MUZ VE PETROL

Ali Perşembe
10 Mart 2011, CNBC-e

200 kadar devlet var bu dünyada. Yarısı muz yetiştiriyor. En büyük ihracatçı Hindistan. 26 milyon ton. Dünya üretiminin neredeyse üçte biri. Ama ne yazık ki, muz çiftçileri üç kuruşa satıyorlar muzları. Chiquita, Del Monte, Dole gibi devasa tüccar şirketlere. Onlar da bize satıyorlar marketlerde, çiftçilere ödenen paranın 100 misline. Bakmışlar ucuza gidiyor muzlar; Kolombiya, Kosta Rika, Ekvator, Guatemela, Honduras, Nikaragua ve Panama gibi Orta ve Güney Amerika ülkeleri; OPEC’ten esinlenip bir kartel kurmuşlar. Unión de Países Exportadores de Banano veya kısaca UPEB. Muz İhraç Eden Ülkeler Birliği. Fiyatlar 20 yıldır hemen hemen aynı kalmış ama devasa şirketlerin sömürüsüne karşı gelmek için UBEP ihracat vergisi  koymuş. Kasa başına 25 cent. Tabi bu şirketler de isyan edip ellerinden geleni artlarına koymamışlar. Yolsuzluk diz boyu.

Aynı Watergate skandalı gibi, Bananagate var muzun tarihinde. 1974 yılında Honduras vergiyi iki katına çıkarmaya çalışınca harekete geçmiş United Brands Company (şimdiki Chiciquita’nın başlangıcı). Çünkü alımlarının %22’si Honduras’tanmış. Bir yıl sonra CEO kendini New York’taki Pan Am binasının 44. katından atınca iş ortaya çıkmış. Amerikan SPK’sı SEC olayın üzerine gidince, şirketin Honduras Cumhurbaşkanı Oswaldo Lopez’e her yıl 1,25 milyon dolar rüşvet ödediği anlaşılmış. Rüşveti alınca hükümet vergiyi düşürüvermiş. UPEB de çökmüş. United Brands bu işten 7,5 milyon dolar kârlı çıkmış. Düzene bakın: O zamanlar Amerikan şirketlerinin rüşvet vermesi gayri yasal değilmiş. Sadece paydaşlara açıklama yapmaları gerekiyormuş. Yâni tükür ama bana doğru tükürme dermiş Amerikan hükümeti.

Muz cumhuriyeti kavramı 1870 yılında Kaptan Lorenzo Baker’ın Jamaika’dan aldığı muzları Boston’da 1000 misli fiyata satmasıyla başlamış. Sonra da dev Amerikan şirketleri bu muz cumhuriyetlerinde ticareti domine etmeye başlamışlar. Aslında bu terimi ilk kez Amerikan yazar O. Henry kullanmış. Banka paralarını zimmetine geçirmekten yakalanmasın diye kaçtığı Honduras’ta yazdığı Lahanalar ve Krallar isimli kitabında. United Brands Company’nin ilk ismi United Fruit Company imiş ama lâkabı El Pulpo (Ahtopot) imiş, kolları ülkenin kendi halkını sömüren yozlaşmış hükümetinden toprak ağalarına kadar uzadığı için. Paralı askerler bile kiralanmış. Fazla ileri giden hükümetler darbeyle devrilsin diye.

Hatta United Fruit Company, kırklı ve ellili yıllarda Başkan Truman ve Eisenhower hükümetlerini Guatemela’nın popüler başkanı Albay Guzman’ın komünist olduğuna ikna etmiş ki plânlanan toprak reformuyla bu şirketlerin elindeki arazilerin köylülere verilmesi engellensin, CIA gelip darbe yaptırsın diye. Pablo Neruda şiirlerinde lânetlemiş bu şirketleri. O gündür bu gündür biliyoruz ne demek muz cumhuriyeti. Siyasal istikrarsızlık ve yolsuzlukla boğuşan muz üreticisi coğrafyalarda CIA, dev Amerikan şirketleri, toprak ağaları, darbeler, üreticinin sömürülmesi, rüşvet, diktatörler ve İsviçre’de banka hesapları.

Muz cumhuriyetlerini okumak isterseniz üç Avustralyalı komedyenin yazdığı San Sombrero: Karnavallar, Kokteyller ve Darbeler Ülkesi’ni okuyun. Bir şaheser. San Sombrero, Aziz Şapka demek. Güneş gözlüğünün keşfedildiği hayal ürünü bir ülke. Ülkenin resmi ismi Demokratik Hür Halkların Birleşik San Sombrero Cumhuriyeti. Çok demokratik. Vatandaşlar bu resmi ismi kullanmazlarsa tutuklanıyorlar.

Gayet iyi biliyoruz. Bir ülke ne kadar muz cumhuriyeti haline girme yoluna girmişse, ismi de o kadar uzun oluyor. Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi meselâ. Bir ülke ne kadar muz cumhuriyeti haline girme yoluna girmişse generalleri de o kadar süslü oluyor. Göğüsler madalyalar, şapkalar kartallar, omuzlar apoletlerle dolu. Muz ağacındaki renkli papağanlar gibi. Gidin Arap ülkelerinde bir müzeye, bir festivale, bir etkinliğe. Caddelerde kurulan taklarda şöyle yazar: Haşmetmaap Şeyh Falafoş Şabalup bin Abdülcezap bin Absürd Hazretleri, Muz Cumhuriyetleri Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Demokrat Diktatör. Okuyana dek müze kapanır.

Kitaba dönelim. San Sombrero’da karnaval haftası hariç 362 bayram/tatil günü vardır. Hep devrim ve darbe olur. 10 yılda 17 diktatör değişmiştir. Okuma yazma oranı çok yüksektir, çünkü okuyamayan 53.000 kişi ya hapsedilmiş ya da Haiti’ye postalanmıştır. Ülkede tütün ve şam fıstığı büyür. Beş eyaleti vardır. Polluçion (hava kirliliği demek), başkenti Cucaraçça (hamam böceği); Marakas, başkenti San Pistachio (aziz şam fıstığı); Lambada, başkenti Aguazura (deniz mavisi), Guakomole, başkenti Fumarole ve San Abandone, başkenti Nicotiño. Ülkenin bayrağı Camouflagio’dur. İstiklâl marşı “Şahane Anavatan” eller bele konulup bossa novayla söylenir:

SEVGİLİM KALBİMİ ERİTİYOR
SEVGİLİM BENİ DELİRTİYOR
KALÇALARINI ÇEVİRİYOR
ÇOK YAŞA SAN SOMBRERO

Şimdilerde değişti biraz muz cumhuriyeti kavramı. Petrol cemahiriyeleri, doğal gaz şeyhlikleri var artık. Ha UBEEEP ha OPEC. Paralı askerler de ortaya çıktı. Diktatörler aynı diktatörler, toprak ağaları aynı ağalar, şirketler aynı şirketler. Sadece isimleri değişti. Meselâ İtalya’daki Banca UBAE. %67,5’i Libya Foreign Bank’in. Libya Foreign Bank’in sahibi Libya Merkez Bankası. Libya Merkez Bankası, İtalya’nın en büyük bankası UniCredit’in %4,9 hissesine sahip. UniCredit de Banca UBAE’nin %10,8’ine. İtalya’nın enerji sektöründeki kamu devi Eni’nin de %5,4 hissesi var UBAE’de. Intesa’nın %1,8. Telecom Italia’nın yine %1,8. Libya Yatırım Otoritesi’nin Eni’de %2 hissesi var. UniCredit’de %2,5. Libya’nın Juventus’tan Fiat’a kadar daha birçok şirkette hisseleri mevcut. UniCredit’in bu sarmaldaki bağlantısı, Banca di Roma’yı 2007 yılında satın almış olmasından kaynaklanıyor. Banca di Roma, Osmanlı’nın Libya’dan sürülmesini finanse etmiş, ülkeyi İtalya’nın sömürüsü yapmış.

Ha muz, ha petrol. İran’a ambargo koyan, İran’la iş yaptı diye Karsan taksi ihalesine çomak sokan iffetli Amerika baş düşmanı Libya petrolünün %3’ünü satın alıyor. Adam, Münih Olimpiyatlarına terörist gönderiyor. Şii imam Musa Al-Sadr’ı yok ediyor. Sokağa ateş açtırıp İngiliz polisi öldürtüyor. Berlin’de diskotek bombalatıyor. İRA’ya silah yolluyor. İskoçya üzerinde uçak düşürtüyor. Kendi halkını bombalıyor. Varlıkları daha geçen hafta dondurulabildi.

Tam gelişmekte olan ülkelerin starı olacağız, not artırımı bekliyoruz derken başımıza bir de MENA çıktı, Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen, Saudi Arabistan derken işler MENA oldu. Ya Saudi Arabistan’a ne demeli. Baktılar ki işler sarpa sarıyor, virüs oraya da bulaşacak, kesenin ağzını açtılar. Noel Baba gibi. Halka 37 milyar dolar dağıtacaklar. Birden merhamet abidesi oluverdiler. Petrol dolarlarını yıllardır sayısı binleri bulan kraliyet ailesinin fertlerine dağıtıyorlar. Finans Bakanlığı’na bağlı “Kararlar ve Kurallar Bürosu” bu sonu gelmez prenslere ayda 270.000 dolarlara varan maaşlar veriyor. İş yaptıkları için değil. Aileye mensup oldukları için. En uzak akraba ayda 8.000 dolar alıyor. Bu prensler Saudi bankalarından kredi alıp geri ödemiyorlar bile. Fakir halkın toprakları prenslere peşkeş çekiliyor. Bir çift yol, bir alış veriş merkezi projesiyle bakanlığın “bütçe dışı” fonlarının parası bu çocuklara aktarılıyor.

Biliyor musunuz? Daha düne kadar bu prenslerin eşleri Saudi Hava Yolları ile bedava uçuyorlardı. Yeni yasayla beleş uçuş iki koltuğa indirilmiş efendim. Muz, pardon, petrol cumhuriyeti.

Daha dün İngiltere’nin başbakanı silah satmak için Körfez ülkelerini turluyor, Fransa dış işleri bakanı artık devrik Tunus başkanının uçağında görülüyor, Çekler Kaddafi’yi destekliyorlardı. Bir başka petrol şanslısı ülke Ekvatoryal Gine’de diktatörün oğlu, Abramoviç’inkinden sonra dünyanın en büyük ikinci yatını yaptırmak için 380 milyon dolar harcıyor.

Ne farkı var muzunu üç beş uluslararası tekel şirketine bedavaya satmak zorunda olan Orta Amerika çiftçisinden bu ülkelerin halklarının? Önce İtalyan gelsin sömürsün, İngilizi gelsin, Hollandalısı gelsin, Portekizlisi gelsin, Amerika işgal etsin. Sonra size bağımsızlık verdik diye kırk yıllık diktatörler yerleştirilsin. Sonra da ye kürküm ye. Bal tutan parmağını yalıyor. Birkaç şirket, toprak ağaları, dikta, kraliyet ailesi ve petrol ihtiyacını karşılayan ülkeler parmaklarını yalarken, halk da avcunu yalıyor.

Neymiş bu petrol. Muzdan beter. Çamurdan beter. Bulaştı mı bırakmıyor. Kapkara. Kokuyor.