TALİHSİZ MERKELLER

Ali Perşembe
11 Haziran 2010, Dünya Gazetesi

Bunların ilki, Gustav Adolf Merkel. 1800’li yılların ünlü alman orgçu ve bestecisi. Schumann’dan aldığı dersler ve Mendelssohn’dan aldığı ilhamla bestelediği sonatlarla Alman müzik tarihine girmiş ama hayatının büyük bir kısmını Dresden’in katolik kilisesinin karanlık org odasında geçirerek, hiçbir zaman çağın diğer müzik dehalarının yanında yer alamamış.

İkinci Adolf Merckle daha da talihsiz. Bir zamanlar Fortune dergisinin “dünyanın en zenginleri” listesinde 84.lüğe kadar yükselmiş ama bu milyarder Volkswagen hisseleri üzerinde yaptığı spekülasyonlarda feci şekilde çuvallayınca, 2009’un Ocak ayında, 74 yaşındayken kendini Frankfurt’un banliyo treninin önüne atıyor.

Üçüncü talihsiz Merkel’imiz ise… dostumuz Angela Merkel. Geçtiğimiz günlerde dünyayı, liderliğini yaptığı abidik gubidik birliğini, partisini ve kendi ülkesinin vergi mükelleflerini bir değil iki kez şaşırttı. Önce, 16 Mayıs’ta birlik üyelerinin katıldığı 14 saatlik toplantının ertesinde, 962 milyar dolarlık Avrupa’yı kurtarma planının altına imzayı attı. Sonra, bu imzanın arkasından daha 10 gün geçmeden, açığa satışları yasakladı. Kurtarma plânı ve Nazi yasaklarının arkasından herkes ters köşeye yattı. Euro’ya cenaze marşı okuyanlardan tutun da, yasaklara köpüren piyasa oyuncularına kadar, kimse neler olup bittiğini kavrayamadı. Hâlâ kafalar karışık. Piyasalar oynak. Altın parıldıyor. Halbuki, olan bitenlerin yüz yıldır gazetelerde hergün okuduğumuz tezgahlardan hiçbir farkı yok. Bakın, neler olup bitiyor.

İlk önce 962 milyar dolarlık kurtarma planını ele alalım. Acaba Angela Merkel’in başka şansı var mıydı? Bir yandan seçimler yaklaşırken partisi popülaritesini gittikçe kaybediyor, öte yandan, Alman seçmeni ödediği vergilerin Yunanistan, Portekiz gibi dolce vita hayata alışmış siestacıların ceplerine gitmesinden şikayetçi. İki arada bir derede. Avrupa’da işler bozulursa seçim kaybedecek, seçmen vergilerini peşkeş çekerse, yine seçim kaybedecek. O zaman, ilkönce Avrupa’yı kurtarayım, daha sonra seçmenime güvence vereyim diyor.

Avrupa’yı kurtarmak için, abidik gubidik birliği (yâni AB) fonlarından 60, Euro bölgesi hükümetlerinden 440, ve IMF’den 250 milyar euroyu bir araya getirip 750 milyar euro (yâni 962 milyar dolarlık) garantiler paketini devreye sokuyor. Yaptığı yangına körükle gitmek. Borçlar yeni borçlarla finanse edilecek.

Ünlü İrlanda’lı komedyen ve yazar Spike Milligan, dostumuz Angela Merkel’in durumunu, ne tesadüfdür ki, ikinci dünya savaşında askerken yaşadıklarını yazdığı “Adolf Hitler’in çöküşünde benim rolüm” isimli otobiyografisinde kullandığı “Para dost satın almaz, ancak daha klas düşmanlar kazandırır,” ibaresiyle o kadar güzel tasvir ediyor ki.

Bu kurtarma ve teşvik programları ne zaman işe yaradı ki? Bakın bugüne kadar sokağa neler döküldü:

Abidik Gubidik Birliği kurtarma plânı: 962 milyar dolar
Wall Street kurtarma plânı: 700 milyar dolar
Beijing kurtarma plânı: 586 milyar dolar
İngiliz bankaları kurtarma plânı 500 milyar dolar
Fannie ve Freddie’yi kurtarma plânı: 140 milyar dolar
AIG kurtarma plânı: 85 milyar dolar

Toplamda 2 trilyon dolar. Ne değişti?

Bu teşvik plânlarının mucidi Keynes. Bugün dünya hâlâ onun teorileriyle boğuşuyor. Teşvikler, ya vergi indirimleri ya da kamu harcamaları olarak ortaya çıkıyor. Halbuki, ikisi de ekonominin cebinden çıkıyor. Yine piyasanın kendi kendini tamir etme kabiliyeti sakatlanıyor. Bizden iki misli fazla işsizlikle boğuşan ve boğazına kadar borçlu İspanya’nın Eurobonolarının faizi %3,5. Son 200 yıl içinde Almanya, Fransa, Yunanistan ve Arjantin temerrüde gitmiş. Bizim tarihimizde böyle bir şey yok, ama notumuz çöp kategorisinde. Abidik Gubidik Birliği değil de ne? Maastricht kriterlerine kendileri uyamıyorlar. Uymayanların başında en güçlü liderleri var. Almanya! Aslında AB tüm kriterleri hesaba katsaydı bugün AB, AB’ye giremezdi.

Komşumuz kıs kıs gülüyor. 19 Mayıs itfasını gelen yeni borçla döndürebildiler. Onlar dans ederken Alman abileri çalışıp terlemeye devam edecekler. Binlerce kamu çalışanı, çoktan bu dünyadan göçmüş ana babalarının emeklilik maaşlarını almaya, 40’lı yaşlarda emekli olmaya, kamunun 74 şirketi yeni işçi almaya devam edecek.

Biliyor musunuz, Homer’in anlattıklarına göre, savaşta atlıların karşıya geçememesi için kahraman Herakles’in kazdığı ve 1930’larda tamamen kurumuş olan “Kopayda” gölünü yönetmek için devlette hâlâ bir komite var ve hâlâ maaş veriyor. Kurumuş Göl Komitesi!

Şimdi “Drahma’mız olsaydı, devalüe eder, bu işin içinden çıkardık,” diye AB’yi tehdit ediyorlar. Euro zaten %25 devalüe oldu, daha ne olmalı? Atina’daki ayaklanmalar istediklerini açıkça ortaya koyuyor. “Fedakârlık yapmak is-te-mi-yo-ruz. Siz çalışın, biz yiyelim.” Borçları milli gelirin %150’sine çıkacak. O da her şey iyi giderse. Sonunda şu veya bir türlü yeniden yapılandırılacak. Bu düzgün yapılırsa bir şey olmaz. Ama yapılmazsa, bankalara hücüm, Alman bonolarına hücüm veya Euro bölgesinden kaçış bile gelebilir.

AB’den çıkmak o kadar kolay değil. Zaten anlaşmalara aykırı. Son derece karmaşık ve neredeyse imkânsız. Sadece İngiltere ve Danimarka’nın seçenekleri var. Aslında Almanya’nın çıkması daha olası. Biz bu işe etrafa para dağıtmak için girmedik diyebilirler. Fakat mevcut durum bu kadar da ümitsiz değil. Gerçek şu ki, AB’ye girmek için aslında, biz iki defa düşünmeliyiz.

Gelelim Merkel’in ikinci sürprizine. Bazı hisselerin, bonoların ve CDS’lerin açığa satışını yasakladı. Seçmenine şov yapıyor. “Bakın bu kadar peşkeş çekiyoruz ama piyasaları sıkı kontrol edeceğiz,” diyor. Yalanın en okkalısı. Niye mi? Bir kere, içinde Yunanistan, İspanya, İtalya ve Portekiz’in bulunduğu 10 Avrupa ülkesinin CDS’lerinin toplam nominal değeri 108 milyar dolar. Bunların hepsi iflâs etse, konuştuğumuz rakam bu ülkelerin toplam borcu olan 11 trilyon doların %1’i bile değil. Yasaklasan ne olur?

İkincisi, aralarında IMF, İngiltere’nin SPK’sı ve hatta yasağı koyan Alman SPK’sının olduğu otoriteler bile ülke bonoları piyasasını CDS’lerin etkilediğine dair kesin kanıtlar bulunmadığını söylüyorlar. CDS piyasası bono piyasasına nazaran çok ufak. Üçüncüsü, Avrupa’da açığa satışların %95’i “küresel finans merkezi” Londra’dan yapılıyor. Alman yasağı kendi sınırlarında geçerli. Londra’ya laf geçiremez. Bu seçmene şov değil de ne?

Zavallı komşumuz. Girdiğinden beri AB kurallarını hiçe saymış, ödeyebileceğinden fazlasını borçlanmış. Avrupalı çalışmış, ona göndermiş. Şimdi Yunanistan CDS’lerini açığa satanlar mı tukaka oldu? Angela Merkel de yediği kokoreçin nereden geldiğini biliyor ama, seçmenine çaktırmamalı. Finansal sistemi kökten değiştireceğiz vaazini veriyor. Ne bu? Ucuz cep telefonu mu? Bozuldu mu at, yerine yenisini al.

Bu gelişmelerin girdabında yatırımcı medyanın ve yağmur gibi gelen felâket haberlerin dolduruşuna gelmemeli. Ne de olsa, euro’nun düşeceği ve altının çıkacağı seviyelerin de bir sonu olacak.