EKONOMİST, EKONOMİST

Ali Perşembe
13 Ocak 2011, CNBC-e

Başımıza da ne geldiyse para yüzünden geldi. Para yokken midye kabuklarıyla değiş tokuş yapıyor, bir inek veriyor iki dana alıyorduk. Para geldi, mertlik gitti. Parra, parra, parra. Varlığı bir dert, yokluğu yara. Ama bugünkü konumuz para değil, parayı konu yapanlar. Ekonomistler.

Niye bu kadar önemli oldular? Anlamak için biraz gerilere gidelim. Yıl 1775. Boston’dayız. 18 Nisan’ı 19 Nisan’a bağlayan gece. Kentin her tarafında İngiliz askerleri kol geziyor. Ama onları yakından izleyen bir çift göz var. Vatansever Paul Revere. Hayatını tehlikeye atıp gece yarısı atına binip nehrin karşı tarafına geçiyor. Özgürlük savaşçıları John Hancock ve Samuel Adams’ı İngilizlerin harekete geçtiğinden haberdar ederek Amerikan kurtuluş savaşı tarihinde kendine çok önemli bir yer ediniyor. Paul Revere bir kuyumcuydu. Kolonilerin para basması için kullanılan kalıpları gravürlüyor, matbaacı Benjamin Franklin de basıyordu.

164 yıl sonra. 1939. Kızıl meydan istim üstünde. Amerikan Meclisi Gayri Amerikan Faaliyetler Komitesi öğrencileri komünistlikle suçluyor. Mahkemedeler. Duruşmaya beklenmedik bir şekilde first lady Eleanor geliyor. Ara verildiğinde 10 öğrenciyi beyaz saraya çağırıp yemek yediriyor. Kalacak yerleri olmadığını öğrenince akşam Beyaz Saray’da yatırıyor. Bütün gece günün konularını tartışıyorlar. Böyle bir kadın işte Eleanor. İngiltere’de okumuş. Akıl hocası bir feminist. Dönüp babasının beşinci kuşak kuzeni Franklin Roosevelt ile evleniyor. Çılgınca bir aşk ama serbest bir hayat. Eleanor’un korumacısı Earl’den, gazeteci Lorena’ya kadar uzanan erkek kadın romantik ilişkileri biliniyor. Beyaz Saray tarihin en hippi zamanlarını yaşıyor. Eleanor ve Franklin Roosevelt gazete sayfalarından eksik olmuyorlar.

Daha yakına gelelim. Yıl 2000. Kraliçe Elizabeth’in annesi 100 yaşına giriyor. Lady Elizabeth Angela Marguerite Bowes-Lyon. Strathmore ve Kinghorne’un 14üncü Kontu Sir Claude George Bowes-Lyon ve Lady Nina Cecilia Cavendish-Bentinck’in kızı. İki dünya savaşı ve torunlarının çocuklarını görüyor.

Paul Revere 1775, Eleanor ve Franklin Roosevelt 1939, ve Anne Kraliçe 2000. Ne ortak yanları var biliyor musunuz? Paul Revere’in gravürlediği paralar; Eleanor ve Franklin’in dedikodu haberlerinin çıktığı gazeteler ve Ana Kraliçenin 100üncü doğumgünü davetiyesi. Hepsi Crane & Co. isimli bir şirketin ürettiği yüksek kaliteli kağıda basılıyor.

Eğer ilk müşteriniz Paul Revere gibi bir adamsa şirketiniz de tarihe geçer tabi. O zamanlar kâğıt fabrikası şimdiki yerinde değilmiş. Şimdiki yeri Massachussetts’in Berkshire ilçesindeki Dalton isimli kasaba. Warren Buffett’ın trilyonlarını yönettiği Berkshire Hathaway şirketi de şimdi Nebraska’da ama şirket hayatına aynı Crane gibi Massachussetts’ta bir pamuk çırçır fabrikası olarak başlamıştı. Amerikan dolarının basıldığı kâğıdı tam 1879 yılından beri Crane & Co. tedarik ediyor. Fabrikanın bulunduğu Dalton kasabası 1755 yılında kurulmuş.

Okyanusun öbür tarafında 1755 yılında kurulmuş başka bir kasaba daha var. İsmi Tumba. İsveç’te, Stockholm’e çok yakın. Ne tesadüf, İsveç Kronu da Tumba’da, Tumba Bruk isimli bir şirket tarafından basılıyor. Tumba’da daha bir kişi bile yaşamıyorken İsveç Merkez Bankası 1755 yılında gelip orada toprak alarak para basmak için kâğıt fabrikası kuruyor.

Ama dünyanın en önemli para kâğıdı firması, 1755 yılında kurulan ve Dalton kasabasında faaliyet gösteren Crane & Co.. Dolar kâğıdını yapan şirket. 2002 yılında gelip Tumba Bruk’u da satın alıyor. Yâni artık İsveç Kronu kâğıdı da Crane’den.

Tumba Bruk kâğıt fabrikasını kuran İsveç Merkez Bankasıydı. Bu bankanın ismi Sveriges Riksbank. Dünyanın en eski merkez bankası. 1656 yılında Johan Palmstruch tarafından kurulmuş. Johan Avrupa’yı kâğıt parayla tanıştıran Hollanda’lı bir tüccar. 1647 yılında İsveç’e gelip ulusal ticaret odası’nın başına geçiyor. Kral Güstav’a banka kurmayı teklif ediyor. İki kez reddedildikten sonra üçüncü denemesinde 1657 yılında Stockholm Bankası kuruluyor ve Johan bankanın ilk başkanı oluyor.

Johan Palmstruch, bankacılık nosyonuna iki yenilik getiriyor. İlki, yatırılan mevduatların kredi olarak verilmesi. Bugünkü bankaların yaptığı iş. Ama mevduatlar kısa, krediler uzun vadeli. Bu soruna çare olarak Johan 1661 yılında Kreditivsedlar’ı icat ediyor. Kreditivsedlar, tarihin ilk kredi kâğıdı. Yâni banknot. Güya yerini aldığı madeni paralarla istenildiği zaman değiştirilebilecek. Ama banka madeni mevduatların çok üzerinde kâğıt para basıyor ve böylece tarihin ilk fraksiyonlu bankacılığını başlatıyor. Yâni günümüzdeki gibi mevduatın küçük bir bölümünü rezerv olarak tutup 10 katı kredi vererek para yaratmaya başlıyor. Bugünkü sorunların nereden geldiğini görüyorsunuz değil mi?

Böyle olunca banka batıyor tabi. Johan da hapsi boyluyor. Bugün karşılıksız para basanların böyle bir sorunu yok. Daha sonra kralın banka üzerindeki yetkileri elinden alınıyor ve Riksbank, yâni İsveç Merkez Bankası özerkleşiyor. Başta para basma yetkisi yok ama sonra bu yetki veriliyor. Bu sefer de sahtecilik hortluyor. Sahte para basma sorununu halletmek için de Riksbank gidip daha sonra Amerikan dolarının 1879 yılından beri kâğıdını tedarik eden Crane & Co’ya satacağı Tumba Bruk kâğıt fabrikasını kuruyor.

Tarihi ilginç olaylarla dolu Riksbank’ın. Para basıp savaşlarını finanse etmek isteyen İsveç krallarına karşı özerklik mücadelesi; medeni hakların kazanılmasını sağlayan özgürlük savaşının finansmanı; Kral III. Güstav’ın öldürülmesine karışma; banker Wallenberg ailesiyle rekabet; zamanın Madoff’u Kreuger olayına bulaşma, vs. vs..

Riksbank’ın bir başka icadı da Nobel Ekonomi Ödülü. Banka 300 yaşına geldiğinde, 1968 yılında Nobel kazananların arasına ekonomistleri de sokuyor. Artık her 10 Aralık’ta, Alfred Nobel’in öldüğü gün, hayatımıza Nobel kazanmış ekonomistler giriyor.

Kimler yok ki bu seçkin listede. Milton Friedman, James Tobin, George Stigler, Franco Modigliani, Robert Solow, Markowitz, Merton Miller, William Sharpe, Myron Scholes, Stiglitz, Krugman…  Aslında ekonomi denen bu garip branş çok ilginç. Ekonomi ilmi, aynı şey hakkında birbirinden tamamen zıt şeyler söyleyen iki kişinin de Nobel alabildiği tek alan.

Hele hele 2008 global krizinden sonra ekonomistlerin karizmaları büyük yaralar aldı. Bugün yaptığı tahminin yarın bize neden yanlış çıktığını anlatan kişilerin ekonomist olduklarını zaten biliyorduk ama bugünlerde işleri hayli zor. Sorun bir ekonomiste; “Sizce Fransız ihtilâli dünya ekonomisini nasıl etkiledi?” diye. “Hmmmm. Henüz konuşmak için çok erken, bekleyip görelim.” diyecektir size. Her şeyi iyi hesaplarlar ama kimse içinden çıkamaz o hesapların. Üç ekonomist geyik avına çıkarlar. Biri geyiğin iki metre sağından ıskalar. Diğeri iki metre solundan. Üçüncüsü bağırır “Vurduk, vurduk!” diye. Telefon numarasını sorarsınız bir ekonomiste, size tahmini bir rakam verir. Keynes, kesinlikle yanlış çıkacağıma belli belirsiz haklı çıkmak daha iyidir” demişti.

Sormuşlar bir ekonomiste: “Kaç türlü ekonomist var?” diye. “Üç türlü” demiş. “Sayı saymasını bilenler”… “Sayı saymasını bilmeyenler”…  Aslında bir ekonomistin üfürdüğünü nerden anlarsınız biliyor musunuz?… Dudakları oynuyordur…

Kristof Kolomb da bir ekonomistti. Amerika’yı keşfetmeye gittiğinde nereye gittiğini bilmiyordu. Vardığında, bu sefer nereye vardığını bilmiyordu. Üstelik bütün bu seyahatleri devlet parasıyla yaptı… Bu seyahatlerin birinde bir seyyah, yamyamların adasına düşer. Kasapta dört türlü et satılmaktadır. Sanatkâr beyni: kilosu 9 lira. Filozof beyni: kilosu 12 lira. Bilim adamı beyni: kilosu 15 lira. Ekonomist beyni: kilosu 19 lira. “Vay canına” der seyyah. “Amma önemliymiş ekonomist beyni”. “Hayır” der kasap, “Bir kilo beyin için kaç ekonomist tepelemek zorunda olduğumu biliyor musun sen”.

Mühendis, kimyager ve ekonomist taşrada bir hana girerler. Ama sadece 2 oda boştur. Onun için biri ahırda yatmak zorundadır. Mühendis “ben giderim” der. Ama gece yarısı kapı çalınır. Mühendis geri dönmüştür. “Ahırda inek var, ben bir Hindu’yum. İnanışlarımıza göre orada yatamam” der. Bu sefer kimyager gider. O da geri döner. “Ahırda domuz var, ben bir museviyim. İnanışlarımıza göre orada yatamam”. Bu kez ekonomist gider. Biraz sonra kapı yine çalınır. Mühendisle kimyager kapıyı açınca bir de ne görsünler. İnekle domuz. Yatacak yer arıyorlar.

Beni de ekonomist sayıyorlar. Ama evde bu sorun yaratıyor. Geçenlerde çocukların partisi vardı, kulak misafiri oldum. Birbirlerine “baban ne iş yapıyor?” diye soruyorlardı. Biri benim babam doktor dedi, öbürü dişçi, öbürü müdür. Benimki “Benim babam boyacı” dedi. Sonra sordum niye öyle dedi diye? “Baba nasıl açıklarım onlara senin ne iş yaptığını!”

Ne iş yapıyorum… O iş icabı bir gün hükümet heyeti ile uçaktayım. İki ekonomistin ortasına sıkışıp kalmışım. İki tarafımdan ekonomi konuşup duruyorlar. Uyumama imkân yok. Kalkıp başka bir koltuk aramaya giderken arkamdan bağırdılar. “Bugüne kadar konuşmalarımızla uyutamadığımız tek kişi sensin” diye.

Bulduğum tek koltuk başbakanla ekonomiden sorumlu bakanın oturduğu koltuğun arkasıydı. Başbakan bakana dert yanıyordu. “Biliyor musun, 100 tane korumam var. Biri hain, ama hangisi bilmiyorum”. “O da bir şey mi başbakanım” dedi bakan. “Benim danıştığım 100 tane ekonomist var, sadece biri doğruyu söylüyor. Ama hiçbir zaman aynı kişi değil!”

Ekonomistler fazla içerlemesin. Mick Jagger ve Arnold Schwarzenegger de ekonomi okumuşlardı. Bakın ne kadar başarılı oldular.