FOÇA, PARİS, WASHİNGTON

Ali Perşembe
6 Ocak 2011, CNBC-e

Yıllardan M.Ö. 11. Deniz fok kaynıyor. Bu yüzden sahildeki yerleşkeye Fokaya deniliyor. Sonra ismi dejenere oluyor, Foça şekline giriyor. En önemli İyon limanı. Bildiğimiz Foça’mız. Usta denizciler Foça’lılar. Gidip Marsilya’yı kurup, oraları kolonize ediyorlar. Bal, buğday ve koyun almak için Provence’ın Carpentras isimli bir kasabasında kurulan pazara gidiyorlar. Doğal altın-gümüş karışımı kullanarak “elektron” sikkeyi ilk bastıran Foça’lılar. Bir süre Cenevizliler’in Bizans elçisi, büyük diplomat Benedetto Zaccaria’nın kontrolü altında yaşıyor Foça’lılar. Diplomat Zaccaria orada sıkı zengin oluyor. Sonra, 1455 yılında Fatih gelip alıveriyor Foça’yı.

Foça’lıların pazarına gittiği Carpentras sadece eski Yunan tacirleri tarafından kullanılan küçük bir ticaret merkezi değil, aynı zamanda Roma imparatorlarının lejyoner asker ve gazileri için tahsis ettiği bir sayfiye yeri. Onun için ismi Forum Neronis diye geçiyor. Nero Claudius Caesar Augustus Germanicus. Kısaca Nero. Hani Roma yanarken lir çalıp oynayan kaçık. Nero, generali Vespasian’a Filistin’deki Yahudi isyanını bastırtıyor. Kudüs surlarını ve Kutsal Tapınağı (ikincisi) yıktırıp ortalığı kan gölüne çeviriyor. Ne tesadüfdür ki, Carpentras daha sonra Fransız Musevi Diasporasının önemli bir merkezi haline geliyor. Ülkenin en eski sinagogu orada.

Fransa’nın en eski kütüphanelerinden biri de orada. Bibliothèque Inguimbertine. Piskopos Joseph-Dominique d’Inguimbert tarafından 1735 yılında oluşturulmaya başlanmış. 220,000 kitabı var. Carpentras kasabasının başka bir özelliği daha var. Milattan beri bir Pazar yeri. Kasım – Mart arası her Cuma bütün Fransa oraya meşhur trüfünü almak için geliyor. Paris’in bütün restoran ve kafeleri bu trüfün peşinde. O sert karamel şekerlemesi Berlingot, o likörlü truffes au Grand Marnier, o calvados’lu  truffes au calva yok mu hele… Parmaklarınızı yersiniz.

Carpentras kasabasının yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden birisi de ressam Joseph-Siffred Duplessis. 1725 yılında doğuyor Carpentras’da. Portreleri ile ün kazanıyor. Aydınlanma çağının ünlü Fransız filozofu, sanat eleştirmeni ve yazarı Diderot’un dikkatini çekiyor. Peintre du Roi oluyor, yâni kraliyet sanatçısı.

Diderot o zamanlar bütün Paris aristokrasinin ve entellektüellerin takıldığı Le Procope’a takılıyor. Le Procope 6. arondismanda Paris’in en eski restoran kafelerinden biri. 1686 yılında Sicilya’lı Francesco dei Coltelli tarafından açılmış. Francesco, mistik bir hava kazansın diye kendine ve lokantasına Bizans’lı tarihçi Procopius’un ismini yakıştırmış. Procopius’un Anekdota isimli gizli tarihçesi Vatikan kütüphanelerinde bulunmuş, imparator Justinyan ve eşi eski dansöz Prenses Teodora’nın rezaletlerini anlatıyor. Le Procope özellikle yemek sonrası sunduğu acıbadem kurabiyesi ve Carpentras pazarından aldığı trüflü kahvesiyle meşhur.

Sadece kahve değil, o zamanlar Türk’le ilgili ne varsa moda. Osmanlı kıyafetlerindeki çocuklar servis yapıyor, Türk âdetlerinden ilham alınarak yapılan besteler çalıyor, ipekler, desenler, renkler, davranış biçimleri. “Turquerie” denen Türk modası, Paris sosyetesine yayılmış. Süleyman Ağa sayesinde.

Zamanın Fransız kralı 14. Louis, Girit Savaşında Türkiye’ye karşı Venedikliler’i destekleyince Türk – Fransa dostluğu bozuluyor, İstanbul’daki Fransız Büyükelçisi, sadrazam tarafından tokatlanıyor. Türkler, Akdeniz ve çevresindeki denizlerin üçte ikisine hakimler. 14. Louis’in tutumu üzerine, Fransız ticaretini engelleyen tedbirler alıyorlar. Bunun üzerine Fransız kralı telaşa düşüyor. İstanbul’daki büyükelçi La Haye, Paris’e bir Türk elçi yollandığı takdirde bütün anlaşmazlıkların halledileceğini ileri sürüyor. Ama Osmanlı, yüksek rütbeli bir devlet adamı değil, Süleyman Ağa adındaki bir müteferrikayı gönderiyor. Müteferrika Süleyman Ağa, padişahın alelâde emir subaylarından biri. Buna rağmen Fransızlar, Paris’te Padişahın bir elçisini görecekleri için gururlanıyorlar.

Halbuki Osmanlı bilâkis siyasi tutumunu beğenmediği 14. Louis’in gururunu kırmak için Süleyman Ağa adında adı sanı işitilmemiş birini göndermiş. Ama Süleyman Ağa, hiçbir yabancı diplomata nasip olmayan bir ilgiyle karşılanıyor. Şerefine balolar veriliyor. Kendisine hediyeler sunmak için Fransız asilzadeleri, birbirleriyle yarış ediyorlar. Süleyman Ağa, birkaç ay Paris’te kalıyor.  Paris’in en mutena semtinde saray yavrusu bir ev tutuyor. Partiler veriyor. Paris sosyetesini eğlendiriyor. Kahve artık Paris’in en gözde modası. İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli’nin babası, yazar Isaac Disraeli şöyle anlatıyor: “Elçinin göz kamaştırıcı kostümlerle bezenmiş siyahi köleleri dizleri üstünde, tepsideki altın yazmalı ipek dantellerin üzerine yerleştirdikleri altın gümüş cezvelerden incecik porselen fincanlara Moka kahve servisi yapıyorlardı. Süzülüp büzülen ifadelerle yelpazelerini çırpan asil hanımefendiler mayhoş endamlarla rujlu, pudralı, yapma benli yüzlerini eğip bu yeni, bu dumanı tüten, bu zamane meşrubatın mis kokularını soluyorlardı.”

Neymiş o kahve. Öyle ki, anlaşmazlıklar bile kahveyle çözülüyor. Düelloya giden centilmenler sipariş veriyor: “2 tabanca ve 1 kahve lütfen”.

Dönelim bizim cafeye. Le Procope. Karşı kaldırımda devlet tiyatrosu Comedie Française var. Onun için herkes Le Procope’ta. Voltaire, Rousseau, Diderot, D’Alembert, Beaumarchais, Robespierre, Fontanelle, Balzac, LaFontaine, Marat, Danton, genç Napolyon dirsek dirseğe. Diplomatlar da eksik kalmıyor. Benjamin Franklin, Thomas Jefferson. Eh, onların bulunduğu yerden sosyetik hanımlar da eksik olmaz elbette. Le Procope’un en popüler simalarından biri Fransa’ya elçi olarak gönderilen diplomat, Benjamin Franklin. Sosyetenin en aranan iki madamıyla kırıştırıyor. Madame Brillon ve Kontes de Ligniville d’Autricourt. Evet, ikisi de evli, ama kim takar. Paris, Procope, Comedie Française, Kahve, sosyete. Serde bohemlik var.

Madam Brillon veya Anne-Louise Boivin d’Hardancourt.  Ünlü bir klavsenci, besteci, pianist. En önemli eseri Marche des Insurgents, Asilerin Marşı. Saratoga’daki Amerikan zaferini kutlamak için bestelenmiş. Madam Brillon Franklin’in komşusu. Bol bol görüşüyorlar, hatta bazen küvette satranç oynamaya kadar. Aralarında gidip gelen 130 mektuptan biliyoruz. Benjamin Franklin niyeti bozuyor ama Madam alttan alıyor. Cher Papa diye hitap ediyor ona. Mercimek fırına verilmesin diye.

Bir de Kontes de Ligniville d’Autricourt var. Fransa’nın en güzel asilzadelerinden biri. Fransız ihtilâlini hazırlayan De L’Esprit isimli kitabın yazarı Claude Adrien Helvetius’un eşi. Benjamin Franklin’in libidosunu feci gıdıklıyor. Kocası ölünce Franklin hemen evlenme teklif ediyor. “Ah, mon cher ami, it cannot be,” diye reddediyor Kontes.

Biraz hızlanalım. Aradan iki buçuk asır geçiyor ve yeni girdiğimiz 2011 yılının Şubat ayında sahteciliğe karşı muhteşem güvenlik özellikleriyle donatılmış yeni 100 dolarlar dolaşıma çıkacak. Yeni 100 dolarların tasarımı neredeyse 10 yıl sürdü. Bu yeni 100 dolarda üzerinde Amerikan bağımsızlık savaşının simgesi olan çan resimleri bulunan üç boyutlu bir güvenlik bandı olacak, parayı oynatınca bu çanlar 100 rakamlarına dönüşecekti. Paranın başka bir yerinde, mürekkep hokkasının içinde başka bir çan olacak, para oynatılınca rengi bakırdan yeşile dönecek. Bu 100 dolar, ilk kez Obama’nın Hazine Bakanı Timothy Geithner’in imzasını taşıyacak. Bu yeni güvenlik özellikleri büyük bir tantanayla halka tanıtıldı.

Ama olmuyor. 2010 Aralığında haber patlıyor. Kâğıt darphanenin yazıcılarının içinde sıkışıp katlanınca 100 dolarlık banknotun bir kısmı baskısız çıkıyor. Matbaa durduruluyor ve o zamana dek basılan 1,1 milyar adet 100 dolar karantinaya alınıyor. 1 Ekim 1877’den beri Amerikan parasını Gravür ve Basım Dairesi basıyor. İlk açıldığında Hazine Bakanlığı’nın bodrum katındaki buharla çalışan yazıcıların başında 6 kişi çalışıyordu. Şimdi, 2,300 çalışan Washington, D.C. binalarında 101.171 metre karelik alanı dolduruyor. 1,1 milyar adet paranın yanlış basıldığı ortaya çıkana dek bu 2.300 kişi bu hatayı göremiyor.

1,1 milyar adet 100 dolar, 110 milyar dolar eder. Bugün dünya piyasalarında 930 milyar doların dolaşımda olduğu tahmin ediliyor. Karantinaya ayrılan çürük paralar bu miktarın %10’u! Şu anda dünyada 6,6 milyar 100 dolarlık banknot dolaşımda. Çabuk yıpranıyorlar. Bir 100 doların ortalama yaşı 60 ay. Artık basılan banknotların %28’i 100 dolar oluyor. Şimdi yıprananların yerine yine eski 100 dolarlar basılacak. Üzerlerinde hâlâ George Bush’un Hazine Bakanı, eski Goldman’lı Hank Paulson’un imzası var. Bu çuvallama pahalıya patlayacak. Zaten yeni 100 dolarlar dünya tarihinin en maliyetli banknotlarıydılar. Tanesi 12 cent’e mal oluyordu. Yâni 1,1 milyar adet 100 doları basmak 120 milyon dolara malolmuştu. Şimdi bunları ayırmak ve hatalıları yakmak kim bilir nelere malolacak? Fed bu paralara birkaç çalışan yazıcı alsaydı iyi olurdu. Belki de paraları Çin’de bastırsalardı, ucuza çıkarlardı. Biz Fed’in yaptığı en iyi işin para basma olduğunu bilirdik, şimdi onu bile beceremiyorlar.

Biliyorsunuz 100 doların üzerinde Benjamin Franklin’in resmi var (Amerikalı’lar caddelere, parklara, stadyumlara ölmeden kimsenin ismini vermiyorlar). Bu resmi çizen, bizim Foça’lıların pazarına gittiği Carpentras’da doğan kraliyet sanatçısı Joseph-Siffred Duplessis. Benjamin Franklin de, Foça’yı kolonize eden Cenevizliler’in Bizans elçisi Benedetto Zaccaria gibi bir diplomat. Benjamin Franklin de ressamı keşfeden Diderot ve Saratoga zaferini besteleyen Madam Madam Brillon gibi, Süleyman Ağa’nın Paris’i kahveyle tanıştırması ve ressamın doğduğu Carpentras’dan getirilen trüfler sayesinde popüler olan Le Procope’a takılıyor. Cafe Le Procope’a ismini veren Procopius’un İmparator Jüstinyan’ın rezaletlerini anlatan Anekdota’nın bulunduğu Vatikan gibi Carpentras kasabası da kütüphanesiyle ünlü. Süleyman Ağa’nın şaşasını yazan Disraeli’nin babası gibi Franklin de bir devlet adamı. Elektron sikkeleri basan Foça’lılar ve yeni 100 dolarları basamayan Fed gibi Benjamin Franklin de bir matbaacı.

Ne hoş değil mi? Foça’lılar 2.000 yıl önce elktron sikkeleri basacaklar; Amerikalı’lar bugün önünde bir devlet adamı, bir kaşif, bir matbaacı ama aynı zamanda bir kazanova; arkasında yanlış romen rakamlı saatiyle Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalandığı bina olan yeni 100 dolarları basamayacaklar.

Foça, Marsilya, Roma, Carpentras, Paris, Cafe Le Procope. Nero, Jüstinyan, Fatih Sultan Mehmet, 14. Louis. Filistin Yahudi isyanı, Girit savaşı, Saratoga zaferi, Fransız ihtilâli. Tarihçi Procopius, ressam Duplessis, filozof Diderot, müteferrika Süleyman Ağa, Voltaire, Rousseau, madam la kontesler, Benjamin Disraeli, Benjamin Franklin, Ben Bernanke. Şekerleme Berlingot, acıbadem kurabiyesi, calvados’lu trüf ve Türk kahvesi. Hayat ne teasdüflerle dolu değil mi. Belki de hiçbir şey tesadüf değil. Biz keyfimize bakalım. Yarın yine sabah olacak. Benjamin Franklin şöyle demişti: “Her sabah dokuzda uyanıp gazetemi açar, ölüm ilânlarına bakarım. Eğer ismim orda değilse yataktan kalkar işe giderim.”