DENEY

Ali Perşembe
30 Ocak 2011, Milliyet

John Law bir İskoç’tu. 1671 yılında Edinburgh’da doğdu. Banker bir aileden geliyordu. Matematiği iyiydi. Paradan anlardı. Sıkı bir kumarcıydı. 14 yaşında ailenin mirasına konup Londra’ya taşındı ve soylu hanımefendilerinin gözdesi oldu. Kumarhanelerden yatak odalarına giden yol elbette risklerle doluydu. O zamanlar bir hanımın naumusu için ölünen, öldürülen zamanlardı. John Law, düelloya çağrıldı ve rakibini öldürdü. Davası sürerken de Amsterdam’a kaçtı.

Bir Fransa gezisinde Orleans Dükü ile tanıştı. Dük son derece nüfuzlu bir adamdı ama kafası Law kadar çalışmıyordu. Law’un çetrefilli ekonomik teorilerinden etkilendi. Bu sırada tarih de her zaman yaptığını yapıp Kral 14. Louis’in yavaş yavaş tahtalı köye gidiş sürecini izliyordu. Kral, Fransa için iyi şeyler yapmıştı ama arkasında çok ağır bir borç yükü bırakacaktı. Halefi 15. Louis henüz 7 yaşındaydı ve tahta Orleans Dükü vekalet ediyordu. Dükün halletmesi gereken ilk sorun borçlardı.

Hemen %20 devalüasyon yapıldı. Amaç, piyasadaki madeni paraları çaktırmadan tedavülden kaldırmaktı. Bastille hapishanesi istifçilerle doldurulmuştu. Denize düşen Dük, çok güvendiği ve hayran olduğu Law’un zekâsına sığındı. Law fırsatın üzerine atladı. Bir merkez bankası kurma, kraliyet gelirlerini yönetme ve kâğıt para basma yetkisini aldı. Fransa Kraliyet Bankası 1716 yılında kuruldu. Sermayesinin dörtte biri madeni para, dörtte üçü hazine bonoları şeklinde satın alındı. Piyasa boğazına kadar bu bonolarla doluydu. O zamanlar büyük bir iskontoyla işlem görüyorlardı ama buna rağmen ortaklara nominal değerden satılmışlardı. Basılan kâğıt paraların teminatı, tedavüldeki madeni paralardı. Hem yapılan hem de ileride yine yapılması beklenen devalüasyon, madeni paralara olan talebi iyice düşürmüş, kâğıt paranın albenisini artırmıştı. Law’un bu manevrasıyla yıl bittiğinde, banknotların değeri aynı miktara tekabül eden madeni paraların %15 üstüne çıkarken hazine bonoları da %20 iskontolu işlem görüyordu.

Law’un işi daha bitmemişti. Fransa’nın Kuzey Amerika’daki kolonileri hakkındaki genel iyimserliğin sütünü sağmak isteyen Law, bu kez dükten Fransa’nın Mississippi ticareti tekelini kendisine vermesini talep etti. Artık, madeni veya kâğıt, her türlü para basma ve vergi toplamanın yanında yeni dünyayla ticaret de Law’un kontrolü altına geçmişti. Bu şahane bir fırsattı. Law bankanın sermayesini artırdı ve bol bol yeni bono sattı. İşler o kadar iyi gidiyor, iyimserlik o kadar yaygın bir hale gelmişti ki Paris bir rüyada gibiydi. Halk Dük’e, Law’a ve Kraliyet Bankası’na hayrandı. Bonolar fındık fıstık gibi satıyor, fiyatlar devamlı yükseliyor, yeni zenginler türüyor ve elbette yeni bonolar ihraç ediliyordu. Lüks ithal malları Paris’e geldiği gün satılıyor, emlâk piyasası patlıyor, brokerlerin uşakları bile spekülasyondan para kazanıyordu.

Ta ki, Prens de Conti gelene kadar. Yeni bir ihraçta yazıldığı kadar tahsis alamayınca prensin kafası bozulmuştu. Elindeki tüm bonoları getirip, karşılığı olan madeni paraların ödenmesini talep etti. Prense ödeme yapıldı ama halk saadet çadırının temellerinin zayıf olduğunu, yâni zaten ağır bir iskontoyla işlem gören bonoların karşılığının olmama riskinin yüksek olduğunu idrak etmeye başladı. İtfa baskısı artınca, önce madeni para biraz daha devalüe edildi, sonra tamamen tedavülden kaldırıldı. Bu da isyanı başlattı. Bir ay öncesinin kahramanı Law, Fransa’nın en nefret edilen adamı olunca pılıyı pırtıyı toplayıp Venedik’e kaçtı. Fransa mı? Aynı çamurun içinde, hem de daha bulaşmış bir şekilde çırpınmaya devam etti.

Law bir bilinmezdi. Batakta olan Fransa, bu bilinmezle bir deney yaptı, başarısız oldu. Roma’dan Osmanlı’ya, Venedik’ten Antwerp’e, Napolyon’dan Rus çarlarına, Magna Carta’dan Smoot-Hawley’e, Enron’dan LTCM’e,  tarih başarısız finansal deneylerle dolu. Başarılı olanlar da var tabi. Şimdi kendi Merkez Bankamızın yaptığı işin bir deney olduğunu sadece yabancı basın, sadece ekonomistler değil aynı zamanda bankanın kendi yöneticileri söylüyorlar. Deney. İsmi üstünde. Denenmemiş bir şey. Her deney gibi riskleri var. Soru işaretleri var.

Sıcak para sıcak paradır. Zaten memlekete fabrika kurmak için gelmez. Sıcak paranın kökünü kurutmak gerçekten de tartışmasız arzu edilen bir şey midir? İhracatın ithalatla yapıldığı bir ülkede kur artışı cari açığa olumlu bir etki yapacak mıdır? Kur artışına taraf olan dış ticaret lobisi koordineli çalıştıklarına inanmak istediğimiz Merkez Bankası, Hazine, düzenleyici otorite ve hükümet kadar konunun diğer boyutlarına hakim midir yoksa can havliyle tepkisel mi davranmaktadır? Arzulanan mevduat faizi düşüşü müdür, kredi faizlerinin yükselişi midir? Ekonomik aktiviteye ve büyümeye nasıl etki yapacaktır? Bireysel borçlanma oranının gelişmekte olan ülkelere kıyasla hayli düşük olan bir ülkede kredilere fren yapılması doğru bir hedef midir? Maliyeti artan bankaların mevduat faizlerini indirmeleriyle tasarruf mu yoksa harcama mı teşvik edilmektedir? Uzun vadeli tasarruf hedeflenmektedir ama maliyeti artan bankalar bono satarsa bu gerçekleşecek midir? Cari açığın bir ilacı da tasarruf artışıdır. Mevduat faizi düşerse tasarruf yapılır mı?

Burada iletişim sorunu falan yok. Merkez Bankası’nın ne yaptığı gayet açık anlaşılıyor. Sadece çok soru var. Deneyi destekliyoruz. Deneyin tutmasını istiyoruz. Korkuyoruz.