NARKE

Ali Perşembe
27 Şubat 2011, Milliyet

Yunanca bir sözcük “narke” ama narkoz, narkotik gibi sözcüklerin kökünü oluşturduğu için tüm dünya dillerine köprü olmuş. Derin uyku, uyuşma anlamına geliyor. Hayır, ne uyuşturucu aldım ne de ameliyat oldum bu hafta. Ne var ki, “narke” sözcüğü enfes bir köprü kurdu bitirdiğimiz hafta. Benliği dünya kadar büyük bir kişi, ve kişiliği bir ben etmeyecek kadar küçük dünya arasında.

“Narke” sözcüğü Yunan mitolojisinin en ilginç karakterlerinden birisi için de kök olmuş: Narsissus. Narsissus, narsisizme, yâni özseverliğe isim babalığı yapan genç ceylan avcısı. Müthiş güzel. Güzelliği diğer mitolojik kahramanlarla karşılaştırılıyor: Afrodit’in sevdiği Adonis, Selene’nin sevdiği Endimiyon, Zeus’un sevdiği Ganimedes, Apollo’nun sevdiği Hayasintus, Herakles’in sevdiği Hilas, Salmasis’in sevdiği Hermafroditus, Layus’un sevdiği Krissipus. Çok sevilmiş bu güzel erkekler. Yunan mitolojisi günümüz porno endüstrisinden daha heyecanlı.

Farklı farklı öyküler var Narsissus hakkında. Birinde, o kadar güzel ki, hiçbir kıza yüz vermiyor. O kadar kibirli ki, sevenlerinden nefret ediyor. Sadece kendisi sevebilir kendisini. Sudaki yansımasına aşık oluyor ve onu elde edemediği için çürüyüp gidiyor. Bir başka öyküde intihar ediyor.  Bir diğerinde, tanrılar tanrısı Zeus’un (aslında aldatma tanrısı desek daha doğru olur) hem kızkardeşlerine hem de kendisine kadar ellerinin uzadığı güzel Eko, Narsissus’a aşık oluyor. Yüz bulmayınca duaları kabul oluyor ve Nemesis, Narsissus’u sudaki yansımasına aşık edip ızdıraba sürüklüyor.

Bir başka öyküde, dünyaya Sirte’de 1942 yılında bir Arap-Berber ailesinin çocuğu olarak geliyor. Lisedeyken Mısır’lı lider Nasır’dan etkilenip Arap milliyetçiliği için hayaller kurmaya başlıyor. Harp akademisini bitirdikten sonra da 1969 yılında Türkiye’de tedavi gören Kral İdris’in yokluğunda cuntayla Libya’nın başına geçiyor. İtalyanlar’ı kovuyor, ülkeyi batı karşıtı köktenciler için bir cennete çeviriyor. Başkan Bush’un icat ettiği İran-Irak-Kuzey Kore’den oluşan “şer eksenine” resmi olarak giremeyip egosu zedelenince kendi eksenine Suriye’yi, Küba’yı, Sudan’ı, Sırbistan’ı çekmeye çalışıyor.

Münih Olimpiyatlarına terörist gönderiyor. Şii imam Musa Al-Sadr’ı yok ediyor. Sokağa ateş açtırıp İngiliz polisi öldürtüyor. Berlin’de diskotek bombalatıyor. İRA’ya silah yolluyor. İskoçya üzerinde uçak düşürtüyor.

Sudaki yansıması, Mao’nun kırmızı kitabını kıskanıp yeşil kitabı yazıyor. Kapitalizm ve ateist komünizme alternatif olsun diye. Fanatik müfredatla (bak şu konuşana) beyin yıkayan dünya eğitim sisteminin çökertilmesi gereğinden kadınların adet görmesine kadar ahkâm kesiyor yeşil kitapta. Üç ciltten oluşma bu yeşil kitap. Birinci cilt, parlementer sistemin çalışmadığına (kendisi gibi bir tanrı yönetmeli ülkeyi); ikinci cilt, maaşlı çalışmanın musibetlerine ve her Libyalı’nın kendi işinin sahibi olması gereğine (bunun nasıl gerçekleşeceğini bugüne kadar hiçbir ekonomist çözemedi); ve üçüncü cilt zencilerden boks yapmaya, müzikten evliliğe kadar harikulade eğlenceli bir konular dizisine (tanrı olunca her şeyi bilmek zorundasınız) yer veriyor. Hatta yeşil kitabın reklamını yapsın diye dara düşen bir Alman buz hokeyi takımının formasına sponsor bile oluyor.

Ülkesinin petrolünü sömürüyor, oğullarına kurduğu uluslararası şirketleri finanse ediyor, dünyanın dört bir tarafında yatırımlar yapıyor. Tarihin Sezar’ları, firavunları, kralları gibi gittikçe tanrılaşıyor, tanrılaştıkça yalnızlaşıyor. Yalnızlaştıkça paranoya, paranoyayla şiddet geliyor. Şehveti ve gücü bu kez kendi halkına karşı dönüyor. Kendi kentlerini, kendi pazar yerlerini, kendi hastanelerini, kendi uçakları bombalıyor. “Narke” sözcüğünden Narsissus’a, Narsissus’tan bugün dünyanın en yalnız, en acımasız, en korkak, en yıkıcı narsistine, Kaddafi’ye geldik.

Ne yazık ki, “narke” bizi bir yere daha sürüklüyor. Narkoz yemiş batıya. Eti budu olmayan kınama deklarasyonlarından başka bir şey üretmiyor. Dikatörlerle (hele hele petrolleri varsa) daha düne kadar partilerde boy gösteren Rothschild’ler, uçak bombacısını hasta diye affeden Blair’ler Bush’lar, Fransız dış işleri bakanları, vergi cenneti adalarda faaliyet gösteren uluslararası yatırım brokerleri, silah tüccarları, hesap dondurma özürlü İsviçre bankaları. Batı hep yaptığını yapıyor. Biz bu filmi görmüştük. Diktatör devrildikten sonra hesabını ben de dondururum.

İskoçya’da affedilen Libya’lı ülkesine döndü. İskoçya’da bir Libya’lı eksildi. Kaddafi artık İskoçya’dan sığınma talep edebilir. İlahi adalet. İlahi sözcük “narke”. Narsist diktatörden narkoz yemiş batıya.