KİM 600 MİLYAR İSTER?

Ali Perşembe
11 Kasım 2010, CNBCE Perşembe’nin Gelişi

“Kim 600 milyar ister” oyunu var tiyatrolarda. 3 sahneli bir oyun. Birinci sahnenin bir köşesinde Hazine,diğerinde Merkez Bankası oturuyor. Konuşuyorlar.

Hazine: “Paraya ihtiyacım var,” diyor ve bir kağıt parçasına yazdığı borç senedini merkez bankasına veriyor. Merkez Bankası da arka tarafta basıp bu kağıt karşılığında Hazine’ye yeşil paralar veriyor. Hazine bu paraları götürüp zengin, elit ve ülkenin finans sistemini evirip çeviren bankısterlere veriyor. Bu böyle devam ediyor. Hazine devamlı para isteyip borç senedi çıkarıyor. Merkez Bankası devamlı para basıp bu borç senetlerini topluyor. Tabi bu ilelebet devam edemez. Onun için ikisi de ara sıra ellerini benim ceplerime atıp benim canımı çıkartıyorlar.

İkinci sahnenin ismi “Kendi kişisel ekonomik teşvik programınızı nasıl yaratırsınız?” 5 basit adımda bunu becebilirsiniz:

Adım 1: 1000 sayfalık ve ömür boyu almak istediğiniz bütün güzel şeyleri içeren bir alışveriş listesi hazırlayın. Lüks arabalar, elbiseler, mücevherat, yüzme havuzlu bir villa, Copa Cabana’ya seyahat, bir Picasso, hatta şahsınıza ait özel bir jet, daha neler neler, demet demet naneler, patlamış kestaneler. Sınır yok…

Adım 2: Kredi kartlarınızı alın ve alışverişe çıkın. Dilediğiniz kadar harcayın.

Adım 3: Kredi kartı borçlarını ödemek için evde sahte para basın. Her gece basın. Deliler gibi basın.

Adım 4: Bastığınız sahte paralarla kredi kartı borcunuzu ödeyin. İşte! Borçlar bitti.

Adım 5: Adımları tekrarlayın! Öyle bir kereyle olmaz. Bir kerede kalırsanız pek de teşvik programı olmaz değil mi? Harcamaya devam edin. Ha, kasaları sahte parayla dolan bankalar hakkında endişelenmenize gerek yok. Onları nasıl olsa merkez bankası kurtarır.

Evi maliye basarsa ne mi yapacaksınız? Onlara istihdam yarattığınız söylemeniz yeterli. Lüks araba aldınız, sayenizde galeride satıcılar çalışıyor. Elbise aldınız, sayenizde tekstil fabrikaları dönüyor. Seyahate çıktınız, sayenizde hostesler var. Kmin buna itirazı olabilir. Hiçbir şey yapmayıp evde işsiz otursaydınız herşey daha mı iyi olacaktı? Bu herkesin işine mi yarayacaktı?

Gelelim üçüncü sahneye. İsmi “ada”!

Bir adada sadece Ahmet, Mehmet ve Süreyya yaşıyor. Kendi ekonomilerini kendileri çeviriyorlar. Yiyeceklerini yetiştiriyor, giyeceklerini dikiyor, günde 8 saat çalışıyorlar. Bir gün Ahmet adanın başkanı olmak istiyor. Adaya refah getireceğini söylüyor. Mehmet’le Süreyya için bu iyi ses veriyor.

Ddaha sonra Ahmet adayı yönetmekle meşgul olduğu için ekonomiyi çevirme işi Mehmet’le Süreyya’nın sırtına kalıyor. Dolayısıyla kendi yetiştirdiklerinin bir kısmını başkan Ahmet’in de beslenebilmesi için vergi olarak ona veriyorlar. Ama artık 3 kişiyi beslemek için sadece 2 kişi var. Onun için Mehme’tle Süreyya daha fazla çalışmak zorundalar.

Süreyya bu  deveyi güdüyor, ama Mehmet çalışmamaya ve hükümet Ahmet’ten devlet yardımı almaya karar veriyor. Artık adada 3 kişiyi beslemek için sadece 1 kişi (Süreyya) çalışıyor. Başkan Ahmet’le işsiz Mehmet, Süreyya’nın sırtından geçiniyorlar.

Bu durumun sürdürülemez olduğunu gören başkan Ahmet, borçlanma senedi çıkarıyor ve bu senetleri yetiştirdiği meyveler karşılığında Süreyya’ya veriyor. Ödünç aldığı bu meyvelerle Mehmet için iş yaratacağını ve adadaki işsizliğe son vereceğini söylüyor.

Başkan Ahmet, işsiz Mehmet için bir iş yaratıyor. Onu, adanın öbür tarafına kimsenin işine yaramayacak bir köprü yapması için görevlendiriyor. Borç senedi karşılığına Süreyya’dan aldığı meyvelerin bir kısmını kendi lüplüyor, bir kısmını da köprü yapan Ahmet’e ödüyor.

Artık adada tam istihdam var. Ama hâlâ bir kişi üretken. Onun sırtından başkan Ahmet ve gereksiz bir iş yapan Mehmet geçinmeye devam ediyorlar.

Borç senedi mi? O başkan Ahmet’in sorunu değil ki. Yine çalışan Süreyya’nın sorunu, Çünkü o bir kamu borcu. eElbette kamunun cebinden çıkacak.

İşte 3 sahne. Üçü de bugün ABD’d’Ea geçiyor. Bu sahnelerde oynanan oyun tam Amerikan Kongre’sinin, Hazine’sinin, Federal Reserv’inin yaptığı şeyler.

Bir yanda, 300 yıl önce bakir topraklara yerleşmiş, o toprakların yerlilerini doğramış, topraklarına, ağaçlarına, petrolüne, doğal kaynaklarına el koymuş, tüm dünyanın savaşlarla birbirini yemesini uzaktan seyredip, sonra müdahele ederek onları borçlu çıkarmış, bütün sütünü sağmış, tüm dünya kıvranırken uzak topraklarda sonsuz kaynaklarla refah içinde izole yaşamış, ama içten içe çürüyen bir imparatorluk var. Bu imparatorluk kendi halkının refahını Merkez Banka’sının akşamleyin darphanelerinde karşılıksız bastığı paralarla sağlamış. Bu paraları hazinesine borç senetleri karşılığında vermiş. Bu borç senetleri onyıllar boyu Avrupa’ya, Çin’e, Japonya’ya satılmış. Gelen paralarla halk bol keseden harcamış. Harcadıkça borçlanmış. Borçlandıkça karşılıksız para basmış. Para bastıkça borç senedi çıkarmış. Çıkardıkça bu senetleri Çin’e satmış. Para gelmiş. Yine harcamış.

Ortada bu kadar senet dolaşınca senetlerin değeri düşmüş. Değer düşünce Çin gibi  ülkeler “yeter artık ben bunları niye alıyorum” deyince senetleri alacak ortada sadece tek bir kurum kalmış. Kim mi? Fed! Başka kim alır. Oyuna bakın. Fed para basıyor. Borç senedi çıkaran Hazine’ye veriyor. Milyonlarca kişiyi hükümet denen mutasyona uğramış bir organın içinde besleyen ve gereksiz köprüler yollar yaptırarak iş yaratan Hazine, bu kâğıtları satmak zorunda ki hükümette istihdam ettiği memurlara ve ekonomide yarattığı gereksiz işlerde çalışanlara ödeme yapsın. Ama kâğıtları alacak kimse kalmadı. Fed alıyor.

Yâni sol elim para basıyor. sağ elim borç senedi çıkarıyor. bu senetleri sol elime veriyor. para yetmiyor. Daha fazla para basılıyor. Daha fazla borç senedi çıkarılıyor. Bu paralar ekonomiye giriyor. Ama böyle basmaya devam ederseniz ne oluyor? Değeri düşüyor. Ceplerindeki paranın gittikçe pul haline geldiğinin farkına varmayan Amerikan halkı da bu sahte para basma operasyonunun aynı Madoff’un yaptığı gibi bir Ponzi senaryosu, Yâni bir saadet zinciri olduğunu anlayamıyor.

Alışveriş listesi sahnesinde olduğu gibi bu paraları siz bassanız hapse girersiniz. Ama Fed basınca herşey yasal. Neden, çünkü Fed ve hazine teşvik programı ismi altında iş yaratıyor. Güya işsizlik azalıyor. İyi de katır gibi çalışan işçinin cebindeki paranın bir değeri kalmıyor. Fed ve Hazine, halkının cebinden çaldığı paralarla iş yaratıyor.

Başkan Ahmet, yâni hükümet, istihdam ettiği milyonlar kişiyle bütçesini 3 trilyon doların üzerine çıkarmış. Bu bütçenin %70’i borca ve savaşlara harcanıyor. Mehmet yan gelip yatıyor. Ya Ahmet’ten işsizlik yardımı alıyor ya da gereksiz bir köprü yapmak için maaş alıyor. Süreyya mı? kKatır gibi çalışıyor.

Bunun sonu belli. Bir: Bu paralar yine yetmeyecek. Yine para basılacak. Fed domuz besicisine benziyor. Domuzu besleyip duruyor. Sonunda domuzun öbür tarafından iyi kokan bir şeyler çıkacağı hayalini kuruyor. İki: Artık Çin ve diğerleri uyanacak. Kimse Amerikan kağıdı alıp Amerika’yı finanse etmeyecek. %2 faiz veren 30 yıl vadeli bonoyu kim alır. Üç: Fed karşılıksız para basmayı sürdürebilmek, Hazine de bonolarını satabilmek için faizleri yükseltecekler. Enflasyon hortlayacak. Altın çıkacak, petrol çıkacak. Amerika aaa ratingini kaybedecek ve belki de tarih bu sahneleri, aynı Babil, Mısır, Yunan, Roma, Osmanlı imparatorluklarını yazdığı gibi Amerikan imparatorluğunun sonu olarak yazacak. Eğer bir yönetim kendi halkını soymaya devam ederse başka nasıl bir sonuç olabilir.

Şimdilerde fFed ve Hazine’ye “Dooh Nibor” örgütü deniliyor. “Robin Hood”un tersten okunuşu. Çünkü Robin Hood zenginden alıp fakire veriyordu. Fed ve Hazine fakirden alıp zengine veriyorlar.

Ne mi yapmak gerek? Şu küçük fıkra ne yapmak gerektiğini bize açık ve net anlatıyor:

Fed başkanı Bernanke, Hazine başkanı Geithner ve Goldman Sachs CEO’su Blankfein New York’un üzerinde bir helikopterde işlerine gitmektedirler. Blankfein, “aşağıya bin dolar atalım da bir fukaraya yardım etmiş olalım” der. Geithner ayağa kalkar. “Hayır efendim, bin değil 1 milyon dolar atalım da bütün kent rahat etsin” der. Bunun üzerine Bernanke heyecanlanır. “olur mu, 1 trilyon dolar atalım, bütün ülke rahat etsin” der.

Tam çantalarını açarlerken, bütün konuşmalara kulak misafiri olan pilot başını arkaya döner ve “ben aslında sizin hepinizi aşağı atsam da kendime yardım etsem”!