BORÇLULAR VE KREDİTÖRLER

Ali Perşembe
24 Mart 2011, CNBC-e

600 küsur yıl önce Floransa’da Giovanni Fiorentino diye bir noter yaşardı. Yaşlanınca kendini emekli etti ve kenti bırakıp, kuzeydeki Forli yakınlarındaki köyüne giderek meslek hayatında görüp geçirdiklerini 1378 yılında kâğıda dökmeye başladı. Bitirince kitabına Il Pecorone ismini koydu. Sersem demek. Kitap yerel tacirlerin hayatlarından elli adet anekdotu içeriyordu. Aradan 200 yıl geçti ve kuzeyden biri gelip kitabı araklayarak bugün dünyada herkesin okuduğu kendi traji komedi uyarlamasını yazdı. İsmini de Venedik Taciri koydu. Evet Shakespeare.

Eserde Yahudi tefeci Shylock, kör kütük aşık genç Bassanio’nun sevgilisine ulaşmak amacıyla Belmonte’ye yapması gereken seyahati finanse etmek için 3.000 düka borç vermeye razı olur. Ama karşılığında Venedik’in en zengin taciri Antonio’nun etini teminat olarak ister. Bu teminat tefeci Shylock’un aldığı riskin karşılığıdır. Buna bugünlerde faiz deniliyor. 14. yüzyılda Venedik’in bir dünya kenti olmasının arkasında ticarete olanak tanıyan finansörlerin aldıkları risk karşılığında faiz ile kompanse edilmeleri yatar.

İyi de tefeci Shylock niye faizi para olarak değil de adamın eti olarak istedi? Çünkü ondan nefret ediyordu. Antonio bir Yahudi düşmanıydı. Burada hem Shylock’un Yahudi olması hem de Antonio’nun Yahudi düşmanı olması bir tesadüf değil. Shakespeare Venedik Taciri’ni yazdığında Yahudiler kenti halihazırda 100 yıldır finanse ediyorlardı. Venedik’in kenar mahallelerinden birinde, Banco Rosso denilen bir binanın önünde, tavule (masalarının) arkasında, banci (banklarının) üzerinde oturup işlerini görüyorlardı. Banka lâfının nereden geldiğini de böylece görüyoruz.

Venedik’li tacirlerin borç almak için neden bu ghettoya geldiklerinin bariz bir nedeni var. Faiz aforoz edilmiş. Hristiyanlar bu işi yapamazlar. Bugün Floransa katedrali Duomo’nun içinde Domenico di Michelino’nun bir freskosu var. Canto 17’de cehennemin yedinci katındayız. Dante’nin İlahi Komedya’sında faizcileri anlatıyor.

Keder gözlerinden gözyaşıyla aktı
Kızgın toprak ve yanan kar ellerini yaktı
Sinekler, bitler, böcekler aktı
Yaz köpekleri gibi
Yaralarını berelerini kanattı

İşte onun için ghettoya geliyorlardı tacirler. Aslında faiz Yahudiler için de yasaktı ama o ilahi kontratta kullanışlı bir kloz vardı. Kendi aralarında yasak. Yabancılara verebilirler.

1492 yılında Yahudiler İspanya’dan sürülmüşlerdi. Osmanlı’ya sığındılar. İstanbul ve İzmir gibi limanlardan Venedik ile ticaret yapmaya başladılar. Oraya gidip geliyorlar, orada yerleşiyorlardı. Cambrai Birliği savaşından kaçmak için Venedik’ten sığınma istediler. Kent ilkönce isteksizdi ama Yahudilerin hem finansman hem de vergi geliri kaynağı olabilecekleri görülünce onlar için özel bir alan ayrıldı. Ghetto Nuovo. Yeni Ghetto. Bu mülteciler orada 2 haftadan fazla kalırlarsa arkalarına kocaman sarı bir O harfi giymeleri gerekiyordu. Venedik condotte’sine (tüzüğüne) göre 5 yıldan fazla ikâmet edemezlerdi. Ama ticaret varsa paraya da ihtiyaç vardı ve parayı da onlar sağlıyordu. Ghetto hızla büyüdü. Yedi katlı evler yapıldı.

Ne var ki, 16. yüzyıl boyunca Venedik’li Yahudilerin hayatı hep pamuk ipliğinde oturdu. 1537 yılında Venedik Osmanlı ile savaşa girdiğinde mallarına haciz kondu. Daha sonraki savaşlarda da aynı şeyler oldu. Evlerini kaybettiler, tutuklandılar. Bu durumun hep tekrarlanmaması için Venedik hükümetine dilekçe verdiler. Allahtan temsilcileri bir İspanyol Yahudisi tüccar olan Daniel Rodriga idi. Rodriga müthiş bir arabulucu idi ve istediğini kopardı. 1589 yılında özgürce ibadet etmeye, Venedik vatandaşlığına ve Levant ile (yâni Doğu Akdeniz ülkeleri) ile ticaret yapma ayrıcalığına hak kazandılar.

Bugün dünyanın öbür tarafında bir yatırım bankası (Goldman Sachs) 16,2 milyar dolar jestiyon dağıtıyor. Bu parayı 32.500 çalışanına eşit dağıtsa adam başı 500.000 dolar eder. Afrika’da insanlar günde 1 dolarla yaşıyorlar. Dünya hiçbir zaman adil olmadı. Zenginler ve fakirler. Ve finansa ve finansörlere karşı düşmanlık hiç dinmedi. Hele hele borç verenler yok mu! Batı medeniyetinin tarihi boyunca onlara parazit olarak bakıldı.

Bunun 3 nedeni var: 1) Borçluların sayısı her zaman için kreditörlerden çok çok daha fazla olmuştur. 2) Birkaç yılda bir başımıza çöken krizler ve skandallar yüzünden finansa refah değil fakirlik, istikrar değil volatilitenin kaynağı olarak bakılıyor. 3) Yüzyıllar boyunca finansal hizmetler orantısız bir şekilde, vatandaşlık ve mülkiyet haklarından mahrum edilen ve kendi sıkı akrabalık ve güven ağları sayesinde başarıya ulaşan dini ve etnik azınlıklara bırakılmış.

Her ne kadar bir hayal ürünü olsa da Venedik Taciri aslında Venedik gerçeği ile sıkı sıkıya bağlıdır. Shakespeare’in oyunu mahkemede mutlu sonla biter. Herkes istediğini alır. Sadece Yahudi tefeci Shylock zararlı çıkar. Bu da bize günümüz finans dünyasının üç gerçeğini bütün çıplaklığıyla anlatır. 1) Borç piyasaları gelişmediyse tefecilerin fahiş faizler uygulama gücü olur. 2) Finans dünyasında hukuğun önemi çok büyüktür. Ve 3) Azınlık kreditörler hep toplumun tepkisine maruz kalacaktır.

Venedik Taciri zamanın anti-semitizm dalgası kadar günümüz finans ilmini de sorgulamaktadır. Toplum ve hukuk haklıysa neden borçlular kreditörlere borçlarını ödemeye devam ederler? Neden üstüne yatmazlar? Neden temerrüt norm değildir? Aradan 500 yıl geçti. Neden dünyada hâlâ tefeciler var? Her yerdeler. Afrika’da, New York’ta, Glasgow’da, Tokyo’da, İstanbul’da, Mersin’de, Konya’da. Milyar dolarlık merdiven  altı piyasalar var bütün dünyada. Gazetelere ilân veriyorlar.

Bugün İngiltere’de 200.000 hane halkı tefecilerden aldığı borçla yaşıyor. Yılda 100 milyon Sterlin borç alınıyor. Japonya’da Sarakin’ler var. Bankalarla birlikte çalışan yasal tefeciler. Japon nüfusunun %10’u onlardan kredi kullanıyor. Otuz yıl önce sayıları 30.000 idi. Bugün 10.000 sarakin var. Krediler 100 milyar doları aşmış. Türkiye’de tefecilikten vergi rekortmenleri çıkıyor. POS tefecileri günde 1 milyon liranın üzerinde ciro yapıyor.

Bütün dünyada tefecilik faizleri fahiş seviyelerde. Öyleyse borçlular borçlarını ödemek için neden kıvranıyorlar. Neden “ödemiyorum” diyemiyorlar. Bunun iki ana nedeni var. 1) Bu paraya ihtiyaçları var. 2) Bu küçük insanların ve işletmelerin ona göre teşkilâtlanmış tefecilerle cebelleşecek güçleri yok. Böyle diyerek tefecileri toplumun kanını emen asalaklar olarak isimlendirmek kolay ama bu olgunun arkasındaki ekonomik gerekçeyi anlamak zorundayız. Tefeci var, çünkü kimsenin kredi vermediği bir pazarda kendisine bir niş yaratmış. Tefeci var, çünkü kredibilitesi az olan bir zümreye riski yüksek bir finansman sağlıyor.

Kredi kelimesinin kökünün Latince credo olması bir tesadüf değil. Credo “sana inanıyorum” demek. Ama tefeci kritik bir ikilemle karşı karşıya. Eğer çok cömert olup az faiz isterse para kazanamaz ve üstlendiği riskin karşılığını alamaz. Eğer fahiş faiz isterse temerrüt riski büyür. Öyleyse yanıt ne?

Yanıt çok basit. Büyümesi, güçlenmesi gerek. Shylock kreditör olmanın zaaflarını keşfeden ilk kişi değil. Hem temerrüt riski var hem azınlık. 14. yüzyıl Floransa’sında finans sektörünü 3 aile domine ediyordu. Bardi, Peruzzi ve Acciaiuoli. Hepsi de battılar. Çünkü büyük borçluları battı. İngiltere Kralı 3. Edward ve Napoli Kralı Roberto. Bu 3 ailede kreditör olmanın zaaflarını görüyorsak, Medici’lerde de gücünü. Aslında Medici’ler bir döviz bürosuydu. Arte de Cambio. Aynı Venedik Yahudileri gibi banklarda döviz bozuyorlardı. Sonra onlara banker denmeye başladı. Çünkü ışığı görüp tefecilikten bankacılığa terfi ettiler. Banka kurdular.

Finans dünyası böylece tavulelerin arkasındaki bancilerden kurtulup kurumsallaştı. Hukuk devreye girdi. Ne var ki, eğer borç alma ve verme temelleri olmasaydı dünyanın ekonomik tarihi ayağa kalkamayacaktı. Ve eğer kreditörlerle borçlular arasında bu mütemadiyen gelişen ve büyüyen ilişkiler ağı olmasaydı bugünün global ekonomisi istop edecekti. İnsan uzaya gidemeyecekti. Cep telefonu, internet olmayacaktı.

1966 yılından beri Broadway tiyatrolarında Cabaret müzikali sahneleniyor. Liza Minelli söylüyor. “Money, money, money… Money makes the world go around, world go around”. Evet belki dünyayı döndüren para değil ama insanları, ürünleri ve hizmetleri dünyanın etrafında döndüren para.

Önemli olan, paraya borçlu insanların kanını emen sülük olarak bakmak yerine paranın dönmesini sağlayacak kurumları yerleştirmek. Eğer bankalar ve gelişmiş, derin kredi ve borç piyasaları olmazsa tefeciler için niş piyasalar olacaktır. Diğer finansal ürünler de öyle. Bir ülkenin finans piyasaları ne kadar gelişirse ve kurumsallaşırsa; tüccarlar, üreticiler, yatırımcılar ne kadar farklı ve çağdaş finansal enstrümanlar kullanabilirlerse merdiven altı da o kadar kolay biter.

Forexten vadeli hisse senetlerine… Varantlardan opsiyonlara… Biz kavga dinlemekten bıktık. Zamanı geldi geçiyor. Hem düzenleyici otorite hem kurumlarımız önce ülke çıkarlarını göz önüne alırlarsa… bu beş dakikalık bir iş!