FİNANSAL DEHALAR

Ali Perşembe
24 Şubat 2011, CNBC-e

Bugüne kadar hep finansal ahmaklıklardan bahsettik, bugün de biraz finans dehalarını konuşalım. Modern finans tarihi bu isimlerle dolu. 1969 yılından beri ekonomistlere de Nobel ödülü veriliyor. Krugman, Stiglitz, Markowitz, Friedman, Modigliani, Sharpe. Daha niceleri.

Biliyorsunuz öyle bir branş ki ekonomi, aynı şey hakkında birbirinden tamamen zıt şeyler söyleyen iki kişinin de Nobel alabildiği tek alan.

Ne yapıp da Nobel alınıyor. Liste kabarık. İlki 1969 yılında “ekonomik süreçlerin analizi için dinamik modeller geliştirip uyguladıklarından dolayı Frisch ve Tinbergen’e verilmiş. 1970 yılında, Samuelson statik ve dinamik ekonomik teoriyi geliştirdiği ve ekonomi ilminde analiz seviyesini yükselttiği için ödülü hakketmiş. Ödülü bir yıl sonra, ekonomik ve sosyal yapıya ve gelişim sürecine bakışı derinleştiren ve yenileyen bir ekonomik büyüme yorumuna getirdiği ampirik yaklaşım için Simon Kuznets almış. Nobel akademisinin kelimelerini birebir kullanıyorum.

Ödül 1972’de genel ekonomik denge ve refah teorilerine yapılan öncü katkılar için; 1973’te girdi-çıktı yönteminin geliştirilmesi ve bu yöntemin “önemli” ekonomik sorunlara uygulanması için; 1974’te para ve ekonomik dalgalanmalar ve ekonomik, sosyal ve kurumsal olguların birbirlerine bağımlılıkları hakkında yine “öncü” çalışamalar için verilmiş. 1976’da Friedman istikrar politikasının karmaşıklığını gösterdiği için ödül almış. Karmaşıklığını gösterdiği için. Sağolsun, elleri dert görmesin.

Liste böyle uzayıp gidiyor. Dikkat ettim. Hiç kimse buhar makinesini, kanser tedavisini, jet motoru, interneti, cep telefonunu, hatta telefonu bile keşfetmemiş. Bütün hepsi bir teoriye yaptığı “öncü” katkılardan ve bize dünyanın ne kadar karmaşık olduğunu gösterdiklerinden dolayı ödüller almışlar.

Krugman, ticaret kalıplarını ve ekonomik faaliyet mahallerini analiz ettiği için; Merton ve Scholes türev ürünlerin fiyatlamasını yaptıkları için; Markowitz, Sharpe ve Miller finansal ekonomiye getirdikleri yeni “teoriler” için ödüle lâyık görülmüşler.

Nobel alamayan da bir sürü isim var. Taaaa Aristo’dan başlayabiliriz. Sonra Adam Smith, Babson, Bachelier, Benjamin Graham, Bernanke, Black, Brown, Fama, Galbraith, Greenspan, İrving Fisher, Mandelbrot, Schumpeter, Treynor ve daha diğerleri…

Ekonomi dediğimiz şey zaten bir teoriler batağı. Piyasalar teoriyi kanıtlayana ve daha sonra çürütene dek meşhursunuz. Bakın nerelere getirdi bizi bu isimler ve teorileri. Zenginin gittikçe zenginleştiği, fakirin gittikçe fakirlediği; nüfusun kendisine yetecek kadar gıda üretemediği, bir coğrafyada çöp tenekelerinin yarı tüketilip ziyan edildiği yemeklerle dolu olup başka bir coğrafyada çocukların bir dilim kuru ekmekle kaburgalarının sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir coğrafyada daha sıtma altedilememiş, öbüründe klonlama yapılıyor.

Malthus’un kehaneti gerçekleşiyor. Süratle ürüyor, diğer canlıların yaşadığı yerleri istila ediyor, onları yok ediyor, denizi kirletiyor, atmosferi deliyor, tarım alanlarını azaltıyor, savaş çıkartıyoruz. Afrika’da çekirdek bir ailenin nüfusu 10 kişiye ulaşıyor, Amerika’da dört kişilik bir ailenin toplam ağırlığı bu on kişinin üzerine çıkıyor.

Topraktan altın, gümüş, elmas, petrol çıkarmak için önce gidip o ülkeyi işgal ediyor, insanlarını doğruyor, doğrayamadıklarımızı bütün doğayı mahvederek açtığımız çukurlarda çalıştırıyoruz. Çıkarılan elması Amsterdam’da New York’ta o çalışana ödediğimiz fiyatın 1000 misline satıyor, kazılan altını yine Zürih’in Fort Knox’ın dehlizlerine gömüp başına nöbetçi dikiyoruz. New York’lu bankısterler dünya ülkelerinin dörtte birinin gayri safi milli hasılasından daha fazla jestiyon alırken, bırakın Afrika ülkelerini, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’in nüfusunun dörtte üçü günde bir dolara yaşamaya çalışıyor. Bu ekonomik dehaların teorileriyle hazırladıkları algoritmalarla arpanın, buğdayın, fasulyenin fiyatını bir yılda üç misline çıkartan hedge fonları kasalarını doldururken aç kalan halkların Mısır’da, Tunus’ta, Bahreyn’de meydanları doldurup diktatörü devirmek için coplanışlarını demokrasi için yaptıklarını zannediyoruz. Batı bir diktatörün gitme zamanı geldi diye destek çıkarken petrol ve doğal gaz yataklarının üzerinde dikta rejimini devam ettiren diğerlerine çıtını bile çıkarmıyor.

Amerika’da, İrlanda’da, İzlanda’da, Yunanistan’da, Portekiz’de bankalar vergi mükelleflerinin paralarıyla kurtarılıyor ki bu batık bankaların sattıkları tahvillerin sahibi olan Goldman’lar, Rothscild’ler, JP Morgan’lar ve yatırım fonları paralarını geri alsınlar diye. Bir sonraki seçim garanti altına alınsın, gün kurtarılsın diye vergi afları çıkartıp vergisini, cezasını, faturasını zamanında ödeyenlerin alınlarına enayi etiketi yapıştırıyoruz. Çalışanların maaşlarının yarısı vergiye gider, şirketler merdiven altına kaçarken hükümetler, uluslararası şirketler, fonlar ve portföy yöneticileri vergi cenneti güneşli adalarla işbirliği yapıyorlar.

Bu deha ekonomistler business class’da uçup beş yıldızlı otellerde konaklayarak seminerlerde saati 90.000 dolara felâket tellalığı yaparken sokak köşelerinde kredi kartı ve ucuz konut kredisi dağıtan bankalar kredileri geri çağırdığında dükkanlar kapanıyor, insanlar işlerini, evlerini ve eşlerini kaybediyorlar.

Farklı cinsel tercihlerin bayrağının rengini taşıyan ısırılmış bir elma logosunun cazibesi ile piyasaya sürülen aygıtları 500 dolara satın almak için büyük mağazaların kapısında iki gece önceden sıraya girebilen çocuklar bırakın evden, bir daha hiç odalarından bile çıkmamak üzere bilgisayar başında yağlanarak yaprakların renklerinin cazibesini farketmeden büyüyorlar.

Geçen yıl keşfedilen “sistemik” risk gerçekleşmesin diye yine kendi icat ettikleri “batmayacak kadar büyük” sepetine hangi şirketlerin, hangi bankaların gireceğine kimin nerede parası vara göre karar veren merkez bankaları, nihayet burunlarını suyun üzerine çıkarmaya başlayan gelişmekte olan ülkelerle rekabet etsinler kendi paralarının değerini düşürme savaşına giriyorlar.

Elli yıl boyunca toplu mezarlara itilen bir ada halkına referandum yaptırıp sözler veren şişesi kırık etiketi tutan Avrupa’lı derebeyleri kendi ülkelerinin halklarını sömürüp meydanlar karışınca kaçan diktatörlerin hesaplarını bie dondurmuyor. Dini inanışlarından ve farklı kültüründen değil de ekonomik olarak sindiremeyiz diye 70 milyonu kırk yıldır kapıda bekleten bu iki yüzlüler miki mouse muz cumhuriyetlerine dindaş oldukları için kapılarını aralıyıveriyorlar. Maastricht’te standartlar belirleyip, kendileri yapıp kendileri bozuyorlar.

Bu dehaların ekonomik teorileriyle yapılandırılan finansal ürünler kokuşmaya başlayınca müşterilerine kakalayan yatırım bankaları sözlüklerimize “toksik varlık” diye bir kavram yerleştirirken Mogadishu’da, Diyarbakır’da, Cakarta’da çocukların ellerine verecekleri silahların ticaretinden sağlanan fonların pürüzsüz akışı için milyarlarca dolarlık yazılım yatırımı yapıyorlar. Ter kokan şark dehlizlerinde günde 16 saat çalışan on yaşındaki çocukların diktiği spor ayakkabıları maliyetinin yüz misli fiyatlarla nezle, mide bulantısı, sakatlık ve kırmızı kart cezalarından fırsat kalırsa yılda 6 maç yapıp cebe milyon eurolar indiren sporcuların ayaklarını süslüyor.

Bütün fabrikalar daha ucuz diye çocukların günde 16 saat çalıştığı ülkelere kaydırılırken biz bu ülkelere hâlâ sanayileşmiş ülkeler diyoruz. Sanayileşmemiş ülkeler, sanayileşmeye çalışırken gece kondu gibi biten üniversitelerin kıyma makinesinden kendisi için düşünmekten yoksun bir gençlik çıkartıp, bu gençliğin ellerinde diploma denen değersiz kâğıtlarla yıllarca işsiz dolaşmasına istihdam politikası ismi veriyoruz.

Kimsiniz siz dehalar? Yarattığınız hangi teori işe yaradı? Kustuğunuz her mükemmel formül yeni bir elit uluslararası yatırım bankası zümresi yarattı. Tek kuruşluk katma ekonomik değer yaratılmadan ekranlardaki sanal rakamlar bu kurumların servetlerine servet kattı. Kurguladığınız her “risk yönetim” modeli, işte son krizde gördük, terle kazanılan varlıkların buharlaşmasına yol açtı. Tasarladığınız her finansal dolap neredeyse dünya finans sistemini çökertiyordu.

Krugman, Stiglitz, Merton, Scholes, Nash, Markowitz, Miller, Sharpe, Solow, Modigliani,  Tobin, Friedman, Kuznets, Samuelson, Greenspan, Fisher, Schumpeter. Bu dünyaya yaptığınız katkılar için teşekkür ederiz. Nobel Ekonomi ödülü mü? Eurovizyon deseniz daha yerinde olur.

İşin garibi, biz burada çocuklarımızı bu dehaların çıktığı okullara gönderebilmek için yarıştırıp duruyoruz. Okuyup adam olsunlar diye. Bir daha mı düşünsek acaba?