakla suçlanmıştı.

Yasalarla arası bir türlü barışmayan futbolcu O.J. Simpson’un California vergi dairesine hala 1.4 milyon dolar vergi borcu var. Bence California boş yere bekliyor, adam Nevada cezaevinde. Af gelmezse 33 yıl yatacak.

Ya gündüz televizyonunun milyarder sunucusu Martha stewart’a ne demeli. İçerden öğrenenler ticareti yaptığı için New York Borsası yönetim kurulundan istifa etmiş (orda ne arıyorsa) ve 5 ay içerde yatmıştı. Bu sırada “valla ben New York’ta oturmuyorum” diyerek Hamptons’daki trilyonluk evini saklayınca vergi dairesi ile yine başı belaya girmişti.

Vergi dairesiyle herkesin başı belaya girer. Vergi dairesinin işi bu. Olimpik yüzücü Michael Phelps, top model Gisele Bündchen, aktris Zsa Zsa Gabor, aktör Burt Reynolds hâlâ cezalarını ödüyorlar. Sammy Davis Jr. öldüğünde vergi dairesine 7.5 milyon dolar borç takmıştı.

Tenisin harika kızı Stefi Graf’ın babası yakalanınca vergicilere 1.3 milyon mark ödeyip 4 yıl hapiste yattı. Başka bir tenisçi Boris Becker hapiste yatmaktan kıl payı kurtuldu. 500.000 dolar vergi cezası ödeyip almanyayı terkederek  vergi cenneti İsviçre’ye yerleşti.

Vergileri bir tek tenisçiler kaçırmıyor. Vergi toplayanlar da kaçırıyor merak etmeyin. Başta Amerikan hazinesi başkanı Timothy Geithner var. İMF’de çalışırken deklare etmeyi “unuttuğu” gelirlerinden geriye dönük 42 bin dolar ceza yedi.

Vergi cezalarının en büyük muzdaribi… elbette Al Capone. “hükümet yasal olmayan gelirden yasal vergi alamaz” diyebilen koçum sonunda vergi dairesi tankının altında kaldı.

Yazık değil mi, Pamela Anderson’lara, Sophia Loren’lere, Pavarotti’lere, Gisele Bündchen’ciğime, Boris Becker’lara, Geithner’lara, koçum Al Capone’a. Şunun şurasında en fazla 2.8 yıl dayanıp kapağı Türkiye’ye atmış olsalardı püffff… bu cezaların hepsi buharlaşmış olacaktı.

Evet, yanlış duymadınız. 2.8 yıl!… Cumhuriyet’in ilânından bu yana tam 31 vergi affı getirmeyi becermişiz. Benim kısa ömrümde ben 23 vergi affına şahit olmuşum. İki yılda bir. Hatta ben 6 yaşına geldiğimde, o 6 yıllık ömrümde hâlihazırda 7 vergi affı uygulanmıştı bile. 2000li yıllara baktığımızda bu beşinci.

Küçük bir yere takılıp duruyorum. Bu vergi afları çalışıyorsa ve istenilen hedefe ulaşıyorsa, niye 2.8 yılda bir vergi affı çıkartıyoruz? Bu filmi biz daha önce görmedik mi? Bakın Mart 2009 gazetelerinden bir haber: “Vergi uzmanı Doç. Dr. falan filan, son 10 yılda aralarında sinema yıldızları, şarkıcı, televizyon programcısının da bulunduğu 172 ünlü ismin sahte fatura kullanmak ya da gelirlerini kayıt dışı bırakmak suçundan yargılandıklarını söyledi. Mali suçlardan yargılanan 172 ünlü ismin arasında şu şu şu şu kişiler de bulunuyor. Doçent Dr. falan filan, 172 sanatçının dava dosyalarından, 5 dosyanın mahkûmiyetle sonuçlanırken, 122 dosyanın 4811 sayılı vergi barışı yasası’ndan yararlandığını, 45 dosyanın da zaman aşımına uğradığını kaydetti.”

4811 sayılı vergi barışı kanunu 2003’te çıkmıştı. Ondan sonra da 2008 yılında 5811 sayılı bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun çıkarıldı. Cumhuriyet’in ilânından daha bir yıl sonra ilk vergi affıyla tanışmıştık. Sonra “Elviyeyi selased vergilerinin sureti cibayetine dair yasa”, sonra “4530 sayılı varlık vergisinin bakayasının terkinine dair yasa”, sonra “2566 sayılı vergi bakayasının tasfiyesine dair yasa”, sonra “691 sayılı belediyelerin ve belediyelere bağlı müessese ve işletmelerin bir kısım borçlarının hazinece terkin ve tahkimi hakkında yasa”, sonra “252 sayılı spor kulüplerinin vergi borçlarının bir defaya mahsus olmak üzere (hadi canım) affı hakkında yasa”, sonra “325 sayılı kamu iktisadi teşebbüslerinin 1960 ve daha önceki yıllarına ait vergi borçlarının tasfiyesi hakkında yasa”.

Af babam af. Yoksa “af anam of” mu demeli? Şimdi de vergilerini, cezalarını, sosyal güvenlik primlerini, harçlarını, katılma paylarını, su, elektrik, doğal gaz faturalarını, öğrenim kredilerini, bandrol ücretlerini, oda aidatlarını ödemeyenler ödüllendiriliyor.

Daha önce taksitlendirilmiş ve ödenmemiş olan borçlar da bu kapsamda. Ne güzel. Yeniden yapılandır, taksitlendir, yine ödeme,! Sonra yine yeniden yapılandır, yine taksitlendir, yine ödeme, nasıl olsa 2.8 yıl sonra tekrar yeniden yapılandırılacak.  Adam boş yere İsviçre’ye göç etmemiş.

Daha güzel nuanslar da var tasarı da. Mesela arada 2 taksit ödemeyebilirsiniz. Baştan söylüyor. 2 taksit ödeme bir şey yapmam. Aslında çok önemli değil. Zaten tarihimizin bu 31. affını ezberlemiş olanlar hiçbir taksidi ödemeyecekti.

Tasarı da küçük alacaklar da siliniyor. Mesela 50 TL. Ezberleyenler tekniği çözdü. Her borca 50 TL tak. Nasıl olsa küçük diye tahsili silinecek.

Tasarının yasalaşmasından sonra başvuru süresinin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin soru bile soruldu ilgili bakana. Bakan da sıcak bakmıyoruz ama olabilir dedi. Olabilir tabi. Burada herşey olabilir. Herhangi bir şekilde hakkında kaçakçılık suçu raporu düzenlenmiş kişiler de tasarıdan yararlanabiliyorsa neden herşey olmasın. Müthiş. Efendim devletin kadife eli deniliyor. Ödemeyene kadife el, ödeyene zımpara.

Bütün dünya ülkeleri vergi affı çıkarıyor. Nedenlerini biliyoruz. Ekonomiyi canlandırmak, ödeme gücü zayıflamış mükelleflere fırsat sağlamak, kamu gelirlerinde hızlı bir artış sağlamak, vergi idaresi ve yargısı üzerindeki iş yükünü azaltmak, vergi sistemindeki aksaklıkları ve karmaşıklıkları gidermek, vergi sisteminde yapılacak reforma altyapı oluşturmak, toplumsal mali barış sağlamak ve elbette seçim yatırımı yapmak. Bunların çoğu ulvi nedenler.

Ama hâlâ görülemedi mi? 31 tane yapıldı. Hepsi vergi gelirlerinde ani ve kısa vadeli bir sıçramayı sağlamış olmaktan başka hangi amaca ulaşabilmiş. Tam aksi, vergi aflarının uzun vadeli sonuçları bir sürü ampirik çalışmayla ispatlanmış. Mükelleflerde beklenti oluşuyor, ödeme yapmıyorlar ve vergi suçları artıyor. Adalet keyfi bir merhamet gösterisi haline geliyor ve suçun ceza göreceği ilkesi ve inancı zedeleniyor. Yasalara güven azalıyor. Vergi kaçakçılığı meşrulaşıyor. Kaçakçılar bağışıklık kazanıyorlar. Ahlâki çöküntü oluşuyor. Vergilerini zamanında ödeyenler lânet okuyor, göç ediyorlar. Hangisinde farklı oldu. Ödemeyene kadife el, ödeyene zımpara.

Tabi kadife kafa olacak, çünkü Amerikan sanat tarihçisi Bernard Berenson’un dediği gibi “hükümetler kendilerini, az vergi ödeyenler kendilerini çok ödeyenlere karşı savunabildikleri ölçüde savunabilirler”. Kadife devlet sadece yükümlülüklerini yerine getirmeyen vatandaşlarına karşı sevecen olursa zenginle fakir, köylüyle kentli, baş örtülü baş örtüsüzün yanında bir de vergi ödeyen ve ödemeyen diye kutuplaşma yaratmış olmayacak mı? Vergisini ödemeyip 2.8 yılda bir nasıl olsa af gelir diye bayram seyahatine çıkanla her incelemede maruz kaldığı usulsüzlük cezasını ödemek için bu bayramda ancak Bayramapaşa’ya kadar gidebilen arasında sınıf farkı olmayacak mı?