PARA, PARRA, PARRRA NERDEN ÇIKTI BU YARA?

Ali Perşembe
2 Ekim 2012, Scalakitapci.com

Mezopotamya gibi gelişmiş düzeyde bir ekonomik faaliyetin bulunduğu bir uygarlıktan sonra; Eski Mısır’ın ekonomik yaşamında özel mülkiyet ilkesinin önemini yitirmesi, tarımsal ürünlerin de dahil olduğu her türlü mülkiyetin büyük ölçüde hükümdara ait olması, dış ticaretin devlete ait bir kamu faaliyeti olarak kalması, ticaretin büyük ölçüde değiş tokuş mekanizmasıyla yapılması ve dolayısıyla para kavramının toplum tarafından benimsenmemiş olması aslında dünya ekonomik tarihinde Mısır uygarlığı için karanlık bir dönemdir. Ne var ki, bir yandan Nil’in bereketi, diğer yandan Fırat ve Dicle’nin suladığı alanlardaki gelişmiş ekonomik faaliyet ve öte yandan Doğu Akdeniz ve Ege’de filizlenen müthiş ticaret varken bu dönem çok geçmeden sona erecektir. Bu değişimin en baskın nedeni de paranın ortaya çıkışıdır.

Biraz geriye saralım. Bu aşamada paranın pat diye Lidya’da önümüze çıkıvermediğini anlamamız gerek. Paradan önce değiş tokuş vardı. Değiş tokuş en az insanlığın tarihi kadar eski. Ticaretin kapsamı ve karmaşıklığı arttıkça değiş tokuş sistemleri de bu baskıları kaldıracak şekilde gelişti. Ne var ki, belli bir aşamada bu imkânsız hale geldi. Değiş tokuşun en büyük dezavantajı, müşterek ve genel bir değerler standardının, yâni paranın verdiği fiyat sistemlerinin olmayışıdır. Refah ve değiş tokuşu yapılabilecek malların çeşitliliği arttıkça muhasebe sorunları da katlanır. Basit toplumlarda belki bu sorunların üstesinden gelinebilir, ancak paranın olmadığı yerde çağdaş toplumların temelleri çatırdar. İşte değiş tokuşun bu yetersizliği paranın ortaya çıkmasının nedeni oldu. İlk başta ve en ilkel anlamıyla para, belki de bir muhasebeleştirme birimi, bir değer ölçütü, bir ödeme aracı gibi bugünkü ekonomik işlevleri bağlamında değil başlık parası ve kan parası, veya dekoratif, siyasi, dini ve törensel işlevlerle hayatımıza girdi. İşte bu ekonomik olmayan işlevlerinden dolayı paranın belli bir tarihte, belli bir coğrafyada, belli bir toplum tarafından icat edildiğini söylemek yanlış olur. Paranın bir değil birçok başlangıcı vardır, çünkü birçok işlevi benzer yollardan ve benzer işlevleri birçok yoldan yerine getirebilir. Bu da zaten neden birçok farklı objenin ilkel (metalik para öncesi) para olarak kullanılmış olduğunu açıklıyor. Kehribar, boncuk, deniz kabukları, yumurta, tüy, gong, çapa, davul, fildişi, yeşimtaşı, tencere, deri, hasır, çivi, öküz, domuz, kuvars, pirinç, tuz, yüksük, votka, wampum, kayık, ip, balta binlerce ilkel paradan sadece birkaçı. Bu objeler, farklı coğrafyalarda, farklı tarihlerde (hem de bazıları neredeyse günümüze dek) ve farklı toplumlar tarafından para yerine geçti. Pasifik Adaları, Afrika, Uzak Doğu ve Orta Doğu deniz kabuklarını; Fiji balina dişlerini; Karolin Adaları tebeşiri; Kızılderililer wampum boncuklarını; Mezopotamya, Afrika, Orta Asya stepleri ineği ve öküzü kullandı.

Paranın ortaya çıkış süreci ile kaynakların tahsisindeki etkin kullanımı arasındaki yakın ilişki biraz karmaşık ve dolambaçlı. Özellikle, mantıksal ve kronolojik gelişimler birbirlerine paralel olmamış. Sanki metal öncesi parayı ilkel, metal parayı da gelişmiş toplumlar kullanmış gibi algılanıyor ama aslı öyle değil. Örneğin İngiltere’de bankacılık madeni paranın kullanımından bin yıl sonra başlarken, Babil paranın icadından bin yıl önce bankacılık yapıyordu.

Taş devrinden çıkarken ilkel insan için her metal değerliydi. Sanayi metalleriyle değerli metaller arasındaki farkın önemi ancak insanın metalürji becerisi gelişip farklı metallerin göreli bolluk ve kıtlığını yansıtacak derecede arzı arttıkça belirmeye başladı. Bakır, bronz, altın ve gümüş demirden önce biliniyor ve kullanılıyordu. Metallerin bu ilkel insan tarafından hevesle benimsenmesiyle birlikte onlara alıştıktan sonra vazgeçilmez hale gelmeleri kolayca para olarak kullanılmalarına giden dönüşüme yardımcı oldu. Öyle ki, gümüşün kökeni olan Latince argentum ve Yunanca argyros sözcükleri Fransızca’daki argent sözcüğünde olduğu gibi birçok dilde tarih öncesinden modern çağa kadar para anlamına geldi.

Taş devrinin sonuna doğru Çinliler bronz ve bakırla yaptıkları taklit deniz kabuklarını yarı para gibi kullandılar. Daha sonra, yine farklı coğrafyalarda bakır, bronz ve demirden yapılma baltalar, mızraklar, bıçaklar, kılıçlar, çapalar ve kürekler ödeme aracı olarak kabul gördü. Yavaş yavaş bu araç daha kullanılabilir hale geldi. Hantal objeler yerini çeşitli şekillerde işaretsiz topaklara, çubuklara, halkalara, yüzüklere, halhallara, bileziklere ve kolyelere bıraktı. Finansal pazarlığın daha ilkel toplumlarda olduğu gibi tartılması gereken metal parçalarla değil de tanınan ve kolayca sayılabilen metal objelerle çok daha hızlı yapılabildiği savunulabilir ama işte yukarıda ele aldığımız gibi paranın çok başlangıçlığı, çok işlevselliği, çok tarihliliği, çok coğrafyalılığı ve çok toplumluluğu ele alındığında bu sav bile tartışılabilir. Örneğin, Mezopotamya’da madeni para kavramından haberdar olmadan tartılarak el değiştiren madenlerle muazzam miktarlarda ticaret yaptığını biliyoruz (çünkü paradan önce bankacılığı icat etmişlerdi). Mezopotamya dünya medeniyetlerinin beşiği oldu. Evet, bugünkü kavramından farklı ve hatta madeni para olmadan dahi uzaktı ama yedi bin yıl önce Mezopotamya uygarlıkları para kullanıyorlardı. Yalnız değillerdi. Sümer uygarlığının yanında hemen hemen diğer tüm uygarlıkların şu veya bu şekilde ataları olan Minos, Mısır, Çin, Maya ve Güney Amerika kıtasının And Dağları uygarlıkları arasında sadece İnkalar para olmadan gelişmiş bir medeniyet seviyesine eriştiler. Ne çelişkidir ki, para üretmek için en fazla altına ve gümüşe sahip topraklar da onlarındı.

Madeni paranın ne zaman ve kimler tarafından icat edildiği sorusunun yanıtı tamamen neye madeni para dediğinize bağlı. İşlevsellik açısından bakıldığında o ilkel kürekler, çapalar ve bıçaklar, evet, madeni paraydı, çünkü sahte olmadıkları devlet tarafından doğrulanmış ve damgalanmışlardı, neredeyse özdeştiler, garantili birer değer sembolüydüler ve ağırlıkla değil sayıyla işlem görüyorlardı. Herhalde milattan önce ikinci binyılın sonunda kullanılıyorlardı. Doğu Akdeniz uygarlıklarındakine benzer yuvarlak madeni paraların ise Lidya’dan altı yedi yüzyıl önce (M.Ö. on ikinci yüzyılda) Çin’de kullanıldığına işaret eden araştırmalar var. Üstelik zamanın para sistemi günümüzdekine Lidya’nınkinden çok daha benzerdi, çünkü madeni paralar değerli metallerden (altın, gümüş, vs.) değil sanayi metallerinden (bakır, demir, vs.) yapılıyordu. Bugün kullandığımız madeni ve kâğıt paraların değerleri temsil ettikleri, yâni üzerinde yazılan değerler. Başka bir ifadeyle, elimizdeki 100 TL’lik bir kâğıt para 100 TL’ye imal edilmiyor. 1 TL’lik bozuk parayı üretmek 1 TL’ye mal olmuyor. Her ne kadar maliyet (eder) ile temsili değer arasındaki bu ilişki M.Ö. on ikinci yüzyılın Çin’inde bugünkü gibi tam olarak yok olmadıysa da, ucuz metallerle yapılan madeni paranın ürettiği sonuçlar, Doğu Akdeniz uygarlıklarındaki gibi değerli metallerle yapılan paranın ürettiği sonuçlardan çok farklı oldu. “Batıda” bu eder değer ilişkisinin yok olması uzun süreçlerden geçti ve zaman aldı. Halbuki, Çin bu süreci hızlı geçtiği için kâğıt parayı da ilk kullanan uygarlık oldu. Tam tersine, daha yüksek değer/ağırlık oranına sahip olan daha “kaliteli” batı madeni parası Avrupa’da kâğıt para kullanımını geciktirdi.

Sonrasını biliyorsunuz. Orta ve Güney Amerika uygarlıkları yok oldu. Uygarlığı yerküreye tanıştıran Mezopotamya dini rönesansını gerçekleştiremedi, tarihe karıştı. Sanayi devrimiyle rönesansını beceren Avrupa bin yıldır dünyayı sömüren ve fakirleştiren finansal derebeylerini yenemediği için borç batağında. Bu finansal derebeylerin yönettiği bir merkez bankasıyla uyutulan A.B.D. hâlâ evde istediği kadar para basıp harcama lüksüne sahip olan tek ülke olarak kendi evinde refah yaşayabiliyor ama vatandaşları dünyayı rahat gezemiyor, konsoloslukları zırhlarla korunmak zorunda. Nüfusunun %90’ı fukaralıkla boğuşan Çin’e mucize deniyor. İslâmofobiklere damardan düşman kılınan Anadolu’nun, İslâmofobinin neden ortaya çıktığını anlamaması için daha çok çocuk yapması teşvik ediliyor. Tek ayak üstünde Pan Osmanlı hayalleri Anadolu’nun karnında sıpası sırtında sopası eksik olmayan halkını yarım elma heyecanlandırıyor, dünyayı endişelendiriyor. Afrika günde 1 dolara geçinmeye çabalıyor, derebeylerin bol keseden dağıttığı paralara ikonlaştırılan bir adamın yaptığı telefona şanslı kısım 24 saatte 1 milyar dolar ödeyerek basılan bu paraların yine o derebeylerin ceplerine gitmesine vesile oluyor. Sadece bir imparator var. On bin yıldır orada: para, parra, parrra.