TSUNAMİ

Ali Perşembe
17 Mart 2011, CNBC-e

Tatlı yiyip tatlı konuşamıyoruz. Televizyon ekranlarında Japonya’daki felâketin elim manzaralarını seyretmek zorunda kaldık. Müthiş deprem ve müteakip tsunaminin verdiği zarar onbinlerin hayatı ve trilyon yenle ölçülürken bu hafta mecburen Japonya’yı ele alacağız.

Olayın verdiği zarar daha ölçülebilecek durumda değil. Allahtan Tokyo, Osaka gibi toplam 50 milyon insanın yaşadığı yerleşim bölgeleri faciadan uzak kaldı ama kuzeydeki zararın devasa olduğu tartışma götürmez. Güney sıyırdı ama Japonya bir daha aynı olmayacak. Tsunami sadece suda değil ekonomik hayatta da uzak coğrafyalara uzanacak.

Japonlar kuvvetli ve dayanıklı bir ırktır. Toparlanacaklar. Merkez Bankası finansal piyasalara zarar verecek her şeye karşı duracağını ve gerektiği kadar likidite sağlayacağını duyurdu bile. Ama işin gerçeği, faciadan önce Merkez Bankası zaten deli gibi para basıyordu. Bu yeni yen tsunamisi sorunları çözecek mi? Biraz zor gözüküyor.

Japon ekonomisi felaketten önce de felaket durumdaydı. Ulusal borç milli gelirin %200’ünü geçti. 2015 yılında %250’ye ulaşması bekleniyor. Şimdi daha da borç gerekecek. Hükümet şimdiye kadar 10 yıllık hazine bonolarına verdiği %1,30 gibi bir oranla müthiş ucuza borçlanabiliyordu.

İkinci dünya savaşından sonra devlet acımasız bir tasarruf politikası izlemişti ve Japonlar para harcamıyorlar, bütün paralarını sıfıra yakın faizli mevduatlara koyuyorlardı. Bugün tasarrufların 17 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor ama adam başı ulusal borcun 85.000 dolara ulaştığı bir ülkede hükümet cömert harcamalarını daha ne kadar vatandaşlarının cebinden finanse edebilecek artık soru işareti olmaya başladı.

Büyük derecelendirme kuruluşları Japonya’nın notunu indirdiler. Japonya artık Çin ve borçla boğuşan İspanya seviyesinde. Deprem ve tsunami de tuz biber oldu. Orada hayat zorlaşmaya başlayacak. Belki de dünya yakında Japonya’nın borçlarını ödeme kabiliyetini de sorgulamaya başlayacak. Burada şüpheler başlarsa bono piyasası çökebilir. Tsunami buna sebebiyet verecek mi? İzlanda, Yunanistan ve İrlanda kurtarıldı. Japonya’da sorunlar başlarsa kim kurtaracak?

Tam da dünya hem mortgage krizi hem de Avrupa borçluluk sorunlarının üstesinden gelmeye çalışır, Japonya’dan akmaya devam eden sermayeye bel bağlamışken orada patlayacak bir kriz kimse için iyi olmayacak.

Büyümeyen ve deflasyon sarmalına girmiş bir ekonomi, yaşlanan nüfus (Japonya’da 127 milyonun %23’ü 65 yaşının üstünde) ve acı reçete uygulamalarını hep bir sonraki hükümete ertelemeyi adet haline getirmiş bir politik sistem şimdiki duruma yardımcı olmuyor. Üstelik son 2 kriz yılında Avrupa’da Amerika’da likidite sorunu yaşayan şirket ve bankalara sermaye pompalayıp hisse alan Japon sermayesi, şimdi başta dara düşecek olan sigorta şirketlerinin (ki büyük miktarlarda Avrupa devlet borçlarını satın alacaklarını söylemişlerdi) yaşanan felâketin getireceği yükü finanse etmek için varlık satışına geçecekleri bekleniyor. Bu durumun borç batağındaki Avrupa için de pek parlak olmayacağı aşikâr.

Şimdiki hükümet, kendinden öncekilerinin de yaptığı gibi, seçimlerden sonra vergileri artracağını söyledi ama bu lâfı artık ezberledik. Bugüne kadar hiçbiri vergi artırımaya cesaret edemedi. Hatta şimdi vergileri artırıken kurumlar vergilerini de düşürmeyi plânlıyorlar. Bu siyasi bir intihar.

Gerçi ulusal borcun %95’i bugüne kadar delicesine tasarruf etmiş yerli piyasanın elinde ama cömert hükümetin harcamaları deprem öncesinde bile istikrarlı bir şekilde artıyordu. 2010 yılında Amerika bile %2,8 büyürken %1,5 küçülmüş olması beklenen ülkede gelecek parlak değil.

Halbuki, 1960 ile 1990 arasındaki 30 yılda Japonya müthiş bir ekonomik mucize yaratmıştı. Japonlar bu 30 yılda deli gibi çalıştılar. Hatta, fazla çalışmaktan ölüm anlamına gelen Karoşi kelimesini tıp literatürüne Japonlar soktular. Örneğin 2006 yılında bir Toyota mühendisi ayda 80 ssat fazla mesai yaptığı için öldü. Bugün bile Japonların günde 2 saat fazla mesai yapması (ödenmeden) normal sayılıyor. Baskılar artınca 2007 yılında Mitsubishi Bankası çalışanlarının hafta bitiminde gidip çocuklarına ve yaşlılara bakmaları için 3 saat erken çıkış programı başlattı. 2009 yılına gelindiğinde programa 7.000 çalışandan 34’ü yazılmıştı.

Büyüme 1960’larda ortalama %10, 70’lerde %5, 80’lerde ise %4 olmuştu. Ülke daha geçen yıl Çin öne geçene dek dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmuştu. Ne olduysa 1980’lerin ikinci yarısında oldu.

Çılgın tasarruflar sayesinde bankalarda inanılmaz paralar birikti ve kredi almak kolaylaştı ve ucuzladı. Ülkenin geleneksel ticaret fazlası yeni değerlendirdi. Şirketler değerli yenle büyük sermaye yatırımları yaptılar ve uluslararası rakiplerini solladılar. Böylece ticaret fazlası daha da arttı. Yen değerlendikçe de finansal varlıklar müthiş cazip olmaya başladı.

Ortada o kadar çok para vardı ki, 1985 yılında 10.000’den başlayan Nikkei Endeksi rallisi 5 yılda dört misline çıktı. 89’un sonuna gelindiğinde 39.000’i gördü. Aynı balon emlâk piyasasında da yaşanıyordu. Tokyo’nun lüks Ginza bölgesinde metre kare fiyatları 1 milyon dolara çıktı.

Sonra da, her seferinde olduğu gibi balon  (Japonların deyimiyle baburu keiki) patladı. Nikkei bir daha belini hiç doğrultamadı. Bugün hâlâ 10.000’lerde. Emlâk da tepe taklak olunca trilyonlarca dolar kaybedildi. Ekonomik büyüme durdu. Yatırımların sonu geldi ve deflasyon başladı. Merkez Bankası faizleri sıfıra indirmiş olsa da bu sarmaldan hâlâ çıkılamadı. Japonlar 90’lı yıllara Kaybedilmiş On Yıl diyorlar (Uşinawareta junen).

Uşinawareta junen de karoşi’ler de devam etti ama Japonya bizim sözlüklerimize başka kelimeler de kattı. Kimono meselâ. Sadece “giyilen şey” demek ama bağcıklar, iç çamaşırları, aksesuarlar, platform sandallar… Tam bir kimono kıyafetinin maliyeti 10.000 dolarları bulabilir. Giyip çıkarması 1 saati geçen bu giysiyi herhalde Japonlar’dan başkası bulamazdı.

Kimonodan gelelim Geyşa’ya. Zarif bir şarkı söyleme, dans etme ve çay servisi yapma sanatı mı? Yoksa tele kızlığın en sosyetik şekli mi? Zaten bu servis barbar batılılara kapalı. Ama Japonlar için de öyle kolay değil. Dört kişilik bir misafir partisine, dört saatten az olmamak üzere bir geyşa mı çağırmak istiyor? 3.000 dolarıyla vedalaşmak zorunda.

Kimono gibi, Geyşa gibi, suşiyi, tempura karidesi de Japonlar’dan başkası icat edemezdi. Zevkle yiyoruz ama doğal kaynaklardan yoksun bu ülkenin balıkçıları dünya denizlerini acımasız bir şekilde kurutuyorlar. Dünyada avlanan balığın %8’ini onlar avlıyor, bir o kadarını da başka avcılardan ithal ediyorlar. Orkinos, balina… Biliyor musunuz? 2000 yılında 16.700 balina katlettiler. O yıl dünyada yakalanan balinaların %82’si.

Avcılığı ve sürdürülebilirliği regüle etmek için kurulan Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu’nun kurallarına karşı gelmeye devam ediyorlar. Zaten dişi olmayan bu kurum kimseye söz geçiremiyor. Mesela Onasis’e ait büyük bir balina avcılığı filosu Peru donanmasınca durdurulmuştu ama Onasis ceza yemeden filosunu 7.5 milyon dolara Japonlara satıvermişti. Şimdi Japonlar daha da iyisini yapıyorlar. 1986’da avcılığa moratoryum getirilmiş olmasına rağmen “araştırma” adı altında katliama devam ettikleri yetmiyormuş gibi bir de komisyon üyelerine bol bol rüşvet dağıtıyorlar. Ya yunusları teknelerle kovalayıp, sıkıştırıp çıkış yollarını tıkayarak yüzlercesini kanlar içinde katletmelerine ne demeli. Tropikal orman kerestesinin en büyük alıcıları da onlar.

Bize enfes müzik aletlerini, televizyonları, hayatı kolaylaştıran elektronik aletleri sunan, bizi yetmişli seksenli yılların benzin içen berbat Amerikan devlerinden kurtarıp ekonomik ve dayanıklı otomobiller üreten, ofislerimizi cüce ağaçlarla besleyen bu köklü kültürün maalesef başka virüsleri de var.

Kamikaze yi biliyoruz da, Japonya’da hâlâ yılda 30.000 kişi intihara teşebbür ediyor.

Nenko Joretsu meselâ. Nenko Sistemi. Kabiliyetle değil kıdemle terfi sistemi. Yönetim kadrolarını deneyim adına eski toprakla doldurup gençlerin önünü tıkayan, doğru işe doğru adamı atayamayan sistem.

Amakudari meselâ. Cennetten inme demek. Kıdemli bürokratların mesleklerinin sonunda özel sektör şirketlerinin üst düzey kadrolarına atanması. Bu cennetten inmeler yüzünden ne şirketler ne de hükümet on yıllardır ekonomik ve siyasi reformları yapamıyor.

Sarakin meselâ. Yasal tefeciler. Japon nüfusunun %10’u onlardan kredi kullanıyor. 10.000 sarakin var. Krediler 100 milyar doları aşmış. Çoğu bankalarla birlikte çalışıyor.

Japonya çok güzel bir ülke. Bahçeler, kiraz çiçekleri, origami, pilav, ninjalar, Fuji dağı, pişmemiş at eti, pişmemiş fugu balığı, pilav, tanesi 300 dolara satılan kavun, karaoke, sumo, sake, pilav, bonsai, katana kılıcı, elektronik bideler, uçar gibi giden trenler, pilav, çalışanlara sabah jimnastiği yaptıran şirketler, özür dilemek için kafasını kazıtanlar, erkek arkadaştan ayrılınca saçını kestiren kızlar.

Ben kimsenin saçını kestirmedim ama umarım hem başlarına gelen bu felâketin yaralarını çabuk sararlar hem de borçluluk, rüşvet ve deflasyon virüsünü bizim tarafa doğru yollamazlar.