DÜDÜK ÇALICILAR

Ali Perşembe
17 Şubat 2011, CNBC-e

Bu finans dünyası çok eğlenceli bir yer. Her geçen gün yeni bir kelime öğreniyoruz. Neler öğrenmedik ki. Çift dip, kur savaşları, CDS, Fannie ve Freddie, Dr. Kıyamet, VIX Endeksi, toksik varlık, küresel finans merkezi, ponzi düzmecesi, sıfırcı hoca, şişman parmak. Bu yılın en yeni moda kelimesi de “düdük çalıcı”.  Yıl düdük çalıcıların maceralarıyla başladı.

Bir olayın, şirketin, veya hükümetin içinde pişirilen pislikleri kamuoyuna duyuran kişiye düdük çalıcı deniliyor. Tarih düdük çalıcılarla dolu. Meselâ en ünlülerinden birisi Mark Felt.

Mezun olunca, devlet tarafından tüketiciyi korumak ve tekelleri engellemek için kurulmuş olan özerk Federal Ticaret Komisyonu’nda işe giriyor. Ama ona ıvır zıvır işler veriyorlar. İşinden nefret ediyor. Son olarak, halkın böyle bir markayla kandırılıp kandırılmadığını anlamak için Kızıl Haç markalı bir tuvalet kâğıdı firmasını araştırmakla görevlendiriliyor. Mark Felt daha sonra yazdığı hatıralarında şöyle diyor: “Günlerim evden uzakta, yollarda geçti, yüzlerce mülâkat yaptım. Araştırmam şu iki kesin sonucu doğurdu: 1) Çoğunluk tuvalet kâğıdı kullanıyor, 2) Çoğunluk bu konu hakkında soru sorulmaktan hoşnut değil.” Bu projeden sonra istifa edip FBI’da işe giriyor. Yıl 1942. Kim biliyor musunuz Mark Felt? Derin Gırtlak. 30 yıl sonra, Watergate skandalı sürecinde Washington Post gazetesi muhabirlerine sağladığı bilgilerle Başkan Nixon’un istifasına yol açan FBI ajanı.

Daha kimler var, kimler. Meselâ Erin Brockovich. Filmini seyrettik. Julia Roberts oynamıştı. Bir avukatlık firmasında sekreterlik yaparken Pacific Gas & Elelctric şirketinin 30 yıldır çevreyi zehirlediğini ortaya çıkarmıştı. Karen Silkwood. Onu da Meryl Streep oynamıştı. Plutonyum işleyen bir fabrikadaki güvenlik zaaflarını açığa çıkarmıştı. Jeffrey Wigand. Brown & Williamson tütün şirketinde nikotin bağımlılığını artırıcı dalaverelerin yapıldığını sızdırmıştı. O da sinemaya girdi. Russell Crowe oynadı.

Finans dünyamızda da bol bol düdük çalıcı var. Meselâ Cynthia Cooper ve Sherron Watkins. Biri Worldcom, diğeri Enron’daki pislikleri açık edince 2002 yılında Time dergisi tarafından yılın adamı seçildiler. Harry Markopolos. Madoff’un 150 yıl yemesini sağlayan dedektif. Daha burada firmalarının isimlerini vermek istemediğim onlarcası var.

Ne var ki, düdük çalmak öyle kolay bir iş değil. Hayatınız kararabilir. Ölüm tehditleri alırsınız, işinizi, evinizi, eşinizi kaybeder, sokaklarda sürünebilirsiniz. Meselâ Stanley Adams. İsviçreli Hoffman-LaRoche ilaç firmasında üst düzey yöneticiyken firmanın fiyat şişirdiğini AET’ye bildirince işini kaybedip İsviçre hükümetince endüstriyel espiyonaj yapıyor diye 6 yıl içeri tıkılıyor. Temize çaıkması 10 yıl alıyor.

John Michael Gravitt. General Electric’in B1 stratejik bombacı savaş uçakları fabrikasında makinistken firmanın hükümeti nasıl kazıkladığını ortaya çıkarınca kovulup sokaklara  düşüyor. Duncan Edmonds. Kanada hükümetinde bürokrat. Bir resmi Almanya seyahatinde savunma bakanının elinde NATO dosyalarıyla striptiz kulüplerinde gezindiğini ifşa edince istifa ettiriliyor. Savunma bakanı da istifa ediyor ama Edmonds persona non grata (istenmeyen adam) ilân ediliyor. Ya Mordechai Vanunu’ya ne demeli! İsrail’in gizli nükleer programını İngiliz basınına sızdırınca hayatının 17 yılını hapiste geçiriyor. İlk 11’i tek başına bir hücrede. Çıkınca dertleri bitmiyor. Yurt dışına çıkma, konuşma, gezme yasağı var.

Şimdi birçok ülke düdük çalıcıları koruyan ve ödüllendiren yasalar çıkarttı ama bunlar yetmiyor. Düdük çalıcılar ağızlarını açtıklarına bin pişman oluyorlar. Amaaa… Artık yepyeni bir mecra var. Wikileaks. Artık kimliğini açıklamak isteyen istemeyen her düdük çalıcı Assange’ın kapısını çalıyor. Siz gölgede kalın, ben açıklarım diyor bu yürekli adam. Bu sefer de onun hayatı zindan oluyor tabi.

Bugüne dek yüzbinlerce belge açıklandı. Kenya hükümetindeki kokuşmuşluktan Guantanamo tutuklularının Kızıl Haç’tan nasıl saklandığına, aşırı sağ Ulusal İngiliz Partisi üyelerinin isimlerinden Peru’daki petrol skandalına, Saudi kraliyet ailesiyle Alkayda arasındaki finansman bağlantısından diplomatların zırvalasrına kadar.

Uzağa gitmeyelim. Daha geçtiğimiz Ocak ayında, İsviçre’nin en eski ve köklü bankalarından biri olan ve zenginlerin 40 milyar dolarlık varlıklarını yöneten Julius Baer’in eski üst düzey yöneticilerinden Rudolf Elmer, hem kendi şirketinden hem de İsviçre hükümetinden değil yardım, tehditler görünce soluğu Londra’da Julian Assange’ın yanında alıyor ve Wikileaks’e yayımlanması için 2000 hesap sahibinin ismini ve ayrıntılarını teslim ediyor. Listede iş adamaları, sanatçılar, uluslararası şirketler, bankalar, hedge fonları, politikacılar, bürokratların isimleri var. Yatırım portföyleri, yalılar, konaklar, sanat eserleri, mücevherat, atlar, yatlar.

Elmer hemen tutuklanıyor. İsviçre bankacılık mahremiyet yasalarına aykırı açıklama yaptığı için. Olay yeni değil. Elmer 20 yıldır Julius Baer’de çalışıyordu. 2002 yılında kovulduğundan beri işsiz. Tehdit ediliyor. Psikolojik savaşta çürütülüyor. Davadan davaya süründülüyor. Hem İsviçre hem Julius Baer yakasını bırakmıyor.

Kimin haklı olduğunu çığırtmak bizim işimiz değil. Bankacılık mahremiyeti ve kişi haklarıyla ahlâksızlık arasında ince bir çizgi var. Baskı altında kalan İsviçre bankaları iki yüz yıldır onları cazip kılan gizlilik özelliklerinden bazı ödünler verdiler. Yasal olmayan işler yapıldığına dair kuvvetli kanıtlar sunulursa müşteri ve hesap bilgilerini artık veriyorlar. Ancak gizliliğin bir hak olduğu gibi uluslararası bankacılık ve iş hayatı sisteminin de bir parçası olduğunu unutmayalım.

Rudolf Elmer, Julus Baer’in Cayman Adaları’ndaki bürosunda çalışıyordu. İlginç bir yer Cayman Adaları. Kristof Kolomb 1503 yılında deniz kaplumbağalarını görünce adalara Las Tortugas ismini takıyor ama sonra, İngilizlerin amiral yapıp sir ünvanı verdiği köle tüccarı korsan Francis Drake timsah görünce adalara yerli dilde timsah anlamına gelen şimdiki adını veriyor. Adalarda korsanlar, gemisi batan tüccarlar, engizisyondan kaçanlar, Jamaika’da Oliver Cromwell’in ordusundan firar edenler, köleler yaşıyor adalarda.

Adalılar 8 Şubat 1794’te dalgalarda mercanlara vurup batan 10 tüccar gemisinin mürettebatını kurtarıyor. Gemilerin arasında İngilizlerin HMS Convert’ü de var. Kral 3. George memnuniyetini ifade etmek için adadan asla vergi almayacağına dair söz veriyor. O gündür bu gündür Cayman Adaları bir vergi cenneti. Şimdi… Adada insandan çok kayıtlı şirket var. Kişi başı gelirde dünya 14üncüsü. Dünyanın beşinci büyük bankacılık merkezi. 279 banka var. Dünyanın en büyük 50 bankasının 40’ının orada şubesi var. 10.000’in üzerinde hedge fonu orada kayıtlı.

Hele bir adres var ki Cayman Adaları’nda.  Başkent George Town’ın South Church caddesindeki Ugland House. Ugland House’u adres gösteren tam 18,857 şirket ve fon var. Obama deliriyor bu işe. Amerika bu işten müthiş miktarlarda vergi kaybı yaşıyor diye. Cayman Adaları diye takmış. Ugland House’a “dünyanın en büyük binası ve en büyük vergi dalaveresi” diyor. Bir başkan bağırıp çağırırken belki de ondan sonra gelecek olan başkanın (New York Valisi Michael Bloomberg) oarada parası var.

Kaldı ki, böyle adresler Amerika Birleşik Devletleri’nde de var. 1209 North Orange  Caddesi. Vergilerin az olduğu Delaware eyaletinin Wilmington kentinde. Bu adreste aralarında Coca Cola, Google, American Airlines, Kentucky Fried Chicken, verizon, General Motors’un da bulunduğu 200.000’in üzerinde şirket kayıtlı.

Kristof Kolomb’un isim taktığı bir başka vergi cenneti de şimdiki İngiliz Virgin (Bakire) Adaları. Kolomb adaları 1493 yılında ilk gördüğünde Santa Ursula y Las Once Mil Virgenes. Yâni Azize Ursula ve 11.000 Bakire. İsimi “küçük dişi ayı” anlamına gelen Ursula bir İngiliz azizesi. Biraz palavra gibi koksa da güzel bir hikâyesi var. Köln’deki Aziz Ursula Kilisesi’nin girişindeki taş oymada yazıyor: DIVINIS FLAMMEIS VISIONIB. FREQUENTER / ADMONIT. ET VIRTUTIS MAGNA MAI / IESTATIS MARTURII CAELESTIUM VIRGIN / IMMINENTIUM EX PARTIB. ORIENTIS / EXSIBITUS PRO VOTO CLEMATIUS / TAE VIRGINES PRO NOMINE

Ursula bir prenses. İngiltere’de güney batı bölgelerinin hükümdarı, babası Kral Donaut isteyince müstakbel kocasının bulunduğu yere yolculuk yapacak. Bu koca, Fransa’nın kuzey batı kıyısı olan Brittany valisi putperest Conan. Ursula, yanına 11.000 bakire alıp yola çıkıyor. Ama mucizevi bir rüzgâr onu çabucak karşı kıyıya ulaştırınca evlenmeden önce şöyle bir Avrupa turuna çıkayım diyor. Hunlar tarafından kuşatılmış Köln’u kurtarsın diye Roma’ya gidip Papa Cyriacus’u ikna ediyor (Vatikan tarih kayıtlarında böyle bir papa yok). Hunlar hem Ursula hem de 11.000 bakirenin kafasını kesip işi bitiriveriyorlar.

11.000 bakire! Müthiş bir rakam. Bir de şu rakamlara bakın. Bugün British Virgin Islands’ın Yâni vergi cenneti İngiliz Bakire Adaları’nın nüfusu 27.000. Adalarda 823.502 offshore şirket kayıtlı. Adam başı 30 şirket eder. Dünyadaki offshore şirketlerin %41’i orada kuruluyor. 823.000 bakire.

Dünyanın en büyük şirketlerinin bu vergi cennnetlerinde bağlı şirketleri var. Barclays’in 298 tane. Lloyds’un135 tane. BP’nin 85 tane. Tesco’nun 40 tane. Amerika’nın en büyük 100 şirketinin 83’ü oralarda. Bank of America, AIG. Tenisçiler, rock yıldızları, dikatörler.

Niye? Daha kolay, hızlı ve ucuz iş yapmak için, varlıklarını korumak için, mahremiyet için, düşük vergiler için, yatlarına bandıra almak, para kaybetmeden miras bırakmak için. Bu iş serbest. Her devlet, her kanun biliyor varlığını. Hatta kendileri kullanıyorlar. Bu işlere güzel bir isim konmuş. “Extra-legal.” Yâni illegal değil. Yasal ama yasanın etrafından dolanan.

Ancak söz konusu bu vergi cennetleri olunca extra-legal ile illegal arasında sadece incecik bir çizgi kalıyor. Vergiden kaçma ile vergi kaçırma arasındaki çizgi gibi. İşler kara para aklamadan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına, terörizm finansmanından alacaklıdan kaçmaya kadar uzayabiliyor.

Cayman, Virgin Islands, Bermuda, Turks & Caicos, Monaco, Mauritius, Barbados, Güneşli yerler, ama gölgeli insanlar var.