AVRUPA’NIN İRLANDA’SI

Ali Perşembe
2 Aralık 2010, CNBCE Perşembe’nin Gelişi

İrlanda’lı olmak.

Şarkı söylemek, bir oturuşta 10 bira devirmek, ciddiyi şakaya vurup, şakayı ciddiye almak, yemyeşil ama ıpıslak berbat bir iklimde oturmak, yağmurdan kiliseye kaçmak, öldürülmemek için allaha şükür ateistim demeyi öğrenmek, sofuluğun pençesinde doğurmak doğurmak, sonra doyuramamak, sonra yine soluğu pub’da almak.

Mantığı farklıdır İrlanda’lının. Gider pub’a, 3 bira ısmarlar. Hepsinden birer yudum ala ala bitirir ve 3 bira daha ısmarlar. Bu kez barmen sorar, niye birer birer ısmarlamıyor diye. Hem daha soğuk kalır hem de gazı kaçmaz.

İrlanda’lı yanıtlar. “Benim biri İspanya diğeri Portekiz’de kardeşlerim var. Ben de burda Dublin’deyim. Evden ayrıldığımızda, dünyanın neresinde olursak olalım, hep birbirimiz için böyle içmeye söz verdik. Bu iki bardak kardeşlerim, bu da benim için.” Barmenin gözleri yaşarır, duygusallarşır, ne güzel bir adet der.

İrlanda’lı artık hep o pub’a gider, müdavimi olur. Her seferinde üçer üçer ısmarlayıp biralarını içer. Bir gün kapıdan içeri girer ve sadece 2 bira ısmarlar. Birden bara bir sessizlik çöküverir. Sanki müdavimlerin üzerine ölü toprağı serpilmiştir. İrlanda’lı iki birayı bitirip ikinci ikiyi ısmarlamaya bara gittiğinde barmen ona çok üzgün olduğunu söyler, kaybettiği kardeşi için başsağlığı diler. İrlanda’lı “üzülme canım, kimse ölmedi, ben içkiyi bıraktım” der. Böyledir İrlanda’lı olmak.

Bahtsızdır İrlanda’lı. Önce Keltler, sonra Vikingler, sonra Normanlar, sonra İngiliz’lerin zaptı, talanı, tecavüzü, baskısı, sömürüsü. Fukaralık, açlık, cehalet, ayrımcılık dolu bir tarih. Sonra patates kıtlığı. 8 milyonluk nüfusun 10 yılda 3 milyona düşüşü. Yarısı açlıktan ölüm, yarısı göç.

Halbuki daha bundan birkaç yıl önce göç tersine dönmüştü. İrlanda ekonomik mucizesine inanan gençler geri dönüyordu. 1995 ile 2005 arasında emlâk fiyatları üçe katlamış, büyüme %10’lara ulaşmış, büyümenin getirdiği vergi gelirleri müthiş bir bütçe fazlası yaratmış, uluslararası finans piyasaları İrlanda’yı keltik kaplanı diye çağırıyordu.

Şimdi…. 205 milyar dolarlık ekonominin dış borcu 2.25 trilyon oldu. Gayri safi yurt içi hasılanın 11 misli. 26 myr dolarlık bütçe açığı gayri safi yurt içi hasılanın %12’sine ulaştı. Kişi başına düşen borç 503 bin dolar. Ülke notu 2 kademe birden düşürüldü.

Geçen hafta İrlanda, Yunanistan’dan sonra Avrupa Birliği’nden kurtarma plânı isteyen ikinci ülke oluverdi. Euro Bölgesi ülkeleri ve Avrupa Merkez Bankası durumun Portekiz ve İspanya’ya da sıçrayacağından korkarak direnen İrlanda hükümetinin sırtını duvara yapıştırdı ve yardım talep etmesini mecbur etti. AB ve İMF daha bir hafta öncesine kadar yardıma ihtiyacı olmadığını bağıran bu bahtsız ülkenin gururunu ve direncini kırdı.

Daha mayıs ayında Yunanistan gibi zayıf halkalar için 750 milyar euro’luk yardım fonu ayıran AB, bu fonu iki katına çıkarmayı plânlamaya başladı. Yazın Yunanistan için 110 milyar euro tahsis edilmişti. Şimdi İrlanda için 85 milyar konuşuluyor.

Piyasalarda muzip sorular soruluyor. İrlanda ile İzlanda arasındaki fark nedir? Yanıt: Bir harf ve 6 ay. Bob Geldof’un yardım toplamak için Etyopya’da konser düzenleyeceği bile mırıldanıyor.

Peki ne oldu da o ekonomik mucize, o keltik kaplanı bu hale düştü? Dilimin döndüğünce anlatayım: İrlanda’da, Yunanistan’da, İspanya’da emlâk piyasası patlarken Almanya’da fiyatlar %6 düşmüş, 1989 birleşmesi sonrası Alman ekonomisi resesyona girmiş, resesyon Avrupa’ya sıçramış, işsizlik tırmanmaya başlamıştı.

1 ocak 1999’da 11 ülke euro’ya geçince bölgeyi refaha ulaştırıp ekonomik istikar getirecek Avrupa Merkez Bankası tahta çıkmıştı. İyi de bu plânda küçük bir hata vardı. Bütün birlik için tek bir faiz oranı uygulanacaktı ama birlikteki her ülke aynı hızda büyümüyordu. Hemen hemen yok olan enflasyon ortamında uygulanan düşük faiz oranları evet Almanya’nın Fransa’nın işine yarayacaktı ama bu oranlar İrlanda’lı yatırımcı ve konut alıcıları için bir bal kavanozuydu. Bu da elbette emlak balonunu yaratacaktı. İşte farklı büyüme oranlarına ve farklı mortgage yasalarına sahip ülkelere uygulanan bu ortak faiz oranı politikası balonu yaratan unsur oldu.

Bütün balonlarda olduğu gibi, İrlanda emlâk balonunun faili de hırs, sürü psikolojisi ve abidik gubidikçi bankalar oldu. Balon şişerken her yer güllük gülistanlıktı. 1970’lerde %20’lik işsizlik oranlarıyla boğuşan, gençleri göç eden ülkede kentler yenileniyor, fabrikalar açılıyor, inşaat sektörü Polonya’dan işçi ithal ediyordu.

Konut sahibi olmak, 1920 yılında bağımsızlığın kazanılmasından beri İrlanda mantalitesinin hep merkezine olmuştu. Bu süreçte ülkenin %90’ı kendi evinde oturmayı becerdi. Ama yükselen emlâk fiyatları ve düşük faiz oranları hırsa, sürü psikolojisine ve bu fırsatlar kazanında her türlü kuralı bükmeye yatkın bankacılara kapıyı araladı. Herkes nasıl olsa mortgage’ı kira öder diye kiraya vermek üzere başka konutlar alarak borca girdi. yeni emlâk milyonerleri türedi.

Ama yavaş yavaş pis kokular da gelmeye başladı. Yeni yapıların %30’u boştu. Dublin fiyatları artık yeni evlilerin erişemeyeceği seviyelere çıktı. Dublin dünyanın en pahalı kentlerinden biri haline geldi. Bu arada emlâk spekülatörleri sadece İrlanda’da değil, İspanya’da, Yunanistan’da ve Doğu Avrupa’da da emlâk alıyorlardı. İrlanda’lılar Bulgaristan’ın en büyük emlak yatırımcısı oldular.

Bu saadet zincirini devam ettirmek isteyen İrlanda bankaları, mortgage brokerleri, inşaat firmaları ve kent planlamacıları da kuralları bükerek yangına körükle gittiler. Piyasa paylarını korumak isteyen bankalar ödeme güçleri meçhul memurlara maaşlarının bilmem kaç misline %100’e varan peşinatsız konut kredileri verdiler. O yıllarda bankacılar mortgage satış hedeflerine yılın daha ikinci ayında ulaşıyor, bonusları lüplüyorlardı.

Ama uluslararası yatırımcılar bu saadet zincirinin küçük bir grup bankacı, politikacı, bürokrat, hukukçu ve emlâk kralı tarafından uzatıldığının farkındaydı. Ülkenin en büyük bankası Anglo Irish Bank millileştirilmiş, finansal tabloların cilâlandığı ortaya çıkmış, irili ufaklı skandallar patlamaya başlamıştı. Milyarlarca euroluk kamu fonları iki büyük bankaya tahsis edilmişti.

Bu pis kokular karşısında uluslararası yatırımcılar İrlanda bankalarının hisselerini satmaya başladılar. İrlanda bankalarının yönettiği emeklilik fonlarının içinde kendi bankalarının da hisseleri olunca bu satış sonunda emlâk piyasasına da sirayet etti ve 2008 yılında çöküş başladı. İrlanda ekonomisinin fazlasıyla inşaat sektörüne dayalı olduğu açığa çıktı, resesyona girildi ve işsizlik patladı. İrlanda artık sadece resesyona değil, aynı zamanda boş binalarla dolu bir emlâk denizinde borç batağına girmişti. Emlâk fiyatları 2005 seviyelerine geri döndü.

Bu çöküş bankalara mortgage borcu olan büyük bir nüfus yarattı ve kasaları boşalan bankalar konutlara el koymaya başladı. Temerrütler bankaları köşeye sıkıştırınca devlet yardımları başladı. Devlet yardımları büyük bütçe açıklarına sebebiyet verdi ve gerisini biliyorsunuz. Yıl sonunda İrlanda’nın bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın %32’sine çıkacağı tahmin ediliyor.

Bir yıldır yeteri kadar parası olduğunu söyleyen İrlanda hükümeti sonunda tükürdüğünü yaladı ve ellerini Avrupa Merkez Bankası’na, İMF’ye ve İngiltere’ye açtı. İngiliz hükümranlığının en karanlık dönemi olan patates kıtlığında 2 milyon genci göç eden İrlanda‘da… bankalarına ve hükümetine güven ve inancını kaybeden gençler… yine sadece ülkenin o berbat ikliminden değil hırsın ve sürülerin peşine takılmış basiretsizlikten kaçmaya başladılar.

Büyük yatırımcı ve Warren Buffet’ın hocası Benjamin Graham’in dediği gibi piyasa tepelerinde veya diplerinde doğru yatırım önerisi yapanı bulmak zor olur. 2008 yazında, İrlanda emlâk piyasası zirvedeyken uzmanlar piyasanın daha uzun yıllar sağlıklı olacağını üfürüyorlardı. Zincirin saadeti sağduyu körlüğü yaratmıştı. Bu sadece İrlanda’lı değil her ülkenin yatırımcısı için ders olmalı. Hızır bir yatırımcı olmak için bütün ihtiyacınız kısa bir hafıza ve yukarı çıkan bir piyasadır.

Artık İrlanda’lı da bizim 2001 yılında öğrendiğimiz gibi bir bankayı soymanın en kolay yolunun o bankanın sahibi olmak olduğunu öğrendi. Öğrendi de, 85 milyar euro yardımın işe yarayıp yaramayacağı hakkında yine bol soru işareti var. Benim bu yardımlara pek aklım ermiyor. Size sorayım: İrlanda bankaları balonu finanse etmek için yabancı bankalardan borç aldılar. Battılar. Bu borçları ödeyemiyorlar. Şimdi, borçlarını ödeyebilmeleri için yabancı bankalar İrlanda bankalarına 85 milyar daha borç verecekler….. Benim mi aklım kısaaaa….. belki de Merkel’le Sarkozy’nin vakti kısa…

Çünkü Yunanistan’la başlayan bu iş İrlanda’yla bitmeyebilir. Spekülatörler Portekiz ve İspanya için ellerini ovuşturmaya başladılar bile. Kurtarma fonlarını ikiye katlamayı plânlayan Avrupa Birliği İrlanda’lı mantığıyla çalışan antrenöre benziyor. Diyor ki, yahu dış sahada hep kaybediyoruz, iç sahada da hep kaybediyoruz. Başka nerde oynayabiliriz?

Yanlış yanıt değil mi? Ama Avrupa Birliği böyle işliyor. İrlanda’lı üyesine soruyor: “Ya dalgıçlar tekneden niye arka üstü atlıyorlar?” İrlanda yanıt veriyor; “Tabi arkaya doğru atlayacak, öne doğru atlasa teknenin içine düşer.”

Deliğe düşenin birinci kuralı eşelemeyi durdurmak olmalı değil mi? Ama Avrupa Birliği pek de öyle yapmıyor. Kendi deliğini kendi kazıyor, kendi vatandaşını kendi satıyor. İrlanda’lı yıllarca bedava kredi alıp ev sahibi olurken kimse şikayet etmiyordu. Piyasa çöktü ama İrlanda hükümeti yardıma ihtiyacı olmadığında diretti durdu. Avrupa Birliği’de “Yardım almazsan İspanya ile Porterkiz de gidecek” diye İrlanda’nın ümüğünü sıktı ve Merkez Bankası ile İMF’yi devreye soktu. Bardaki İrlanda’lı ayyaşın hikâyesi bu durumu harika tarif ediyor:

Zavallı Murphy, parası yok ama gidiyor Brüksel pub’ına ve barmen’e “bütün içkiler benden, bir tane de kendine doldur” diyor. Herkes memnun ama hesap geldiğinde “bende para yok” deyince barmenden dayağı yiyor. Ertesi gün yine “bütün içkiler benden”, barmene de “bir tane de kendine doldur”. Ama yine para yok, yine dayağı yiyip dışarı atılıyor.

Üçüncü akşam farklı. Yine “bütün içkiler benden”, ama bu sefer barmene yok. Barmen içerliyor. “Ne yani bana yok mu?”

“Sana artık yok” diyor İrlanda’lı. “Sen içince şiddete başvuruyorsun”