BİR UZAYLININ SEYİR DEFTERİ

Ali Perşembe
20 Şubat 2011, Milliyet

Tarih: 100004002-45. Galaksi: R-056. Yıldız: 12BZ (dünyalılar “güneş” diyor).

Sönmek üzere olan bu ihtiyar ateş topun (şunun şurasında birkaç milyar yıl kaldı ama dünyalıların umurunda değil, birbirlerini yeyip duruyorlar) etrafında sekiz tane garip gök cisim dönüyor. Dünyalılar kendilerine tanrılar yaratmışlar, sonra bu tanrıların isimlerini bu gök cisimlere vermişler. Mesela ateş topa ikinci yakın olanın adı Venüs.

Venüs’te canlı yok ama dünyada birçok canlı var. Kimisi suyun içinde, kimisi toprağın altında, gül gibi geçinip gidiyorlar. Ama bir canlı türü var ki, her şeyi berbat etmiş. Diğer canlıları sindirmiş, yarısını yok etmiş. Dünyada ne varsa tüketiyor. Tek ürettiği çöp. Bu çöpleri de suya atıyorlar. Biz biliyoruz, birkaç milyar yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, başlarına neler gelecek, haberleri yok. Tam sayamadım ama bunlardan aşağı yukarı 7 milyar tane var. Yarısının kafasında az miktarda tüy var veya hiç yok. Öbür yarısının kafalarının tamamını göremedim. Takriben dörtte birinin kafalarının üzerinde örtüler vardı. Ama örtülü olmayanların tüyleri kafalarından aşağı lüle lüle dökülüyor. Çok ilginç. Kafası çok tüylü olanların vücutlarında tüy yok. Kafası az tüylü olanların vücutları ise çok tüylü. Bu vücudu çok tüylü olanlar Venüs’ten çok korkuyorlar. Başlarına ne geldiyse Venüs yüzünden gelmiş. Dünyalılar bu olguya “uçkurundan çok çekti” diyorlar, ne demek istiyorlar anlamadım.

Bu gök cisimler birbirlerine çok yakın ama dünyalılar birbirleriyle uğraşmaktan daha ancak kendileri etrafında dönen ve ay dedikleri ıssız, gereksiz ve tozlu bir taş parçasına gidebilmişler. Uzaklara gitmekte pek kabiliyetli gözükmüyorlar. Üstelik gittikleri her yeri batırıyorlar. Kendi gök cisimlerinin en yüksek yeri topu topu 8.800 metre, oraya bile bir kaç bin kişi gidebilmiş. Ancak bu birkaç bin kişi bile etrafın içine etmeyi becermiş. Dağ dedikleri bu minik tepelerin etrafını kullanılmış oksijen tüpleri ve ağızlarından içeri attıkları şeylerin paketleriyle batırmışlar.

Çok garip bu dünyalılar. Ancak yanıbaşlarındaki aya kadar gidebiliyor, biraz daha uzak galaksileri tuhaf boruların içinden bakarak gözleyebiliyorlar ama evrenin ne olduğu hakkında hiçbir fikir sahibi olmamalarına rağmen “kainat güzeli” diye o tüysüz olanlarından bir tanesini seçip kafasındaki uzun ve sarı tüylerin üzerine gri ve parlak bir elementten yapılma, delik deşik bir şapka koyuyorlar ve onu seyreden herkes ellerini birbirine vurarak gürültü yapıyor. Bu tüysüz ırkın kafasındaki tüyler sarı olunca, kafası az tüylü, vücudu bol tüylü olanların davranış şekilleri ve bakışları değişiyor, göz bebekleri büyüyüp burun delikleri açılıp kapanmaya başlıyor.

O ilkel teknolojileriyle bir sürü sentetik çöp üretmiş dünyalılar. Naylon, asfalt, polyester, çimento, lego, asbestos, formika, vazelin, kola, viagra, red bull, silikon, botoks, ddt, deodoran, uhu, ciklet, margarin, teflon, plastik gibi isimler takmışlar bunlara. Plastikten küçük bir kare kesmişler, üzerine yıldızlı resimler çizmişler ve onlara da adios, bonus, fish, axess, flexi, world, platin, premium gibi tuhaf isimler vermişler. Birbirlerinden naylon, asfalt, polyester, çimento, lego, uhu, ciklet, margarin, teflon gibi çöpleri alıp vermek istediklerinde bu küçük plastik kareyi kullanıyorlar. Her yerde bu plastik kareler geçiyor.

Dünyalılar bir yerleri bozulduğunda hastane dedikleri bir yere gidiyorlar, beyaz kumaşlara bürünmüş kişilere oralarını buralarını ellettiriyorlar. O beyaz kumaşlılar, o ellemeler karşılığında eskiden o plastik kareleri kabul etmezlermiş. Plastik kareler yerine, çok daha dayanıksız, eciş bücüş, buruş buruş, ve üzerlerinde henüz tanışmadığım dünyalıların kafalarının resimleri olan pis kâğıt dikdörtgenler alırlarmış. Ama artık plastik kareleri de çok seviyorlarmış.

Bu plastik kareleri artık herkes çok seviyor. Dünyalılar her yerde bu plastik kareleri kullanıyorlar. Öldürdükleri diğer canlıların derisinden ya da ürettikleri sentetik çöplerden yapılma bir paketin içinde onlarcasını taşıyorlar. Örneğin, kafası çok tüylü olanlar vitrininde kendi atmosferlerini delen gazlar püskürten yüzlerce renkli tüp olan dükkanlara gidip kafa tüylerini yine kendi ürettikleri sentetik çöplerden yapılma boyalarla sarıya boyattıklarında sadece bu plastik kareyi gösteriyor, tüyleri boyanırken etraflarında yerleri süpüren ve genellikle boyları daha kısa olan dünyalılara ise o paketlerden çıkarttıkları eciş bücüş dikdörtgen pis kâğıtlardan veriyorlar. Kafası çok tüylü olanlar bu dükkanlara kendilerini kafası az tüylü olanlara beğendirmek için gidiyorlarmış.

Kafası az tüylü, vücudu bol tüylü olanlar da; hep kafası çok tüylü, vücudu az tüylü olanların peşinde dolanıp kendilerini beğendirmek istiyorlar. Bunu becermek için, onlarla beraberken bol bol plastik kare kullanıyorlar. Kafası az tüylü, vücudu bol tüylü olanlar; kendilerini kafası çok tüylü, vücudu az tüylü olanlara beğendiremezlerse bazen plastik kart kullanmayı bırakıp direkt eciş bücüş kağıt dikdörtgenleri onlara veriyorlar. Bu alış verişte plastik karelerin neden kullanılmadığını henüz öğrenemedim. Araştırıp, seyir  defterinin bundan sonraki sayfalarında bildireceğim.