KENTLİNİN KENDİ KENDİNİ TATMİNİ

Ali Perşembe
16 Ekim 2009, Dünya Gazetesi 

Çatal Höyük’te (M.Ö. 7500 – 5700) bulunanlar, insanların artık tarım yaptıklarını, evcil hayvanlar yetiştirdiklerini, tahıl depoladıklarını, obsidiyen aletler ve çömlek imâl ettiklerini ve en önemlisi uzak illerle ticaret yaptıklarını gösteriyor. Çatal Höyük belki insanlık tarihinin ilk kentiydi ama nüfusun belli bir bölgede yoğunlaşması ve büyük boyutta kentleşme Mezopotamya’da kendini gösterdi. Bu yoğunlaşma, gıda tedariğinin garanti altına alınabilmesi için etraftaki tarımsal alanların zapt edilip yönetilmesini gerektiriyordu. Mezopotamya’da farklı kaynaklara sahip ekolojik hücreler birbirleriyle yan yanaydılar: ırmaklarla sulanan verimli tarlalar, hayvanların otlamalarına elverişli geniş yeşil topraklar ve zengin balık yataklarıyla bezenmiş sazlık ve bataklıklar. İnsanlar verimliliği artırabilmek için çiftçilik, balıkçılık ve hayvancılıkta uzmanlaşırken kent halkları gıda üretimi dışında meslekler sahibi oldular. Artık bireylerin kendi gıdasını kendi sağlayıp her ihtiyacını kendisi tedarik edemeyeceği anlaşılınca ticaret başladı. Balıkçı balığını satıp ağ satın alırken, çiftçi arpası karşılığında saban tedarik etti. Kentleşme bu gereksinimlerle ortaya çıktı. Kendi kültürünü, koşullarını ve insanlarını üretti. Kırsal yaşam kente gelirken bazı güzel değerlerini kaybetti. Doğa, komşuluk, yardımlaşma yerini kalabakların birlikte yaşamaları için gereken değerlere bıraktı. Ancak, kentin kırsaldan en büyük farkı dinamik olmasıydı. Sürekli bir devinim içindedir kent. Statik değildir kırsal gibi. Kentliler üretir kent. Bu kentliler değişir, uyum gösterir, yine değişir. İşte bu devinim içinde çekirdek bir kentli çıkar ve değişemeyenlerin ona verdiği rahatsızlığı anlatamaz, dinletemez, öğretemez. Kendi kendine hayıflanıp durur, bir türlü kapatamaz konuyu kendi kafasında.

Hayıflanır durur kentli, kentlileşemeyenlerin bir türlü kentlileşemediklerinden dolayı. Kentli ayakkabısı boyalı, cilalı gezer. Yağmur yağarken caddeyi balerin gibi ayak uçlarına basıp zıplaya zıplaya geçer. İnşaat alanında yürürken tozsuz taşların üzerine basa basa yürür. Buna duyarlı olduğu için yayalara su ve çamur sıçratmamak için otomobilini yavaş sürer, su birikintilerine gelince durup önce yayalara yol verir. Yürürken de yol verir, üstüne üstüne yürümez insanların. Kentlinin şemsiyesi vardır, gazete kâğıdı kullanmaz. Şemsiyeler arası hava trafik kontrolüne dikkat eder. Şemsiyesi insanların kafalarına ve şemsiyelerine çarpmasın diye bir yükselir, bir alçalır. Kravatı hiç gevşemez kentlinin. Takıyorsa eğer, boğumu son düğmeyi göstermez. Göğüs kıllarını gösteren kravat olsa olsa bir moda manifestosudur onun için. Her gün yıkandığı ve traş olduğu; deodoran kullandığı; tuvalet ve yemekten sonra temizlendiği için kokmaz. Otobüste metroda kokmayan, ayakkabısı cilalı insanların yanına oturmaya çalışır. Sıraya girdiğinde, insanların ense köküne bitişmediği için onun losyonunu bile koklayamazsınız.

Hayıflanır durur kentli, kentlileşemeyenlerin bir türlü kentlileşemediklerinden dolayı. Kentli yemekten dönerken göbeğini kaşımaz, dişini kürdanlamaz, pantolonunun önünü insan içinde avuçlayıp vites değiştirmez. Çöpünü çöpe atar, kâğıt bile olsa her zaman bir mendili vardır. Caddeye serpiştirilmiş kafelerde kısa bir mola vermeye bayılır, çömelmez yol kenarında yorulunca. Sadece kentlilerin gittiği iş yerleridir bu kafeler. Aynı kuru temizlemeciler, tiyatrolar, şapkacılar, veterinerler, psikologlar ve pedikürcüler gibi. Kentli dükkanının önündeki kaldırım kırıldığında oracıktan çimento karıştırıp göçebe usulü tamir yapmaz. Göçebeliği bırakalı birkaç yüzyıl olduğu için, kentlerde uzmanlaşmanın ne anlama geldiğini idrak etmiştir. Musluğunu tesisatçı yapar, düğmesini terzi diker, kapısını çilingir açar.

Hayıflanır durur kentli, kentlileşemeyenlerin bir türlü kentlileşemediklerinden dolayı. Kentin caddelerini işgal eden kurye motosikletlerine ve kavun karpuz kamyonlarına hayıflandığı kadar, hafif ticari araç ve büyük siyah dört çeker enflasyonuna da içerler. Kırsal yaşamın dostlukları, komşulukları, imeceleri bitmiştir ama onların yerini başkalarının haklarına saygı duyma, nezaket, hijyen ve sigorta almıştır kent hayatında. Evi, arabası, sağlığı, seyahati, ailesi ve hayatı sigortalıdır. Kaderci olmamayı öğrenmiştir artık. Şemsiyesi vardır çünkü. Kentli asansöre girince içerdekilere merhaba der, çıkınca dışardakileri beklettiği için özür diler. Çok yukarlarda oturmuyorsa asansörün “yükseltici” olduğunu, “desansör” olmadığını bilir, aşağıya yürüyerek iner, yukarıya asansörle çıktığında da aşağıya gönder düğmesine basmayı unutmaz.

Hayıflanır durur kentli, kentlileşemeyenlerin bir türlü kentlileşemediklerinden dolayı. Yürüken kentin caddelerinde elini camekanlarda, parmaklılarda gezdirmez, yaprakları kopara kopara ilerlemez, yerdeki çakıl taşlarını tekmelemez. Eşiyle kol kola girip bir gece kaldırımlarda yürümeyi özlemiştir; çöpe, köpek pisliğine, sigara dumanı arkasındaki polise, çekirdek tüküren gençlere ve uzattığı küçük parmak tırnağıyla kulağını temizlerken eşinin kalçalarını süzen magandaya rastlamadan. Hep karşısına çıkar o maganda, farklı kıyafetlerle. Bugün yakası parlak takım elbisesinden aşağı salınan siyah gömleğiyle siyah dört çekerinden tükürerek inen yeni zengin, yarın garsona sen diye hitap eden patron, öbür gün okula çocuğunu götürdüğü için istediği yere park etme özgürlüğüne sahip olduğunu düşünen sabah mücevheratlı anne.

Hayıflanır durur kentli, kentlileşemeyenlerin bir türlü kentlileşemediklerinden dolayı. Ama bir türlü kendi kendini tatmindir bu, çünkü bilir bu yazıyı sadece kentlilerin okuyacağını.